1. 2 şubat 1959 gecesi ural dağlarında vukubulan ve 9 dağcının ölümü ile sonuçlanan esrarengiz olay. olayın geçtiği yer, kholat syakhl dağının doğusundaki dyatlov geçitidir. "kholat syakhl", mansi dilinde ölüm dağı anlamına gelir. dyatlov adı ise grubun lideri igor dyatlov'a atfen sonradan verilmiştir.

    kayakçıların kamp kurdukları yerdeki çadırları içeriden yırtılarak parçalanmış olarak bulunmuş, kurbanların bazılarının karda yalınayak, hatta don gömlek koşarak bir şeyden kaçtıkları, ikisinin kafatasının, ikisinin de kaburgalarının kırıldığı, birinin de dilinin yerinde olmadığı saptanmış, ancak bütün bunlara rağmen hiçbir cesette fiziksel mücadele izine rastlanmamıştır. ayrıca ölenlerin giysilerinde anormal düzeyde radyasyon izleri bulunmuştur. ölenlerin bazı yakınlarının iddialarına göre cesetlerin ciltlerinde turuncumsu, saçlarında ise grimsi bir renk hakimdi. resmi sovyet kayıtları olayı "bilinmeyen bir gücün" etkisine bağlamıştır.

    yapılan spekülasyonların en yaygını olayın olduğu gece ve bunu takibeden günlerde bölgede çok sayıda kişi tarafından gözlemlenen turuncu ışık saçan gök cisimleri ile ilgilidir. bir başka iddia da bölgede sovyet ordusunun gizli askeri deneyler yaptığı yönündedir.
  2. araştırdıkça insanın içine korku salan vaka.
    en iyisi hiç bulaşmamak.
  3. birkaç dağcının hipotermiyadan dolayı cıbıl ölü bulunduğuna dair söylentileri olan yabancı "karadedeler olayı". mansi'lerin topraklarına bastıklarından onların saldırısına uğradıkları da düşünülmüştür ama vücutlarında karşı koyma, kavga vb. izler bulunmamıştır.
  4. 1959 yılında ural dağlarında geçen tamamı ile gerçek ve son derece ürkütücü bir olay. sırrı hala çözülememiş. aşağıda bir siteden alıntı var, sabrederek okunmalı.

    "şimdiden uyarmak lazım, yazı biraz ürkütücü. korku filmlerinde işlenen "vahşi doğanın kucağında bilinmeyen varlıklarla mücadele eden gençler" temasının gerçek yaşamdaki bir örneğine tanık olacağız. bir grup kayakçı, ural dağları'nda geziye çıkarlar ancak esrarengiz bir dizi olay onları deliliğin sınırlarına ve ölüme sürükler. gerilim filmi konusu gibi duruyor değil mi? ama bir zamanlar rusya'yı çalkalayan ve sonradan unutulan bu olay gerçek.
    ıgor dyatlov, zinaida kolmogorova, lyudmila dubinina, alexander kolevatov, rustem slobodin, georgyi krivonischenko, yuri doroshenko, nicolas thibeaux-brignollel, alexander zolotarev. yolculuktan önce igor dyatlov, zinaida kolmogorova, lyudmila dubinina, alexander kolevatov, rustem slobodin, georgyi krivonischenko, yuri doroshenko, nicolas thibeaux-brignollel, alexander zolotarev. yolculuktan önce 27 ocak 1959 günü sovyet rusya'da dokuz genç kayakçı ural dağları'nın uçsuz bucaksız eteklerinde 2 haftalık bir tırmanış ve kayak gezisi için yola çıktılar. aslında 10 kişiydiler ancak bir tanesi sağlık problemleri yüzünden son anda geride kalınca yola 2 kadın 7 erkek çıktılar.

    yolculukları kuzey'deki en son yerleşim birimi olan vizhai'den otorten dağı'na kadardı. rotaları dağcılıkta en zor kategori olarak bilinen "kategori 3" sınıfındaydı ancak başta liderleri igor dyatlov olmak üzere takım kendilerinden çok emindi. her biri tırmanış ve uzun kayak gezisi tecrübeleri olan yetenekli sporculardı. 2 haftadan fazla bir süre dondurucu soğukla mücadele edecek olmaları ve tehlikeli rotaları gözlerini korkutmuyordu. takımın deneyimden kaynaklanan bir cesareti vardı ve hiç birisi kolay kolay korkuya kapılacak insanlar değillerdi.

