şükela:  tümü | bugün
  • bu havuza yatırılacak denek her türlü zaman ve mekan duygusundan yoksunlaştırılır.havuzun içindeki su vücut sıcaklığındadır.su borusundan çıkan sesleri saymazsanız , tam bir sessizlik vardır bu havuzda.denek havuza girdikten bir süre sonra cinsel bazlı sanrılar görür ve saldırganlık alametleri gösterir.bir kaç saat sonra da oradan kurtulmak ister zaten , bir de bu havuza canlı tanıklık yapmış değişmiş durumlar isminde bir film vardır - orjinal adını tam olarak bilemiyorum- orada da denek üzeridne uygulanan yoksunlaştırma deneylerinin ardından evrim çizgisine doğru gerisin geriye adımlar atar.sonuç kitaplarda belirtildiği üzere korkunçtur.
  • 1954'de psikanalizci ve nörofizyolog john c. lilly tarafından beynin çalıştığı gibi çalışmasının kendinden mi kaynaklandığını yoksa çevresine mi bağlı olduğunu yani bilincin çevresiyle ilişkisini araştırmak amacıyla yapılan deneyler için kurulmuş bir düzenektir. ingilizce'de "sensory deprivation tank" diyoruz. bir pazar günü pek değerli ve kocaman gözlü bir arkadaşımın konferans sunumunu yetiştirelim diye sabah 9'da bir ofise kapanıp gece 10'a kadar her şeyden izole olmuş bir şekilde çalışırken bir ara en azından bir bedenimizi hareket ettirelim, bahçede iki tur atıp gelelim dedik. binada bizden başkası yok, giriş kapıları kilitli. pek de aydınlık olmayan ıpıssız koridorda sessizce yanyana yürürken ben aniden "aman!" diyerek sanki yanımdan hızlıca bir şey geçiyor da ona yol veriyormuşum gibi birden kenara kaçmaya çalışıp örümcek gibi arkadaşıma yapışınca öylece dona kaldık. görünürde hiçbir şey yok. ama yanımdan hızlıca bir şey geçti aslında. ne olduğunu anlamaya çalışan arkadaşıma gayet sakince, "beyaz bir nesne akıp geçti, beynim algıyı oluşturmaya çalışıyor herhalde, halüsinasyon gördüm" dedim. tabi akıllı akıllı sanki beynim çoktan yanmamış gibi nedensel açıklamamı yapınca sakince yürümeye devam ettik. beyaz şey dediğim bir yunustu. yanımızdan bir yunusun geçip gittiğini söyleyemedim. ıskoç aydınlanması'ndan falan bahsetmeye başladık.

    sonra işte eve dönüp yalnız kalınca, bilincin odaklanmış yoğunluğundan mı hayal gücü gerçekliğe bir şeyler eklemeye başlıyor, bildiğin algı yaratıyor çünkü, ve eğer algı dışarısıyla bir iletişim içinde olmak demekse bilinç dışarıdan bir uyarıcı olmadan nasıl algı uydurabiliyor gibi bir takım şeyler aklıma geldi. hala cevap bulmak için akla güveniyorum yalnız, bence ben baştan aşağı bir ironi olarak yaşıyorum. mikroskoba mikroskopla bakmak gibi. sonuçta gerçek dediğimiz dış dünya da algımızın uydurması gerçi, halüsinasyondan tek farkı biraz daha sabit, zamansal olarak sürekli ve paylaşılıyor olması gibi duruyor. böyle olunca bizden bağımsız olduğunu düşünüyoruz. ara ara farklı farklı yerlerde sürekli yaşadığım bir halüsinasyon olsaydı, beyaz bir yunus değil de siyah bir kedi görmek gibi, muhtemelen benden bağımız bir şey olduğunu düşünür ve gerçekliğe katıverirdim. böyle bir şey oluyorsa bile ayırt edebileceğimizi sanmıyorum. paylaşılan, yani, bir çok kişinin deneyimlediği bir halüsinasyon olabilir mi sorusuysa yıllardır aklıma ara ara takılan bir soru. yunusu arkadaşım da görseydi muhtemelen gerçek derdik. ya da zaten halihazırda topluca gördüğümüz bir sanrıya "işte gerçek bu" deyip sallıyoruz. bir de kimse hissetmese de bir hissin varlığından bahsedebilir miyiz gibi sorular var tabii. mesela hisseden değil de his birincil olsa, hissedeni his kuruyor olsa... bazen yalnızca haz ve acının var olduğunu, bizimse bunların etrafında oluşup, bunların şiddetine göre yoğunlaşıp dağılan, yitip giden, bir takım şeyler olduğumuzu düşünüyorum. hazzın etrafında yoğunlaşıp, acıda dağılıp gidiyoruz ya da hazda dağılıp çözülüyor, acıda yoğunlaşıyoruz. yine laf lafı açıyor. lilly'e dönüyorum.

