şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
206 entry daha
  • üst edit: entry'yi vakit ayırıp okuyan ve nazik dileklerini sunan herkese teşekkür ederim. hemen herkes, haklı olarak, ne sattığımı ve sitenin adını soruyor. buradaki anonimliği bozmamak adına girdiğim sektörü ve site adını özellikle belirtmedim ve özelden soranlara da söylemedim. bu entry'yi sade bir bilgilendirme yazısı olarak görmenizi isterim, herhangi bir reklam entry'si olarak değil.

    ucundan kıyısından bulaştığım para kazanma hedesidir.

    size bu işe girme hikayemi anlatayım. daha önce ticaret deneyimi olmayan birisi olarak belki işin kurtları tarafından alaya alınacağım ama en azından geldiğim noktada birşeyleri doğru kıvırdığımı sanıyorum. öyle süslü laflar etmeden, beylik amerikanvari "satış stratejileri" goygoyuna girmeden, yok google zart servisi yok tiktok zurt servisi yok sosyal medya fenomeni gibi gibi new age detaylara girmeden hikayemi anlatacağım çünkü çoğuna benim kafam hem tam basmıyor ve yine çoğunun aslında sizden para koparılmak üzere kurgulanan ama aynı zamanda müşterilerin alışveriş zevklerini standart hale sokmaya çalışan uyuz zırvalar olduğunu düşünüyorum.

    öncelikle girdiğim sektör türkiye'de pek de fazla kişinin ve kurumsal şirketin dalmadığı, dalsa da çok geçmeden bilgisizlikten bir şekilde patladığı bir alan. uzun süredir bu alanla ilgilendiğimden işin girdisini çıktısını, ürünleri, sektörün gelişimini, gidişatını ve insanların nelerden hoşlandığını, neleri arayıp neleri istemediğini çok iyi biliyorum. bu başlamadan önce çok bir avantaj oldu benim için.

    işi planlarken elbette önce tutar mı tutmaz mı diye biraz düşündük eşimle. ne şekilde girebiliriz işe, hangi tür şirketi kurmak avantajımıza olur, site işini ne yaparız gibi gibi planladık biraz. ama önce prensiplerimizi belirledik:

    1. abartmayacak, hırs yapmayacak ve bu işe yıllarını verenlerle anlamsız rekabete girmeyecek, haddimizi bilecektik,
    2. boyumuza aşan borca harca girmeyecek, duracağımız yeri iyi belirleyecektik,
    3. basit ve mümkün olduğunca ekonomik bir kurulum stratejisi izleyip daha en başında yığınla masrafa girmeyecek ve kısıtlı maddi kaynağımızı en uygun şekilde değerlendirecektik.

    neticede;

    şahıs şirketi + basit bir internet sitesi + isim duyurmak için bir sanal pazara dükkan açma + facebook sayfası + giriştiğim alanda insanların girip çıktığı birkaç mecraya ufak tefek reklam verme

    şeklinde bir hareket tarzı belirledik.

    kurulum masraflarını minimumda tutmak bizim için en önemli kıstaslardan biri olduğundan en ufak masrafı dahi hesap ederek işe başladık.

    internet sitesini, alan adını falan bu işi yapan yabancı bir siteden alıp kendim kurdum. görsel olarak basit bir site oluşturdum, inanılmaz süslü bir site yapmadım, etkileyici ama pahalı arayüzler kullanmadım sadece amacıma yönelik sade bir tasarımdan yola çıktım. siteyi yaparken en önemli prensibim "ben bir ürünü ararken neye ne şekilde bakarım, bilgiye en kısa ne şekilde ulaşmak isterim?" sorusuna en kısa ve optimal yanıtları vermek ve o şekilde site tasarımını yapmak oldu. bir ürün için 35 tane foto ve destan gibi ürün tanımı eklemedim mesela. ürün kodunu ve 1 adet ürün görselini koydum sayfalara çünkü insanların yalnızca o bilgilere ihtiyaç duyduğunu ve mümkün olduğunca basite odaklandığını biliyordum. bu şekilde gayet anlaşılabilir, kolay kullanılabilir ve istenene kolayca ulaşılabilir bir site çıktı ortaya. site o kadar basitti ki başlangıçta siteden satış opsiyonu dahi eklemedim çünkü bu hem ek masraf demekti hem de tutup tutmayacağı kumar olan bir site için o anda o özellik için istenen giriş miktarı fazlaydı.