    gezi planına göre grup vizhai kasabasına geri döndükten sonra dyatlov hemen bağlı oldukları spor klubüne telgraf çekecekti. 12 şubat günü kararlaştırıldığı gibi telgraf gelmediğinde kimse bir tepki vermedi. bu tür zorlu gezilerde gecikmeler neredeyse her zaman olurdu. birkaç gün sonra birşeylerin ters gitmiş olabileceği ihtimali düşünülmeye başlandı.

    sporcuların ailelerinin ısrarı üzerine enstitü bir kurtarma ekibi oluşturarak 20 şubat 1959'da arama çalışmalarına başladı. polisin ve ordunun da helikopterler ve uçaklarla katıldığı arama 6 gün sonra, grubun varış noktasından 10 km uzaklıktaki kholat-syakhl dağında ilk sonucunu verdi; bu aynı zamanda kurtarma ekibinin yaşadığı ilk şoktu.

    ekip kamp çadırını oldukça tahrip olmuş halde buldu. bir dizi ayak izi yakındaki ağaçlık alana gidiyor ancak 500 metre sonra karla örtülüyordu. ağaçlık alanda büyük bir çam ağacının altında bir kamp ateşinin kalıntılarıyla birlikte ilk iki ceset bulundu. cesetlerin üzerinde sadece iç çamaşırları vardı. daha sonra bulunan üç ceset ateş ve kamp arasındaydı ve durumlarına bakarak kampa geri dönmeye çalıştıkları düşünüldü. üç ceset arasında yaklaşık 150'şer metre mesafe vardı.

    bulunan cesetlerin incelenmesi sonucu sporcuların hipotermi, yani vücut ısısının aşırı düşmesi sonucu öldükleri saptandı. bir tanesinde kafatası zedelenmesine rastlandı ancak ölümcül değildi. diğerlerinde ise hiçbir tahribat yoktu.

    diğer 4 cesedin bulunması biraz uzun sürdü. araştırma ekibi 4 mayıs'ta ikinci şokunu yaşadı. bir nehir yatağında, 4 metre karın altında kalan cesetleri buldular. ilk iki cesede göre daha uzaktaydılar ve diğerlerinden bir farkları vardı. 3 tanesi şiddetli darbe sonucu ölmüşlerdi. bir tanesinde ölümcül derecede kafatası zedelenmesi vardı, ikisinin ise göğüs kafesleri parçalanmıştı. uzmanlar bu tür hasarları verebilecek bir gücün, bir araba kazasına eşdeğer olması gerektiğini söylediler. dikkate değer bir nokta ise cesetlerin hiçbirinde dıştan gelen yaralanma olmamasıydı, yüksek basınç sonucu ezilmiş gibiydiler. otopside kadınlardan birinin dilinin kayıp olduğu görüldü. araştırma kapsamında ilk keşifte bulunan günlükler ve amatör video kayıtları incelendiğinde (blair witch? cloverfield? rec? noroi?) ortaya çıkar ki, grup 31 ocak günü dağlık araziye varmış ve tırmanışa hazırlanmıştır. dönüş için yiyecek ve ekipmanları için ormanlık alanda bir stok çadırı kurduktan sonra 1 şubat'ta tırmanışlarına başlarlar. hesaplarına göre 1 günde tırmanışı bitirip ertesi gece kampı öteki tarafta kuracaklardır. ne var ki giderek sertleşen hava, kar fırtınaları ve azalan görüş mesafesi bir şekilde onları hedefleri olan otorten dağı yerine mansi dilinde "ölüm dağı" anlamına gelen kholat syakhl'a götürür. dağın ismi hariç buraya kadar yaşananlarda pek olağandışı bir durum yok. kampta bulunanlar buradan sonra ne yaşadıklarına dair bir ipucu vermiyor.

    her ne kadar cesetlerdeki hasarın insan gücüyle yapılmış olamayacağı söylense de rus polisi bir cinayet olasılığını düşünerek adli araştırmalara başlar. böylece zaten soru işaretleriyle dolu olan olaya bir yenisi eklenir: radyasyon. cesetlerin üzerlerindeki giysilerde radyoaktif kirlenme vardır.

    ural bölgesinde yaşayan mansi yerlilerinden şüphelenen polis geniş çaplı bir arazi taraması yaptığında çevrede hiç insan izine rastlayamaz. zaten kamp alanı etrafında sporculardan başkasına ait ayak izi yoktur.

