şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • neye göre kime göre ucuz diye düşünüldüğünde çarpıcı sonuçlar bulmanıza neden olan alışveriş mekanıdır. almanya'da bi kaç tane çikolata alıp amaan gene alırım diyip son güne kalınca
    berlin'deki duty free'ye baktıktan sonra amaan istanbul'da daha ucuzdur diyip kazıklanmak. aman neyse uykusuzduk bi hata ettik eheh.
  • yunan adalarına giderkenki geçilen duty-free shop'lar da fahiş fiyatlar mevcut(muş).

    sabah annemin telefonla "one million parfüm 66 €" demesiyle sarsıldım. boyner de 50 €, hepsiburada'da 40 € aynı meret.
  • ilk haberim olduğunda adında free geçiyor diye her şeyi bedava sandığım yer.
    bi de ben bunu tek dükkan sanıyordum.

    " dutty free'den aldım",

    "ablamlar gelirken dutty free'den getirdiler" diyorlardı ben de o aklımla mağaza sanıyordum. (bkz: yurtdışı mı gördük)
  • her şey pahalı olabilir belki ama 1litre olmeca goldu 57 tlye aldım lan ben buradan. migrosta 75lik olanı 77 tl ye mi ne satılıyor. ben daha ne isterim ki? zaten alkoldeki fahiş vergiler sayesinde 1 litre içkiye 100tl vermek çılgıncasına bir mevzu. yani 57 tl ye almak aslında ucuz almak falan değil bence, normal fiyattan almaktır. yine de şunu söylemek lazım, yıllarca duty freeleri millet geçim kapısı olarak gördü, doğruya doğru şimdi. bunlar sayesinde nice insan köşe oldu. çok ekmek yedi. her mahalle bakkalında bile duty freeden gelme sigaralar satılırdı tezgah altında.

    artık o mevzu yok gibi. fiyatlar zaten normal fiyatlara çok yakın olduğu gibi satış engelleri de mevcut. yalnız dediğim gibi olmeca piyasanın baya altında.
  • amsterdam dönüşü schiphol havaalanındakinde, bacardinin mojitosu, mojito yapım kiti ile birlikte 15 euroya bulunabilir. "istanbul'dan alırım uçakta yük olmasın" derseniz, avcunuzu yalayacağınız aşikardır.
  • genellikle fiyata göre değil türkiye' de olup olmamasına göre alışveriş yaptığım mekanlardır.

    kırk yılda bir yurt dışına çıkıyoruz zaten, para da feda olsun ne diyelim.
  • bu sevilesi tapılası yerlere güzel örnek teşkil olacak meksika-san diego sınırı vardır efenim olmecanın 9 dolar gold labelin 44 dolar olduğu yerlerdir bunlar , uğramalı görmeli sevilmelidir yoksa küser diyolar :(
  • her zaman her yerde olduğu gibi türkiye söz konusu olduğunda yine en yüksek fiyatların geçerli olduğu özel alışveriş alanları.doha havaalanında 50 dolarlık 3 kartondan oluşan marlboro paketini ,aman yük etmeye gerek yok üç aşağı beş yukarı aynı fiyata atatürk havalimanından alırım diye pas geçtim.indiğimde aynı ürünün memleketimde 70 euro olduğunu gördüm ve sırf inadımdan almadım.türk milletinin kaderinde var kardeşim kazıklanmak , daha memlekete ayak basarken sokmaya çalışıyorlar kol böreği gibi.
  • erbil'de havaalanı dışında şehrin merkezinde de bir şubesi bulunur. içki, sigara ve diğer tütün mamülleri, çok dandik elektronik eşyalar, saat, takı ve parfümeri ürünleri bulunmakta. herhangi bir limit veya pasaporta işleme gibi sınırlama yok, marketten alışveriş yapar gibi yapabilirsiniz.

    bir kaç örnek fiyat vereyim:

    absolut 100 : 14,00 dolar (litrelik şişe)
    absolut limited edition : 10,00 dolar (litrelik şişe)
    j&b : 10,00 dolar (100'lük şişe)
    red label : 11,00 dolar (100'lük şişe)
    olmeca : 19,00 dolar (litrelik şişe)
    kahlua: 11,00 dolar (litrelik şişe)
    smirnoff black : 13,00 (litrelik şişe)
  • giriş notu: farklı milletlerin duty free'lerdeki alışveriş tarzlarıyla ilgil bir şeyler yazasım vardı, dedim en iyisi bu başlığa yazayım, hem duty free'de çalışmayı düşünen arkadaşlar için de bi fikir verir belki.