    siteyi kurarken binlerce lira verip hazır olarak gelen giriş veya gelişmiş seviye e-ticaret paketleri almak mümkün ama ben bunu tercih etmedim çünkü böyle yaparsam hem başlangıç maliyetim yüksek olacaktı hem de daha işin başında hiç ihtiyacım olmayan, binlerce kalemlik envaterler için tasarlanmış bir sisteme ve belki hiç kullanmayacağım bir sürü özelliğe yığınla para vermiş olacaktım. buna gerek duymadım. site elbette ilk halindeki gibi değil bu arada, gittikçe gelişti ama bu ilerleyen paragraflarda göreceğiniz farklı bir şekilde oldu.

    siteden satış opsiyonu olmadığından satış yapabilmek adına insanların bana ulaşabileceği farklı iletişim yollarını siteye ekledim ve bu şekilde insanlarla birebir diyaloğa girdim. ilginçtir insanların bu durumda satıcıya daha fazla güvendiğini gördüm çünkü karşılarında soğuk ve standart bir listeleme/tanıtım/ödeme sayfaları yerine kanlı-canlı birisiyle temasa geçince ve kendileri ile aynı dili konuşabilen birilerini görünce daha bir mutlu oluyor ve aradıkları şeyden daha farklı şeyleri de sormaya başlıyor insanlar. bu sayede bir ürün için beni arayanlar genelde konuşmamız sonucunda o ürünün yanında farklı ürünleri de aldı. neticede hem benim adımı kendi arkadaşlarına duyuran hem de gayet güzel işleyen hiç fena sayılmayacak bir ağ oluşmaya başladı.

    normalde çok fazla diyaloğa girmem tanımadıklarımla, soğuk birisiyimdir ve hatta biraz da gıcık görünürüm ama bu işi yaparken insanlarla konuşmaktan kaçınmadım. saat farketmeksizin bana ulaşmalarını sağladım ve en alakasız zamanlarda bile arayanlara ihtiyaçları olan en uygun yanıtları verdim. en sabırsızlara, en kararsızlara ve hatta en kabalarına karşı konuşmalarımda kesinlikle sinirlenmedim, araya belli bir mesafe koyarak kimseyle laubali olmadan ve laubali olmalarına izin vermeden diyaloğu sürdürdüm. örneğin beni hiç tanımayan ama siteye eklediğim iletişim kanallarından birinden bana "abiühehe naber yea, baksana şunu bana kaça bırakırsın aga, yap bişeyler ayağımız alışır akşam pazarı mübarek ehe?" şeklinde mesaj atsalar dahi, "merhabalar, istediğiniz ürünü şu fiyata kargo dahil size gönderebilirim. sizin için de uygunsa...." diye yanıtlar verdim. bu normal hayatta da sürekli kullandığım bir prensiptir, sizli-bizli konuşma şekli yani. bu sayede benimle alışverişe giren tüm insanlara karşılarında belli bir seviyeye sahip birisi var ve bu kişi ile düzgün konuşmanız daha uygun olur mesajı da veriyorsunuz ve o kişi ne kadar yavşak olursa olsun bir noktadan sonra konuşmalarında belli bir seviyeye çıkıyor. arada çıkarmayan bazı numunelikler de kalıyor ama bu da katlanılabilir bir şey. ayrıca standart, baştan savıcı internet diyalogları yerine belli bir düzeye sahip gerçek diyaloglar insanlara daha sempatik geliyor ve size karşı güven duymaya başlıyorlar. bu da alışverişe yansıyor haliyle.

    şirket tipine gelirsek ben şahıs şirketi kurdum çünkü muhasebeci abimizin tavsiye ettiği ve vergi anlamında en ekonomik yol bu idi başlangıçta. gidip oda-moda kaydı yapmadım, hem bir avantajı yoktu hem de yığınla para alıyorlar çünkü. ufak ama önemli bir masrafı da sağolsun muhasebeci abimizin tavsiyesiyle hallettim. o konu fatura mevzusu. site entegrasyonlarında online/elektronik fatura basma vs özellikler var size sunulan. başta buna gerek yok çünkü elektronik fatura ve belli şablonlarda basılan faturalar şekil olarak güzel gelse de önemli bir yatırım kalemi oluyor yok cihazdı yok yazıcıydı yok entegrasyondu diye. ben öyle yapmadım. muhasebecinin tanıdık matbaasında bildiğiniz bakkal faturalarından bastırdım. hani şu otokopyalı olan, 4 nüshalılar var ya beyaz-sarı-yesil-pembe katmanlı (görsel). hah işte verdiğim örnek görseldekilerden bastırdım 5 defter, her satış yaptığımda köy bakkalı hasan emmi gibi oturup hatır hutur kendim yazdım faturayı elle. zevkli oluyor aslında bakmayın insan kendini bayağı bir esnaf gibi hissediyor*. faturayı yazmak, o boş alanlara haaaarst diye aşağıya dek çizgi çekmek sonra caaaart diye beyaz+sarı nüshayı kopardıktan sonra kutuya eklemek holding ceo'su olup milyon dolarlık anlaşma yapmaktan daha zevkli gerçekten...