    deliller detaylı incelenince birkaç ilginç nokta daha göze çarpar. kamp çadırı dışarıdan değil de içeriden yırtılmış gibidir. ormanlık alanda ateş yakan grup üyeleri çok yakında duran kuru dalları değil de nedense ıslak dalları kullanmışlardır.

    genç sporculara ne olduğu tam bir merak konusu olur. gazeteler olaya geniş yer verir. komplo teorileri üretilmekte geç kalınmaz.

    eldeki verileri gözden geçirince, yapılabilecek en kesin varsayım birşeyin grubun ödünü kopardığı. üzerlerine giysi giymeden çadırı yırtıp çıkarak ormanın içine koşmuşlar (tabii neden üzerlerinde giysileri olmadığı yine muamma). daha sonra ormanın girişinde durup ateş yakmışlar. aralarından ikisi (ölü ya da canlı) ateşin yanında kalırken üçü kampa geri dönmeye karar vermiş ancak yolda birer birer ölmüşler. dördü ise ya önceden ya sonradan ormanın içlerine ilerlemiş. bir varsayıma göre grubun düzensiz hareketi ve ateş yakarken çok yakındaki kuru dalları kullanmamalarından kör oldukları düşünülüyor. bu ilk bulunan cesetlerin birindeki kafatası zedelenmesini de açıklayabilir, zira
    kör birisinin ormanda koştururken ağaçlara çarpması gayet doğal.

    peki bu gözüpek sporcuları ölesiye(gerçekten ölesiye) korkutan şey neydi? ayı veya başka bir yabani hayvan olsaydı eğer yaralanmaları gerekirdi. etrafta da ayak izleri, mücadeleye dair izler olurdu. hem radyasyon?

    rus polisi ve kgb bu bilmeceyi çözemiyor (ya da halka öyle söyleniyor). mayıs 1959'da dosya kapanıyor. sporcuların hepsinin "bilinmeyen zorlayıcı bir güç" yüzünden öldükleri söyleniyor. olay dosyası resimleriyle birlikte gizli bir arşive yollanıyor. resimler ancak 1990'da ortaya çıkıyor - eksik olarak.

    1967'de, araştırmalar sırasında görev almış ve fotoğrafçılık yapmış olan gazeteci yazar yuri yarovoi olaydan esinlenerek "en yüksek derecede karmaşa" isimli bir roman yazıyor. ancak sovyet yönetiminin olayla ilgili bilgileri sır olarak sakladığı bir dönemde yazıldığı için pek çok detayı es geçtiği biliniyor. tanıdıkları ise yazarın romanın yayınlanmamış detaylı bir kopyası olduğunu söylüyorlar. yazar 1980'de hayatını kaybettikten sonra yazarın fotoğraflar, günlükler ve el yazılarından oluşan arşivi bulunamıyor.

    1990'da yazar anatoly guschin olayla ilgili bir araştırma yapıyor. rus yetkililerin ona tanıdığı ayrıcalıklar sayesinde bazı fotoğrafları ve önceden bilinmeyen detayları gün ışığına çıkarıyor. pek çok belgenin ortadan kaybolduğunu farkediyor. araştırmasıyla ilgili "sırların bedeli dokuz yaşam" isimli bir kitap yazıyor. kitapta sovyet yönetiminin gizli araştırmaları sonucu geliştirilen bir "gizli silah" teorisine ağırlık veriliyor.

    kitabın verdiği cesaretle 1959'da araştırmayı yürütmüş olan emekli polis subayı lev ivanov bir makale yazıyor. makalede araştırma timinin olaya hiçbir açıklama getiremediğini söylüyor. en önemli nokta ise, ivanov'un iddiasına göre gökyüzünde bazı "uçan küreler" görmüş oldukları. üstlerine bunu rapor ettikten sonra timin araştırmayı bırakması ve bulguları gizli tutması emri geliyor. ayrıca olayın olduğu tarihte grubun rotasından 50km güneyde olan bir yürüyüş grubu kuzeyde garip turuncu küreler gördükleri ve o çevrede şubat ve mart aylarında meteoroloji yetkilileri ve askerler dahil değişik kişilerden benzer raporlar geldiği biliniyor. araştırmalarda bu tanıklar gözardı edilmiş.

