şükela:  tümü | bugün
  • the* cranberries isimli grubun hoş bir şarkısı.
    (tüylerimizi diken diken edebilen bu şarkıyı, bu etkiyi uzun süre devam ettirebilmesi için çok fazla dinlememek gerekmektedir, yazıktır)

    sözleri ise copy paste olarak

    do you remember
    the things we used to say?
    i feel so nervous when i think of yesterday

    how could i let things
    get to me so bad?
    how did i let things get to me?

    like dying in the sun
    like dying in the sun
    like dying in the sun
    like dying (tekrar ediniz, evet tekrar ediniz)

    will you hold on to me
    i am feeling frail
    will you hold on to me
    we will never fail

    i wanted to be so perfect you see
    i wanted to be so perfect

    (tekrar ediniz, tekrar ediniz)
  • dolores ablamın, şarkının bazı yerlerini "like dying in this song" şeklinde söylediğine yemin edebileceğim şarkı..

    ya da ben gitgide bu şarkının içinde ölüyorum..
  • how could i let things get to me so bad?
    hayata dair pişmanlıklarınızı hatırlatmakla kalmayıp, yumuşacık bir sesle, ince ince, çaktırmadan, ruhunuzu daraltır. merak etmeyin, birazdan haddinden fazla ağlayacağınız, ağlamalar tek dinlemede kafi gelmediği için tekrar tekrar dinleyeceğiniz, böylelikle rahatlayacağınız için zararsızdır. bence, cranberries'in en güzel şarkısıdır.
  • the cranberries'in bury the hatchet albümünden bi parça. alakası yok aslında ama bana hep kujo'yu hatırlatır.
  • acıların bittiği, hissizlik evresinin başladığı dönemde, yağmurlu bi gün mumlu bi mekanda dinlenmesi gereken, ağlayan piyanosuyla** öldüren* ve fondaki ambulansımsı seslerle tüyleri diken diken eden şarkı. "how could i let things get to me so bad..?"
  • no need to argue ile birlikte the cranberries'in en vurucu şarkısıdır. saatlerce dinlense bıkılmayacak cinsten.
  • tam 10 sene önce, çok fazla dinlediğim için, 3 kere aynı kaseti almıştım. kaset hala vardı o zamanlar. albümün adı bury the hatchet idi. animal instinct, promises gibi efsaneleri barındıran.

    ilk kaseti yaz okulu için gittiğim ingiltere'de almıştım. temmuz ortaları falandı sanırım. ikinci kaseti türkiye'ye döndüğümde almıştım. o da ağustos ayının sonları falandı galiba. yine çok dinliyordum. özellikle az kişinin bildiği süper şarkıları dinlemek daha çok hoşuma gidiyordu. dying in the sun bunlardan biriydi. sorry son ile beraber. zaten albümde de son 2 şarkı idi bunlar. ki kasetten dinlediğimiz için öyle sürekli şarkılar arasında geçmek gibi bir şansım da yoktu. herneyse.. yine çok dinliyordum ve tabii ki bu kaset de bir zamandan sonra bozulmaya başladı. ekim ayının sonlarıydı tekrar bu kaseti aldığımda.

    yine ekim ayının sonlarında sol framede görünce bu yazdıklarım geldi aklıma. o zaman sizler için gelsin daha çok kişi bilsin. buyrun
  • az kişinin bildiği süper şarkılardan olması beni şaşırttı. demek tüm bilenler benim çevremde toplandı gibi bir sonuca ulaşacaktım ki vazgeçtim.

    hiç sanmıyorum bu kadar sade ve güzel bir şarkının az bilineceğini. hem de hiç.

    gece gece loop'a alınan şarkılardan, yağmurlu bir gündüz de olur, yazın günbatımında da olur. dying with the sun...
  • ak$am ak$am aklıma dü$mü$ $arkıdır.

    ne varsa eskilerde var.
  • insanı sarsan, durup dururken bir anda hüzünlere gark eden şarkı. sanki hep içinizde tutup kimseye söylemediğiniz veya unutmaya çalıştığınız şeyler şarkı haline getirilmiş gibi. böylece şarkının adı da gerçek bir anlama bürünüveriyor...