    siteden sonra diğer bir önemli konu da kargo ve paketleme masrafları olayı idi. bu noktada, bence, bir amatörlük yaptım ve birden fazla kargo şirketi ile anlaşmaya çalıştım. buna gerek yok çünkü belli bir ticari hacmi yakalamadan birden fazla şirketle anlaşmak gereksiz. çünkü kargo şirketlerine aylık belli sayıda kargo veremeyince anlaşmaları otomatik iptal ediyorlar. aslında bu noktada biraz da ekşi'nin gazına gelmiştim çünkü burada millet her tür kargo şirketi için ot-bok diye şikayet başlığı açınca insanlara kargo seçeneği sunmanın daha avantajlı olduğunu düşünmüştüm. gelgelelim belli sayıda satışı yakalamadan bu şekilde bir seçenek sunma olayı satıcıyı yoran bir durum ve başta buna hiç gerek yokmuş gerçekten. o nedenle işin başında çok kötü olmaması kaydıyla, yakınlarınızda bulunan ve işletmecisiyle anlaşabileceğiniz bir şubeye sahip tek bir kargoyu seçmek en uygunu. bu arada yeni başlayan bir işletme olduğunuz için bazen şirketler sizle anlaşma yapmıyor ya da işi uzatıyor. benim başıma da bir kargo şirketinde bu geldi. çok uzatmadım konuyu ve internette sizin adınıza anlaşma yapan bazı şirketler olduğunu görüp bu şekilde bir anlaşma oluşturma yoluna gittim. internete bakarsanız bu şirketleri kolayca bulabilirsiniz.

    gelelim paketleme masraflarına. bu önemli bir konu çünkü nakliye masraflarının önemli bir kısmını da banttır, kolidir, patpat naylondur, streç filmdir oluşturuyor. tek tek bakarsnız bir masraf değil gibi dursalar da iş ilerledikçe ve büyüdükçe aslında sıkıntılı bir konu olduğunu göreceksiniz.

    ben ambalaj malzemesi için doğrudan toptancılara gittim. çok acil durumlar dışında zaten perakende bant, patpat naylon, streç film vs. almayın 2 liralık ürünü 10 liraya kakalıyorlar çünkü. böyle ambalajcılar diye özellikle sanayi bölgelerinde dükkanlar var oralara gidip çok uygun fiyata bu ürünleri almak mümkün. patpat naylonun birkaç farklı çeşidi var mesela. pazarlık yaparsanız kocaman bir ruloyu komik bir fiyata almak mümkün. onu alıp evde parçalıyor ve ihtiyacım kadar kısımlara bölüyorum. hazır bölünmüşleri de var veya ambalajcılara sipariş ederek sizin için hazırlamalarını da sağlayabilirsiniz ama bu işi yaptırmak için ekstra para vereceğinizi unutmayın. ama kocaman ruloyu alıp elde makas kendiniz bölerseniz patpat'dan da bayağı bir tasarruf edebilirsiniz. ayrıca koli yapmanın vazgeçilmezi olan bantlardan da çin malı olanlarından uzak durun derim çünkü çok kalitesizler. bunların yerli üretim olanları çin muadillerine göre çok daha kaliteli ve onları da ucuza bulabiliyorsunuz.