    grup lideri igor dyatlov'un adı geçide veriliyor. sovyet yönetimi olayla ilgili detayları tüm gücüyle gizliyor. ufolar mı, paranormal varlıklar mı, gizli ordu araştırmaları mı bilinmez ama ortada alışık olmadığımız birşeyler olduğu kesin.
    1959'da kholat syakhl'da o zavallı dokuz gence ne oldu sorusu hala yanıtsız."
  5. olayla ilgili belgeselimsi bir haber için bakınız: http://www.environmentalgraffiti.com/…-dyatlov-pass

    yolculuğa sağlık nedenlerinden dolayı eşlik edemeyen yury yudin'in "tanrı'ya bir soru sorma şansım olsaydı 'o gece arkadaşlarıma gerçekten ne oldu?' derdim." şeklinde özetlediği tırstay durum.

    aynı yıl bölgede baş müfettiş olan lev ivanov'a soruşturmayı gizli olarak derecelendirmesi ve dosyayı kapatması söylenmiştir. "o zamanlar kuşkudaydım ama artık neredeyse eminim ki o parlak uçan dairelerin grubun ölümüyle direkt bağlantısı vardı." buyurmuştur.

    gelin görün ki 2008 yılında yapılan son çalışmalara göre ordunun bazı testler yaparken kazara ölüme neden olduğuna karar verilmiştir.

    radyasyon, kesik dil, turuncu daireler?

    cevab veremedi.
  6. gizemli olduğu ortada olsa da bunun çok da fazla abartılmış olduğunu düşündüğüm tuhaf olay. bütün detayları olmasa da genel olarak açıklanamayan unsurların hepsini okudum. mansi yerlileri, yeti, ufo gibi şeyleri kafadan eliyorum. bunlar saçma zırvalardan başka birşey değil ve özellikle ufolar vs her tuhaf ve açıklanamayan olaya yapıştırılır nedense. bir kere olayın başlangıcında içten yırtılmış çadıra odaklanmak gerek. bir grup dağcı uyudukları çadırın içinden ne kadar panik ve dehşet içinde olurlarsa olsunlar çıkmak için çadırın girişi varken çadırı içten yırtmaya mı kalkarlar? hem tişört değil ki bu cart diye yırtasın? bayağı uğraşmaları gerek onu yırtmaları için. büyük ihtimalle çok şiddetli bir kar fırtınası vardı ve o sırada uyumakta olan ekip birden bire büyük bir gürültüyle uyandı ve çığ düşüyor sanarak uyku tulumlarının içinden çıkıp ormanlık alana doğru kaçmaya başladılar. fırtına da çadırlarını yırttı. bu arada muhtemelen ekipten 5 kişi panikle çıplak kaçarken diğerleri giyinme fırsatı buldu ama bu sırada fırtına yüzünden kaçan arkadaşlarının yerini kaybettiler. ve belki de bunlar çığ düşmediğini anlayıp panik yapmadılar. sonra hemen diğer arkadaşlarını aramaya başladılar ve fırtına onları yanlış yerlerde aramaya yönlendirdi. grup ikiye bölündü. çıplak kalan 5 kişi ormana ulaşınca ateş yakarak ısınmaya çalıştı, baktılar olmuyor, 3'ü kampa dönmeye çalıştı ama nafile hepsi soğuktan öldü. diğer 4 kişi de arkadaşlarını ararken gece kötü havanın ortasında görmedikleri bir uçurumdan düşerek öldüler. kayıp olan dil de ya çarpma sırasında koptu ya da grup öldükten günler sonra bir uçan yırtıcı kuş tarafından yendi. yoksa öyle mistik bir hava, sovyet ordusunun deneyleri, portakal küreler filan çok zorlama senaryolar.
  7. http://murders.ru/dyatloff_group_1.html linkindeki fotoğraflara bakarsak, çadırlarının içeriden yırtılmış olması, yırtarak çıktıkları anlamına gelmiyor. çadırda yırtıklar saptanmıştır sadece ve bu yırtıkların içeriden yapıldığı tahmin edilmektedir. gerçekten tüyler ürpertici bir olaydır.

    gelen mesajlar üzerine: link ölü değil, ben girip çıkabiliyorum.
    not: ceset resimleri vardır.
  8. insanin aklina kucuk bir pompei olayi getiren vaka. her turlu fantazi ve komplo teorisi ureten akillar pek tabi bu noktada da bisiler dusunebilirler.

dyatlov geçidi vakası hakkında bilgi verin