    önce bir açıklama yapayım. bu entryde yazılanlar 2011 yazındaki 3 aylık atatürk havaalanı free shop kasiyerliği tecrübelerim sonunda oluşmuş bilgilerdir. istanbul önemli bir aktarma noktası olduğu için bu 3 aylık sürede etkileşime girmediğim millet kalmamış olabilir. şimdi kötüden iyiye doğru giderek ele alalım insanları. neye göre kötü neye göre iyi dediğimi anlarsınız okudukça.

    orta asya türkleri: bir millet düşünün ki, bütün insanları (tabi mağazadan geçenleri diyorum) düşüncesiz, saygısız, çakallık peşinde ve utanmaz olsun. ne zaman aşgabat yolcusu gelse sorun çıkıyodu arkadaş. 9 karton sigara, 3 litre yüksek alkollü 6 litre de düşük alkollü içecek limiti vardı, ve istisnasız hepsi bu limiti dolduruyodu. yani beş kişilik bir grup geldiğinde, 45 karton sigara, 15 şişe yüksek alkollü 30 şişe de düşük alkollü içki alıp gidiyolardı. limiti zorunluluk sanıyolardı heralde. öyle değildi tabi ki götürüp orada satıyolardı. bir paket sigaranın türkmenistanda el altından 10 dolara satıldığını düşünün. neyse diyeceksiniz ki işin ne pezevenk limitleri dahilinde istediği kadar alır. tamam alsın sorun yok, sonuçta profesyoneliz. ama yine istisnasız hepsinin saygısız olması kusura bakmayın ama uğraşmak zorunda olduğum bi konu değil. düşünün 15 kişilik sıra var, en yoğun saatler, bunların hiç umurunda değil sıra varmış bekliyomuş insanlar falan takmıyolar bile. elinde 30 şişeyle gelir, uçağım kaçacak bilmemne diye yalvarır. istiyo ki onu önce alayım. ulan pezevenk madem bu kadar alışveriş yapacaktın erken gelseydin o zaman. bu kadar insan umursayacak mı sanıyosun senin uçağını. diyodum ki bana söylemeyin sıradaki insanlara açıklayın derdinizi. sonuçta benim böyle bi yetkim yok. sonra başlarlar sıradaki insanlarla kavga etmeye. sonuçta millet gerizekalı değil niye versinler sıralarını. sonra tekrar size dönerler ve başlarlar yarım yamalak türkçeleriyle (ki yarım yamalak türkçeleri varsa şükredin çoğu aynı dili konuştuğumuzu zannedip yarım saat kafa siktikten sonra anlıyor sizin o dili bilmediğinizi) işte yok efendim hepimiz türk değil miyiz neden ona kıyak geçmiyomuşum. böyle bir yüzsüzlük var mı ya. lan babam gelse ben ayrımcılık yapar mıyım orada. şirketin* genel müdürünün babası bile gelse orda gerekirse yarım saat sıra bekliyor -olması gerektiği gibi- sana mı ayrıcalık yapıcaz. bakın abartmıyorum bütün yaz her gece bunlarla uğraştım ve her gece en az bir iki tanesiyle ciddi ciddi tartıştım kavga ettim. aşgabat uçağı gittikten sonra her şey güzelleşmeye başlıyor.

