şükela:  tümü | bugün soru sor
  • merhum yazarların entrylerini okuyarak gerceklestirilebilir.
  • duygunun selleşmesi, duyguselleşmek.
  • her zaman iyi bir fikir değil. zaten fikir değil. düşün, fikir bile değil. oh mon dieu!
  • vj dj tayfasinin cokca kullandigi terim "hadi bakalim duygusallasiyoruz" cumlesi soylendikten sonra "slow" bi parca calinir ve bizler de duygusallasiriz hesapta.cep telefonuna uzanma msj vs. yazma hemen akabinde yapilan eylemdir.ortamda da "noldu lan duygusallastin mi?" sorusunu soran biri illaki bulunur.en iyisi bu durumlarda cep telefonuna ellememektir.
  • ne biçim bir meretmiş bu. aslında bunun duygusallaşma diye kullanılması lazım. yani yapma böyle şeyler mutandis, saçmalama şeklinde.

    özellikle hayata dalga geçer gibi yaklaşan insanların en hızlı çökerten şey bu. doğrudan depresyon bunun sonu. çünkü o dalga geçmek zaten bir zırh. sen zırhı kırıp atıyorsun kendi elinle, ne lan bu. işini bitiriyorlar mutandis farkında değilsin. ulan sen kendi kendinle bile dalga geçerdin nooldu sana hmmm nooooldu. nerede o takmamalar, sallamalar, gününü gün etmeler nerede?

    duygusallaşınca format tutmuyormuş insan. hani hep duygusal duygusal dolaşan duygu insanlarına bişicik yapmıyor bu duygusallaşma mevzu. senin gibi hırbo takımına yapıyor. ulan senin o sallamaz tavrına kızlar, üstün sürüş tekniğine yollar hasta değil miydi?

    duygusallaşmak sevgili dostlar, hayatı çekilmez kılıyormuş, ulan ne biçim hayat bu böyle dedirtip, insanlara empati mi sempati mi ne haltsa ondan duyduruyormuş. yani çok tehlikeliymiş bunu öğrendim.

    duygusallaşmayalım güzel güzel yaşayalım hayatımızı, unutalım herkesi... güzel dudakları, anlamlı bakışları unutalım, salağa bak bana aşık oldu diyelim gene, hıyara bak şöyle yapıyor diyelim empati kurmayalım. herşeyi eleştirelim yine.

    yok yok dugusallaşınca format tutmuyor.

    kendime not: niye duygusallaştığını sonradan hatırlayıp gülmen ve ulan ne salak oluyor insan demen için (bkz: nastasja)
  • garip bir histir, ne zaman geleceği belli olmaz saçmadır.. gerizekalıcadır...
    master bittikten sonra 10 yıllık bir ayrılığın ardından memleketime dönmüş oldum. ilk başlarda ailemin yanıdaydım ama 10 yıllık ayrılıktan sonra aile ile aynı evi paylaşmak zor geldi ve bende aynı mahallede aileme yakın bir eve çıktım. bu mahalle çocukluğumun da mahallesidir, burada doğdum, burada büyüdüm, 80lerin sonu 90ların başı denen döneme özgü çocukluğu iliklerime kadar yaşamış biriyim..
    geçenlerde yeni evimden dışarıya çıkıyordum ki, 7-8 yaşlarında çocuklar kapının önünde öğlen 12 güneşi ve sıcağında oynuyorlardı.. derken içlerinden bir kız geldi ve çağla ikram etti bana. bu mahalle benim çocukluğumun geçtiği mahalleydi. şu an oturduğum evde de dayımlar otururdu. bu yüzden küçükken sık sık gider gelirdik. o çağla veren kızın olduğu girişte 20 sene önce biz de o kızla aynı yaşlardaydık. o kız gibi arkadaşlarla saklambaç oynardık, gezer tozardık.. 80lerin sonu 90ların başı denilen ilginç zamanların çocuklarıydık. girişteki o küçük kızı ikram ettiği çağlayı görünce bir an gözlerim 20 sene önceyi gördü sanki. daha özal ölmemiş, star 1 var tvde ve de o çağla veren koca kayısı ağaçları daha küçük ve tek tük çağlaları var.. renkler daha bri canlı sanki, ki büyümeye dair farkettiğim bir şeyse renkleri solgun gördüğümüzdü, çocukken renkler çok daha canlıydı. yeşil daha yeşildi kırmızı daha kırmızı.. çağla da daha lezzetli.. çok yavaş gittiği için elimizden, farketmiyoruz ama yaşlanıyoruz.. artık renkler daha solgun, çağlanın tadı daha yavan..
    insanın duygusallaşması da çok tuhaf. bir çağla niye bu kadar şey düşündürür ki insana.. bir de geçmişi düşünmek neden insanı üzmekle olgunluk arası bir hissi veren garip bir ruh halini yaşatır ki. geçmiş günler geçmişse, bu günler de gelecekteki bir zamanın geçmişidir.. gelecektekiler de bu günlere bakıp mı üzülecektir? o kız çocuğuna da 20 sene sonra bir başka çocuk çağla verince de mi benzer şeyleri düşünecek ki?

    insan geçen zamana üzülüyor.. düşünürdüm gelecekten görünen şimdiki zamanımız, yani geleceğin geçmiş zamanı, şimdinin geçmiş zamanından daha yaşanılası ve ruhani geliyor insana.. bunu da düşünmüşümdür; dünü özlerdim küçükken, yarın olurdu yine dünü özlerdim.. tasavvur ettiğimiz geçmiş zaman şimdiki gerçek zamandan daha güzel gelirdi. cenneti de o hiçbir zaman ulaşamadığımız ulaşamayacağımız geçmiş zaman nostaljisi olarak düşlerdim bir zamanlar.. ulaşılmayana ulaşacaktık cennete gitseydik..

    cennette yeniden geri dönülemeyen zamana döneceğiz, yeniden çocuk olacağız belki, belki başka yaşanmamış zamanların geçmişini yaşıyor olacağız.. ve bu bizi kelimelerin ulaşamayacağı bir huzura kavuşturacak..

    geçen zaman insanı üzüyor, çünkü renkler soluyor, çağlalar eski tadını vermiyor.. çünkü geçen zamanın idrakine varıyoruz.. ölüme yaklaşıyoruz..

    insan bazı anlar duygusallaşıyor, belki geçen zamanın idrakine varıyor.. sanki uyurken gözlerini açıp bir rüyanın içinde yaşadığı fark etmeye yaklaştığı an idraki de açılıyor ve o anlar duyguları da çözülüyor. derken tekrar uykuya dalıyor insan ve rüyalarının rutinine kaptırıyor kendini.. belki insan ölünce insan duygusallaşacak saf duygu olacak.. ölümdür hayata biraz da mana veren değil mi.. ölüm olmasa niye üzülecektik ki, ve niye sevinecektik ki.. sonsuz bir kontenjan olduğundan her şeyi yaşamak da mümkün olmayack mıydı.. ne diye çocukluğunu özleyecekti ki insan ölüm olmasaydı... ne diye dün bu günden daha güzel gelecekti ki öleceğimizi idrak etmeseydik...
  • hissedilen duyguların derinleşmesi.
    hüzünlenmek.
    negatif bir anlam içerir zira kimse çok mutlu olduğunda duygusallaştım demez.
    pozitif duygularda yoğunlaşma için
    (bkz: coşku)