    gelelim karton kutu olayına. eğer çok spesifik bir ürün satmayı amaçlamıyorsanız ilk aşamada kesinlikle özel logolu, kilitli, zartlı zurtlu kutu bastırmanıza gerek yok. ben bu anda yine biraz tez canlılık yaptım ve gidip 100 tane kutu bastırdım ama şu anda dahi bastırdığım bu kolileri henüz tüketemedim. yani satış yapmadığımdan değil, eğer her yaptığım satışı bu kutulara koysaydım maksimum 5-6 ayda hepsi biterdi. onun yerine bu kutuları harcamaktansa gidip marketlerden kullanabileceğim kutuları topladım. bu durum size belki biraz abes gelecek ama henüz kuruluş aşamasında bir girişimim ve tasarruf edeceğim herşeyden tasarruf etmem lazım. çok şekilli, janjanlı, özel ambalaja ihtiyaç duyan bir ürün envanterim de yok. müşterilerimin de tek derdi ürünleri kendilerine gelirken hasarlanmasın yeter. o açıdan o migros senin bu metro benim dolanmadığım yer kalmadı. bim'dir, a101'dir sağolsunlar bol bol kutu aldım. şu ana kadar da hiçbir müşterim; " ya abicim senden şu kadarlık ürün aldım utanmadan aro çamaşır suyu kolisinde göndermişsin, ayıp değil mi?" falan da demedi. neticede ürünü müşteriye mümkün olan en hasarsız şekilde ulaştırmak esas olduğundan uygun durumdaki kutuları toplayın, kullanın geçin. kutu içi dolgu malzemesi olarak da böyle topladığım eski kutuları bölüp parçalayıp kullanıyorum. satmak için toptancıdan aldığım ürünlerin bana gönderilen kutularındaki dolgu malzemelerini de atmıyor ve mutlaka kendi kargolarımda kullanıyorum. ayrıca eve aldığım yumurta kutularının iç kısımları (10'lu olanlar özellikle), biten bant ruloları (harika bir sıkıştırma malzemesidir), tükenen kağıt havlu ruloları falan hep dolgu malzemesi oluyor. hatta eve yeni aldığımız eşyaların ambalaj malzemelerini filan da ayırırım kenara. bu şekilde önemli bir gider kaleminden de mümkün olduğunca tasarruf edebildim. bu arada çok önemli bir detay vereyim paketlemeyi ne kadar iyi yaparsanız müşteri memnuniyetiniz de o derecede artıyor. ben çoğu müşterimden paketleme açısından çok olumlu geri dönüşler aldım. o nedenle paketlemeyi çok iyi yapmak her zaman avantajınıza oluyor.

    şirkete bir logo çizdirmek gerekti. bu işi nasıl yaparım derken yurtiçi seçeneklere baktım önce. maalesef fiyatlar çok yüksek geldi bana. emektir, bir noktada sanattır ama neticede yeni başlayan bir girişim olarak en ekonomik olanı seçmek zorundaydım ve ekşi'den baktığım birkaç freelancer sitesine başvurdum bu işi yaptırmak için. nihayetinde 10 dolara istediğimden daha iyi bir logoyu hindistan'dan bir abi çizdi ve iyi bir logo çıkardı bana.

    bu işler de bitince bir tane pazaryerine dükkan açtım. ben amazon'u tercih ettim çünkü amazon halihazırda dükkanlardan en az komisyonu alan yer. evet kendilerinin çok zayıf kalan tarafları oldu, reklam yapmadılar, saçma sapan bir şekilde biz dükkan sahipleri ile anlamsız rekabetlere girdiler, kuruş bazında dahi düşük fiyat verme gibi, ancak aldıkları komisyon çok düşük olduğundan ben burada kalmayı tercih ettim ve hala da varım ama envanteri çok azalttım çünkü amazon biraz baydı beni. amazon'un hem site tasarımı itibariyle dükkan sahiplerini geriye iten bir anlayışı var hem de acayip fiyatlandırma algortimaları yüzünden yeri geliyor sizin elinizdeki 3 paralık ürünle bile rekabete giriyorlar. neyse, ben amazon satışlarıma çok dikkat ettim, paketlemeye ve zamanında kargoya inanılmaz özen gösterdim, müşteriler mesaj attığında en nazik şekilde hemen yanıtladım ama hem amazon'un bizleri öne çıkarmama eğilimi hem de burada da göreceğiniz gibi insanların "sallayın diğer dükkanları, satıcı sadece amazon'sa alışveriş yapın!" gibi telkinlerinden ötürü orada sadece sembolik olarak durmaya karar verdim. verdiğim emeği karşılamayan bir alan oldu amazon maalesef.

    evet siteyi kurduk. faturasıdır, muhasebesidir, ambalajıdır, logosudur hallettik. geldik en önemli konu olan fiyatlandırma politikasına.