    uzakdoğulular: aslında bunlar ikinci sırayı hak edecek insanlar değiller. inanılmaz saygılılardır. gıkları çıkmaz sırada bi saat bekleseler bile. ama boşu boşuna ikinci sırayı almadılar tabi ki. bunların da öyle bir sorunu var ki insanı kanser eder. iletişim yok adamlarda. dil bilmiyorlar. şimdi tabi ki ingilizce bilmek zorunda değiller. ama ısrarla da çince korece konuşmaları da afedersiniz mallık. illa ki küçük şeyleri kafalarına takıyolar ve bu küçük şey için gelip yarım saat dert anlatıyolar. ama kendi dillerinde. yani bala göte oradan hem onların dillerini bilen hem de türkçe/ingilizce bilen birisi çıkacak ki başınızdan savasınız. ya nolacak falan demeyin, onların da uçakları en yoğun saatlerde oluyo ve tam hızınızı almış otomatiğe bağlamış dakkada üç fiş kesiyoken bunlardan bi tanesi gelip sizi yarım saat kitleyince ne motivasyon kalıyo ne sinir ne de sabır. bir de sanırım bunların kredi kartı alışkanlıkları çok farklı. bizdeki gibi şifre falan kullanmıyolar. ama işin kötü yanı şifre almak zorundayız. yani evet isteyince imzayla da halledebiliyoruz ama tekrar ediyorum çipli kartlarda şifre almak "zorundayız". (duty free öyle bir yer ki kuralları kafanıza göre esnetemezsiniz. dışardan çok önemsiz görünen bir durum bile çok ciddi bir hal alabilir. boru değil bi bakkaldan çikolata almaya benzemiyor. serbest bölgenin, vergisiz alışverişin ve uçuş güvenliğinin çok fena detayları var yapılan küçük bir dikkatsizlik başta siz olmak üzere bütün şirketin ağzına sıçabilir aman diyim. neyse bunu da araya sıkıştırmış olduk.) ne diyoduk şifre muhabbeti. şimdi bunlar kullanmadıkları için bilmiyolar. gayet normal. ama girmen gerektiğini fark ettikten sonra daha neyi uzatıyosun arkadaşım. dil de bilmedikleri için gitti yarım saat daha. dediğim gibi aslında çok saygılı insanlar ama kültür farklılıkları ve dil sorunu yüzünden sadece sorun yaratıyolar malesef. bi de genelde kafile halinde gelip 30 kişi mağazaya dalıp bütün çalışanların ağzına sıçıp giderler. istatistiklere göre smoking terrace uzakdoğu uçuşlarından sonra en kalabalık anlarını yaşamaktadır*.

    almancı türkler: illa ki almanyada yaşıyo olmaları gerekmiyo avrupanın her yerinde olan göçmenleri kastediyorum burada. kafası en az çalışan insan grubu sanırım. hiçbir şeyi anlamazlar, abuk sabuk şakalar yaparlar, çalışan kızlara sarkarlar, para alışverişini bilmezler, sürekli bir hava atma peşindedirler, uçağa biniyor olmak onlar için müthiş bir üstünlük göstergesidir vs vs. kendileriyle çok uğraşmadan bi an önce işlemlerini halledip göndermek caizdir.

    türkler: listenin en başına koymayı düşündüm ilk başta da o kadar acımasız olmayayım dedim. aslında türkler genel olarak iyi ancak rahat iletişim kurabilmenin sonucu olarak tepenize çıkmaya çalışıyolar. ilginçtir ki hepsinin uçağı neredeyse kalkmak üzeredir ancak sıra onlara geldiğinde bi bakarsınız daha iki saatleri var. şunu diyeni bile duydum: "ya hadi uçağımız var biraz acele edin." uçağı varmış. valla mı lan. bak sinir oldum yine. ulan zaten uçağın olmasa burda işin ne? sanki bi tek kendisi uçuyor. herkesin var uçağı. böyle salak argümanlarla kafa ütülemeyi severler. tiki türk kızları da aslında ayrı bir kategori olmayı hak ediyor ama gerek yok. onlar da sürekli "eksik para üstü verdin ve sevgilim birazdan gelecek" tribinde.

    ortadoğu halkları: sahte dolar yutturmaya çalışmaları olsun, hırsızlık yapmaları olsun falan sürekli bir bela oluşturma kapasiteleri var kendilerinin. arapça biliyosanız baya iyiler aslında da ben bilmediğim için uzakdoğulu arkadaşlarla yaşadığım sorunları bunlarla da yaşadım.

    iranlılar: türkçe de bilirler, ingilizce de bilirler. hoşsohbettirler. ortadoğunun diğer insanlarına göre daha saygılıdırlar. bize komik gelen konuşma tarzlarıyla güzel vakit geçirmenizi sağlarlar.