    lilly beynin uyarılmalarının elektriksel haritasını çıkaran, beyindeki haz ve acı kanallarını tespit eden ilk fizyologlardan biri olarak sayılıyor. tıpı bitirip sinir hastalıkları kliniklerinde bir sürü deneyler yaptıktan sonra bilinç denen şeyin aslında ne olduğunu anlayabilmek için türlerarası iletişime merak salıp yunusları incelemeye başlıyor. tabi ki bir şeyin ne olduğunu anlamak için önce o olmayan şeyle farkını anlamaya çalışıyoruz; bilimin klasik taktiği. diğer taktik olağanüstü bir hal yaratıp incelediğiniz şeyin nasıl tepki verdiğine bakmak. bilincin başına gelebilecek en olağanüstü şey uyuşturucular olunca sevgili lilly'mizin kendini lsd ve ketaminin kollarında bulması kaçınılmaz oluyor. beynin bu uyarıcılara verdiği tepkilerle, uyarıcı sonunda oluşan bilinç düzeyleriyle ilgili, daha çok kişisel, deneyler yapmaya başlıyor. sonra da tıbbı falan bırakıp, halüsinasyon dediğimiz şeyin yalnızca yükseltilmiş, yüksek seviyede uyarılmış ve bağlantıda olması gereken şeyle yüksek düzeyli bağlantıda olan bir bilinç düzeyi olduğunu söyleyerek "insan bio-bilgisayarının programlanması ve üst-programlaması" (programming and metaprogramming the human biocomputer) "tanrının uyarılmaları" (stimulations of god) gibi kitaplar yazıyor. işte beynin uyarılmalarını araştırırken tanrınınkileri bulmasını sağlayan düzenek de bu duyusal yoksunlaştırma havuzu.

    virgin ıslands'ta yunusları izlemek için kurduğu laboratuvara bir ek oda inşa ediyor lilly. odanın basitçe planlanan ilk taslağına baktığımızda deneği dışarıdan gelen tüm algısal uyarıcılardan izole etmek için ışık ve ses geçirmez duvarların içine yerleştirilmiş, yere yarıya kadar gömülmüş dört tarafı kapalı bir havuz görüyoruz. havuzun içi vücut sıcaklığında yani yaklaşık 37 santigrat derece tuzlu suyla doldurulur ki beden kendiliğinden suda durabilsin. deneğe ayrıca garip, tüm başı kaplayan bir gaz maskesini andıran lateksten yapılma "karartma maskesi" denen bir maske takılıyor ve denek tamamen suya daldırılıyor. maskenin ağız kısmına takılı havanın gelmesini sağlayan iki garip boru dışında dışarısıyla ilişki tamamen kesilip beyin kendi başına karanlık bir kutuya kapatılıyor. lilly'nin kendisi de bu havuza girenler arasında. yalnız o diğer deneklerinin tersine yoğun lsd etkisi altında. havuzun kullanılışı sonraları biraz değişmek zorunda kalıyor tabi çünkü karartma maskesinin verdiği rahatsızlık ve borudan gelen havanın sesi dışarıdan gelen verilerin tamamen kesilmediği anlamına geliyor. havuzun derinliği azaltılıp suyun yoğunluğunu arttırmak için epsom tuzu kullanılıyor ve suya yüz dışarıda kalacak şekilde sırt üstü uzanılıyor. suyun maksimum itme kuvveti neredeyse yerçekimsiz bir ortam yaratırken sıcaklıkları tenle aynı dereceye getirilmiş su ve hava bedenin nerede bitip havanın ve suyun nerede başladığının sınırını ortadan kaldırdığı için mutlak bir bedensizlik hissi yaratıyor. hiçbir şey olma hissi. ya da mutlak bir her şey olma hissi diyelim. bana yine de muhtemelen kalbin varlığı, gözbebeğinin varlığı, bir takım kasların varlığı hissedilir gibi geliyor. özellikle de gözbebeğinin varlığı. ama onları da bize aitmişler gibi hisseder miyiz kestiremiyorum. çünkü biz dediğimiz bir yer yok. kalbimi bedenimin dışında herhangi bir yerde atarken hissetmem... hiç bir şey olmasa insan bundan delirir. zaten deneklerin hepsinde bir takım delilikler başgöstermiş.