    şimdi benim avantajım şunlar idi; evde bir kısmı bu işe ayırabildiğim için depolama giderim olmayacaktı. sadece internet dükkanı olduğundan klasik fiziki dükkan giderleri de yoktu. ayrıca ben, eşim ve hatta oğlumuz da bu işin içine girdiğimizden eleman masrafı da sıfırdı. dolayısıyla piyasadaki rakiplerimin hemen hepsi de fiziki dükkana sahip olduklarından, eleman çaıştırdıklarından ve sabit giderleri olduğundan onlara nazaran giderlerimi minimumda tutabildiğim için belirlediğim fiyatlarda buna paralel olarak aşağı indi. gelgelelim bu durum önce insanlar tarafından çok garip karşılandı çünkü aynı ürünü satan diğer fiziki dükkanlara göre ben fiyatları bayağı bir aşağı çekebilmiştim ve önceleri bana sahtekar mı acaba diye yaklaşan çok oldu ve hatta doğrudan bana bile sordular siz sahtekar mısınız diye? komik ama maalesef insanlar yüksek fiyatlara alışmşlar ve dolandırılma korkusuna o derece kendilerini kaptırmışlar ki bana bu soru soruldu. kızmadım elbette çünkü ben de benim gibi fiyatları aşağı çekebilen birilerini görsem ben de kuşkulanırım ama herkese istedikleri tüm bilgileri sağladım ve birkça alışveriş yaptıktan sonra karşılıklı güven oluşunca (bakınız ilk paragraflarda anlattığım birebir diyaloğa girme hususu) bu tip kuşkuların ve endişelerin yerini yaptığı alışverişten mutlu olan insanlar aldı.

    ancak bu noktada maalesef dükkan sahiplerinden birinin acayip bir tepkisi ile karşılaştım. girdiğim sektörde enteresan bir tip olmasıyla bilinen bir satıcı açıkça "sen ne kimsin lan, hayırdır. bak çok dikkat çekiyorsun" ayağı yaptı bana. ben de kendisine durumu nazikçe anlatıp kendisi ile beni bir tutmaması gerektiği belirttim ama baktım sıkıntılı bir tip ve tacize devam ediyor en sonunda kendisine bu şekilde devam ederse hukuki yollara başvuracağıma açıkça belirtince sesi kesildi. şimdi sadece benim dükkan envanterime bakıp benim fiyatlarımdan 5-10 lira aşağısına aynı ürünü kendi sitesine koyuyor ama ne hikmetse o fiyata o ürün elinde hiç kalmamış oluyor*

    ancak bu durumdan bile sonuç çıkarabildim. benim kesinlikle kimse ile bir rekabetim sözkonusu olamazdı çünkü hem maddi olarak o aşamada değildim hem de öyle bir niyetim yoktu. bununla birlikte izlediğim yolun doğru olduğunun bir kanıtı oldu bu çünkü insanların dikkatini çekmeye başlamıştım, fiyatlandırmam doğruydu çünkü zaman içinde siteye olan ilgi artmıştı ve hemen her gün daha fazla insanla diyaloğa giriyordum. bu da satışı düşen diğer elemanın dikkatini çekmişti...

    hem amazon hem de site tarafından işler bir şekilde yürüdü ve ilk yılın sonunda sitenin geliştirilmesi ihtiyacı ortaya çıktı. ben bu işi en uygun şekilde halletmek için araştırmalara başladım ve gördüm ki bunu birkaç şekilde yapmak mümkün. kısaca anlatacak olursam:

    *** a. hazır e-ticaret paketleri alacaksınız ***
    - avantajları: herşey hazır. sadece site adını koymak, alan adınızı tanıtmak yetiyor. fena olmayan teknik destekleri var.

    - dezavantajları: paketler pahalı. toplu ödeme yapmanız lazım. kulanmayacağınız yığınla özelliğe tonla para döküyorsunuz. kısıtlı görsel seçenekleri var.

    *** b. woocommerce kasacaksınız ***
    - avantajları: sonsuz bir açık kaynak. ihtiyacınız olan herşeyi bedava bulabilirsiniz. görsellik ve işlevsellik açısından güçlü siteler kurmak mümkün.

    - dezavantajları: eğer kendiniz uğraşacaksanız ciddi teknik bilgi hakimiyeti gerektiriyor. update'dir, arıza çözümüdür, site bakımıdır hep sizde olacak. eğer bunları yapamam bana teknik bilgisi olan birisi destek olsun diyorsanız piyasada hem bu işi hakkıyla yapan yerler pahalı hem de uyanık geçinen, 3 liralık işe 50 lira diyen tipler cirit atıyor. ekonomik bir çözüm olmuyor hazır teknik destek almak.