    amerikalılar: valla amerikalılar evet biraz boşlar ama genelde fena değiller sadece bazılarının burnu çok havada onun dışında fena değiller. tabi iletişim kurabiliyo olmak yine çok önemli bu noktada.

    latinler: güney-orta amerika, ispanya ve portekiz insanları oluyor kendiler. valla çok sıcakkanlılar aynı bizim gibi. pek bi sorun çıkarmazlar hatta batı avrupayla kapışırlar en iyi olma konusunda ama bi tanesi beni kazıklamaya çalıştığı için kaybettiler. kusura bakmayın ekmek parası her şeyden önce gelir.

    batı avrupa: ideal müşteri. gayet saygılı kafaları çalışan sorun çıkarmayan insanlar oluyor genelde. fırsat buldukça muhabbet edin gayet güzel vakit geçiriliyo kendileriyle.

    bir de, gözlemlediğim kadarıyla, batı avrupalılar, latinler ve amerikalılar hariç diğer grupların şöyle bir özelliği var: çevrelerinde olan biteni değerlendirip ona göre davranmıyorlar. şöyle açıklayayım. gidiş katında alışveriş yapmak için uçuş kartı, geliş katında da pasaport ibraz ediliyor. şimdi insanlar bunu bilmek zorunda değil, buraya kadar tamam. ama düşünün sıra var beş kişilik. en öndekinden istiyorum uçuş kartını, uzatıyor. arkadakinin de durumu fark edip hazırlamasını bekliyosunuz ama ona da söylemeniz gerekiyor. hadi neyse diyelim. sonra bir arkadakine geliyor sıra, bildiğiniz bütün dillerde uçuş kartı istiyosunuz (ki abartmıyorum 10 farklı dilde uçuş kartı istemeyi öğreniyosunuz çalışırken), dakikalar geçiyor ve adam anca anlıyor. şimdi sonraki arkadaşın artık bunun gerekli olduğunu anlaması gerekir abi. yani o kadar çabalamışım adamla zar zor anlaşmışız ve gözünün önünde oluyor. ama sıra ona geldiğinde bakıyorum yok. neyse diyorum istiyorum yine. o da anlamıyor. lan öküz daha bir dakka olmamış gözünün önünde senden öncekiyle uğraşmışım neyini anlamıyosun. sonra sorgulamaya başlıyor niye bunu istiyosunuz çok mu lazım uçuş kartım olmasa buraya nasıl giriyim falan. bu tarz dertler de var.

    neyse çok kötümser bi yazı oldu diyebilirsiniz zorla mı çalıştırdılar diye de hayır tabi ki güzel yanları da vardı. bi kere uluslararası ortamda bulunmak insanın ufkunu genişleten bi deneyim. dünyanın her yerinden insanlarla alakalı böyle uzun bi yazı yazabiliyosunuz. ortam güzel, herkes geyik peşinde, eğlenceli bi çalışma ortamı yani. çalıştığınız süre boyunca korelilerle uğraşmıyosunuz sonuçta.

    bitirmeden şunu da belirteyim, bu yazıdaki değerlendirmeler kesinlikle milletleri yaftalamak amacıyla yazılmamıştır. yani mesela bütün ortadoğulular hırsız değil benim gözümde. sadece hırsızlık olayları ve sahte para muhabbetini en çok ortadoğulu yolcularda yaşadığımız için belirttim. bütün almancıların o kadar görgüsüz olmadığını ben de biliyorum. bu yazıda ele alınan gruplar yazın havaalanında benim çalıştığım mağazadan geçmiş olan insanlar. ve bu yazıdaki ortam oldukça uluslararası ve çok keskin kuralları olan bir ortam. yani bahsettiğim insanlar ülkelerinde veya başka ortamlarda nasıl davranıyor bilmiyorum. yazının bir havaalanı personelinin gözlemleri sonucunda oluşturulduğunu düşünün. biliyorum ağır ithamlarda bulundum, ama durumun şartlarını koşullarını göz önünde bulundurursanız demek istediğimi daha iyi anlarsınız. hadi öptüm kendinize iyi bakın.