    deneyler sonunda deneklerden alınan sonuçlara bakıldığında bilinç dışarısız ve verisiz kaldığında beklendiği gibi durmak ya da susmak yerine son hız çalışmaya ve yaratmaya başlıyor. lilly'nin deneyinde seçilen denekler iki gruba ayrılmış. normal bir sağlıklı insanın belirli bir olmayan şeyleri yaratma, o artık kime göre ve hangi algıya göre yoksa artık, yani halüsinasyon yaşama değeri var. bu değerin %20'sinin altındakiler ve %80 ve üstündekiler. tabi ki daha az halüsinasyon görmeye meyilli olanlar havuzun içinde en garip sanrıları görenler ve en yoğun, en sert deneyimleri yaşayanlar olmuş. 1990'larda deneyler ayıklanıp detaylandırılmış. mesela ohio state university'de mutlak algısal yokluğun caz müzisyenlerinin yaratıcılığı, atış yapanların odaklanmaları, akademik sınavlardaki başarı ve stres ve acıyla baş etme üzerine etkileri incelenmiş. bence en çok cazcılar kazanmıştır. havuz daha da değişiyor elbette. türkçe'ye nasıl çevireceğimi bilemediğim ama ısrarla yitme haznesi demek istediğim "float tank" adını alıyor ve arzu edersek biz de kendisini evimize alabiliyoruz.

    lilly mi? o duyusal yoksunluk havuzundaki deneylerini 3 farklı kozmik varlıkla yaptığı ve eğitim aldığı bir konferanslar dizisi olarak tarif ediyor. bilemiyorum. zaten virgin ıslands'da kurduğu laboratuvarda da her şey sarpa sarıyor. çalışma arkadaşlarıyla yunuslara insan olmaya öğretmeye çalıştıkları ve lsd vermeye başladıkları için bilim dünyasından aforoz ediliyorlar. deneylerin sonuçlarına göre iki olasılık var denebilir: bilinç sahiden üretiminde kendi kaynağına kendi sahip olabilir ya da kaynak 5 duyudan gelen verilerin ve çevredeki uyarıcıların dışında ve ötesinde başka bir şeydir de bu beş duyu bir şekilde bu iletişime ve sezgiye engel teşkil ediyordur. duyular engellendiğinde filtre ortadan kalkmış oluyor. yine de hala, bunlara zıt olarak, aslında bilincin verisini dışarıdan aldığını ve bunları depolayıp sessizlikte yaratıcı bir şekilde açıp saçtığını söyleyebiliriz. bilincin dış dünya algısını da kendisinin ürettiğini söylememiz için görünen o ki, bilimsel bilgi kriterleri gereği, bilimsel bilgiden şüphe duymuyorsak tabi ki, hiçbir şey deneyimlememiş sıfır kilometre bir bilince ihtiyacımız var. bu da şimdilik ulaşılabilir bir şey değil, çünkü karşılaştığımız her bilincin hep bir geçmişi var. bilinç ve dış dünya bir şeyin iki yarısı gibi. bu kadar yazdım ettim ama benim aklım yine de yanımdan hızlıca geçen o güzelim parlak yunusta kaldı. o yunus lilly'nin lsd almış yunuslarından biri olabilir. galiba ben geçen pazar bir an için duyusal yoksunluk yaşayan bir yunusun halüsinasyonuna takıldım. başka takılan olursa haber versin. hem kendimizi hem yunusu gerçek yapalım.
  • stranger things isimli dizide eleven isimli üstün yeteneklere sahip kız çocuğunun yeteneklerini çok üst seviyeye taşımasını sağlayan tekniktir.
  • altered states* filminin bir kısmında da görülebilecek duyusal yoksunlaştırma havuzu yahut yalıtılmış su tankı.
  • nasıl olduğunu ve bunun uygulanma alanlarını bilmek istediğim araç.