şükela:  tümü | bugün
  • eski bir çarşafı ağacın altına gerip ağacı sarsmak suretiyle yapılan iş. alınan zevk kafaya düşen dut sayısıyla doğru orantılıdır. toplama bittikten sonra çarşafın ortasında biriken dutların görüntüsü bile yeter. yemesinden geçtim.
  • bir de o çırpılan ağacın altında durduğunuzda kafanıza dut böceği denen kocaman kocaman çengelleri olan böcekler düşer. ama gene de çok zevklidir. sonra dutlar o çarşafın ya da naylonun ortasında biriktirilip, kocaman çuvallara aktarılır ki pestil ya da pekmez yapılmak üzere şırası çıkartılsın.
  • tırtıl hayvanını tanımayı beraberinde getirir. eğer beyaz ise toplanan dut kesinlikle araya karışmıştır bi kaç tane. ikisinin de kıvamı vıcık bişey olduğu için anlamazsın da. dut toplama eylemi çocukluğu akla getiriyor insana direkt olarak, eski bir çarşaf bulunur, ağaca çıkmaktan haz alan bir kaç gönüllü çocuk çıkıp sallar ve dökülenler toplanıp afiyetle yenirdi. genelde dut ağacının etrafı leş olduğu için üstü başı kirlenirdi herkesin.
  • kimi yerlerde dut silkmek denildiğine de şahit olunmuştur.
  • herle ve sonrasinda pestil yapmadan önce gerceklestirilen faaliyet.
    evet - cok eglencelidir, ama cok da yorucudur. toplarken bir yandan da kilolarca dut yenir, karin tika basa dolana dek, oh mis, yaz gelsin, gümüshane'ye gideyim.
  • dut komünisttir, bütün mahalle çarşafın bi ucundan tutar, hep beraber silkilir ve hep birlikte yenir.....
  • çocukluğumu hatırlatan eylemdir.
  • burada yazan herkes işin romantik kısmı ile ilgili klavye tıkırdatmış ancak benim bu eylemi gerçekleştirirken hissettiklerim gerilim ve korkudan başka bir şey değildir.

    dutların döküleceği bez/çuval/çarşaf her ne ise açılır. ağaçta dutu silkecek kişi devamlı olarak size "sağa git", "geri git biraz", "olmadı biraz sola" gibi komutlar verir. yakan güneşten kafanızı kaldırıp el işaretlerini de göremezsiniz.
    sallanan dallardan kulağakaçan olarak bilinen o iğrenç böcek düşmeye başlar. başınıza düşer ya da yakanızdan içeri girer. bir beretta ile öldürebileceğiniz büyüklükte örümcekler de düşer. bunların yanında irili ufaklı bir sürü adını bile bilmediğiniz haşerat da size eşlik eder. pıt pıt şeklinde kıyafetinize düşen dutların bıraktığı iz de cabası. belki biraz hanımevladı gibi oldu ama bendeki çağrışımları bunlardan ibaret. ben mesela hitchcock'un yerinde olsam "kuşlar" diye değil "dutlar" diye film çekerdim. hatta durun en iyisi çekeyim.
  • dikkat edilmesi gerekendir. adana'daki örneği gibi korkuluk demiri kolunuza saplanabilir.(görüntü +16 biraz ürkütücü şimdiden belirteyim)
  • o kadar büyük organizasyonlarla toplayanlar olmuş halime şaşırdım. elimle gerçekleştirdiğim eylemdir efendim.

    bizim köyde bir dut bahçesi var. oraya gayet sakin sakin girip, ağaca çıktım sakin sakin topluyordum ki bahçede çeşitli sesler duymaya başladım. zaten gelen arılar beni korkutmaya ve kesik çığlıklar atmama neden oluyordu. derhal doldurmadan eve dönmek istemediğim kovayı en büyük dutlarla doldurmaya başladım. aşağıya hiç bakmıyordum ki köydeki bazı bireylerin gördüğü yılanı görmeyeyim. bir aralık ayağım hafif kayar gibi olduğunda sanki o yılanı görür gibi oldum. sanırım görmezden gelmem daha işime yarayacaktı. bir çırpıda topladım elime geleni. bayram öncesi tırsaklıktan ağaçtan düşüp bir yerlerimi kırarım diye ürktüm sanırım.

    tam gidecekken elimi yıkarken kullanmak adına aldığım yaprakta da yeşil böcek gördüm. bastım tabi yine çığlığı. hay dedim gelmez olaydım. dutuna daa ağacına daaa daha birine de!

    derhal aşağıya inip kovamla birlikte topuklarım ardıma vura vura kaçtım. topladığım dutlardan tekini bile düşürmeden ama. sonuçta benim emeğim. heba edemezdim. *