şükela:  tümü | bugün
  • duzmek fiilinin emir kipi.
  • pürüzü olmayan, hatta pürüzsüz olan
  • anadolu'da akıl besleyen bir mantı işleme sistemi olarak bebelere verilen gıda.
    (bkz: düz mantık)
  • (bkz: duz lise)
  • ingilizcedeki karsiliklarindan biri olan straight heteroseksueller icin kullanilmasina ragmen, straight kelimesinin gectigi filmlerin turkce cevirilerinde komik duran kelime. soyle diyaloglar yasanmistir;

    - ne simdi ben duz muyum ? duzler soyle, duzler boyle ? ee bu durumda sen ne oluyorsun ? yuvarlar ? ha tekerlek !
    - yok yok sevmedim bu tekerlek kelimesini
    - iyi o zaman, tekerlek !
  • [lucretia borgia 'nın; "straight. straight love." / #8933759 entirisinden yola çıkarak birşeyler karalamaya çalışacağım.]

    tabiatın ruh şeklidir düz.
    tabiat dediğim tabi ki evrende insan ayrılan bölümün tümünü kastediyorum, tabiatın ruhu derken de, aslında ne diyeceğimi bilemiyorum, sanırım insanların hisleri olabilir, paradokslar,ani dönüşler, serin kalışlar olabilir, hepsi olabilir, tepkilerimiz, susuşlarımız, hepsi olabilir. tabiatın genel itibariyle, ruhu vardır ve bu ruh düzdür. nasıl mı düzdür? şöyle düzdür;

    ilk kez bir çocuk bahçesinde tanıştığım bir kızcağız vardı bundan seneler önce; liseden yeni mezun olduğum zamanlar, kalkıp gitmişim ankara'ya, kız çocuğuyla ilk kez bir çocuk bahçesinde tanışma nasibimi de yanımda götürerek. dümdüz bir tanışma anı yaşandı. dümdüzdü inanın. öyle hep anlatıldığı gibi; uzun uzun bakışlar, imalar, avuç içinin terlemesi, el ele tutuşmak için bahaneler, hiçbiri olmadı. dümdüz tanıştık. kalktık ayağa. o akşam ilk cinsel deneyimimi yaşadım. dümdüz geçti. hiç filmlerde olduğu gibi değildi. bir hesap yapıyorum kendime, boşa koyuyorum yok, doluya koyuyorum yok, olmuyor. kafamda daha sonraları hiç oturmadı bu. ben ne yapmışım, ne kadar da cesurmuşum meğerse. hiç oturmadı kafama, hala daha oturmaz. oturmasını da beklemiyorum, zira anormal olan o gün yaşadıklarımdı.

    tabiatın ruhunu bir kenara bırakıyorum şimdi, jimi'nin ruhunu irdeliyorum, benim ruhumda da, diğer insanların ruhunda da hep bu tabiatın genel kuralının bir yansıması mevcut. bir küçük örneği; yalancı baharı düşünün; kanışlarımızı düşünün, ne kadar da safça harekete der doğa, yanılmıyorsam çok alakasız anlık paylaşımları sevdiğimden midir nedir, bu hususlarda hep böyle şeyler aklıma gelir; bir dedektif sanlı hikayesinde vardı, sanlı bey, hikayenin başında ağır ağır konuşarak (bunu nereden çıkardımsa) insanların da, tıpkı ağaçların yalancı bahara kanışları gibi, aşka ve karşıcinse kanışlarından sözediyordu. yardımcısı da dinliyordu, anlamaya çalışıyordu dedektif abisini. işte bu aklıma geldi şimdi. ne kadar da karmaşık aslında tabiatın ruhuyle benim içimdeki ruhun benzer yönlerinin olması, hem de kanış noktasında.

    yanıldığım anları düşünüyorum, insani hatalarımı, insanlara yönelik hatalarımı, terkettiklerimi, beni terkedenleri, yalnız geçen günlerimi, ankara'da o gün yaşadığım salak deneyimi, korku dolu anlarımı. hep düşünüyorum ama doluya koyuyorum olmuyor, boşa koyuyorum olmuyor. nasıl cesaret edebilmişim, diyorum. insan nasıl terkedebilir? insan terketmez aslında, az evvel msn'de (ki modern çağın eros'u deyip duruyoruz.) bir cancağız dedi ki; "aslında terkedendir terkedilen." çünkü mecbur kalmıştır, gitmelidir. ruhu daha fazlasını alamıyordur.ben katılmıyorum buna, dümdüz yaşıyoruz çünkü, bazen dümdüz değilmiş gibi, kompleksmiş gibi görünse de, hislerimizin ortaya koyduğu bu bilmemkaç perdelik oyun aslında çok basit bir senaryo üzerine kurulu; <sen bir dünya boktan şeye rağmen yaşıyorsun, ve bu yaşadığın şeyler yokmuş gibi bir sonraki adımını atmak için kendini hazırlamalısın. çünkü sen insansın. çünkü sen hata yapabilme yetisine sahipsin. çünkü diğer insanlar da senin gibi.>

    ne kadar basitmiş oysa değil mi, dümdüz; straight love.

    ertesi gece otobüsle, cebimdeki son parayla istanbul'a döndüm, eve geldim, evde misafir varmış yatıya kalmış, yatağıma da onlardan birini yatırmışlar, ben de geceyarısı geldiğimden, yere bir yatak açtım, kendi evimde misafir gibi kafamı yastığa koydum, sırtımı yerin sertliğine bıraktım. işte o an ne kadar cesur olduğumu düşündüm. bırakıp geldiğimi vs.

    kendi evimde misafir dedim ya, tabiatın düz ruhunda aslında kendi tabiatında misafir olan bir ruhmuşçasına bu hayatı yaşamak lazım sanırım, vardır öyle hayalperestler, hayalde yaşayanlar, kendini hep ama yalancı bir haklılıkta sezinleyenler. nasıl olmasınlar ki, onlar da düzler, basitler, sıradan insanlar, insanlığın kendisi hayal dünyasında bile, düzdür. var mı aksi fikri olan?

    not: bu entiride bahsettiğim dedektif sanlı hikayesini ilerleyen zamanlarda kepçır olarak link verebilirim, üşenmezsem. tabi biraz da istek gelmesi lazım; #4917144 no'lu entiri için mesela çok istek almıştım, daha sonra kepçırı koydum.
  • son günlerde artan düz ..... lü başlıklardan sonra popüleritesi artan kelime.
    (ara: duz)
  • cogitonun bir dahaki sayısında incelemesi gereken, enis bat(ur) un şekil bir parantez açması gereken, ferhan şensoyun fazla düz bulup biraz oynaması gereken, yaşar kemalin hatta mümkünse homerosun en epik destanları yazması hatta çehovun da vişne bahçesinden evvel epik bir olgu olarak ele alması gereken bir kelimedir düz. bir kelime yaşlanır mı? yaşlanırmış gördük.
  • adıyaman yöresine ait halkoyunlarından biri "düz"..