    *** c. shopify, bigcommerce tipi siteler kullanmak ***
    - avantajları: site giderleriniz aylık olarak alınıyor (sabit gider+satıştan pay). toplu bir kurulum masrafına gerek yok. başlangıç ve orta seviye siteler için uygun ve kolay kullanımları var. teknik bilgi gerektirmeyen altyapıları ile kolayca site oluşturabilirsiniz. inanılmaz başarılı teknik destekleri mevcut.

    - dezavantajları: işlevsel modülleri ve görsel ürünleri çok pahalı. bedava olan eklentileri başlangıç seviyesi için yeterli olsa da satış hacminiz ve ihtiyaçlarınız arttığında yetersiz kalıyor. belli teknik kalıplar içinde kaldığından kod yazma öğrenmeden siteye özel özelleştirmeleri yapmak mümkün değil.

    *** d. siteyi bir ajansa/şahsa verip baştan aşağı yeniden tasarlattıracaksınız ***
    - avantajları: elinize hazır kurulu site geçecek. belli bir seviyede teknik destek de alacaksınız.

    - dezavantajları: acayip bir maliyet çıkacak ortaya. bir de ajans, ilgilenen şahıs dükkanı kapar giderse yarın birgün site göçtüğünde el elde baş başta kalma riski çok fazla.

    ben c şıkkını seçtim ve bir platform üzerinden kendi sitemi geliştirdim. bu defa siteden satış entegrasyonunu da ekledim çünkü bana gelen geri dönüşlerde bu özellikle sıkça istenmeye başlamıştı. bu özellik kullandığım e-ticaret platformunda var. sadece ülkemizde faaliyette olan online ödeme alıcılardan birini seçmem ve platforma entegre etmem gerekti. bu da ürünler için ekstra maliyet demek çünkü satış başına bu şirkette pay alacaktı. ben kendime göre ekonomik açıdan uygun olan birini seçip hemen siteye entegre ettim ve siteden satış opsiyonum da nihayet aktif hale geldi.

    bu noktadan sonra bu sosyal medya denen zırvalığı daha fazla kullanmaya başladım. önceden açtığım facebook hesabı genelde göstermelik duruyordu ama 2. yılın başından itibaren ciddi bir tanıtım kampanyasına ve diğer kişileri izleme, eğilimleri anlama faaliyetine başladım facebook üzerinden. e-ticarete girdiğim alanla ilgili neredeyse tüm facebook gruplarına üye oldum. bu şekilde hem ürün arayanlara elimdekileri gösterdim hem de elimdekilerin sürekli reklamını yaptım. fena olmayan bir satış grafiği de yakalayabildim şükür facebook üzerinden. insanlarla görüştükçe sayfamın takipiçisi arttı. bununla birlikte gruplardaki eğilimleri de gözlemleme ve bu eğilimlere göre envanteri sürekli güncelleme yoluna gittim. bu çok önemli bence çünkü insanların neyi aradığını ve neye yöneldiğini gözlemlemek bence çok önemli. o nedenle hergün üşenmeden yığınla facebook grubuna şöyle bir göz atarım ki ilerleyen süreçte neye odaklanacağımı anlayabilirim.

    ikinci aşama da instagram'a girmekti. benim bu saçma platformlarla daha önceden ilgim olmadığını söylemiştim, hele hele instagram'a aşırı uyuz oluyorum ama öküzlüğün de anlamı yok, değişen çağa ayak uydurmak lazım. instagram'a da girip orada yeni getirdiğim ve kimsenin satmadığı ürünlerimi göstermeye başladım. kısa videolar çekip atıyorum genelde oraya ki çok seviliyor bu çünkü hap gibi olan, hemen izlenebilen 1 dakikalık videolarda insanlar ihtiyaçları olanı, merak ettiklerini kısaca görebiliyor. ancak instagram'dan satış falan yapmıyorum, o konu bence türkiye'de çok kirletilmiş bir alan çünkü. pek girmek istemiyorum o işe.

    instagram derken şöyle de bir hamle yaptım. e-ticarete girdiğim alanda çok bilinen bir arkadaşa çok istediği bir ürünü ücretsiz sağladım ve tüm gönderilerinde beni etiketlemesini istedim. bu şekilde hem instagram takipçim arttı hem de site trafiğim yükseldi. o da benden aldığı ürünle yurtdışındaki bağlantılarını geliştirdi. karşılıklı olarak win-win durumu oldu biraz.

    bu noktada aklıma harika bir fikir geldi. bu fenomen işi iyiymiş dedim. gidip yalak bir tiktok fenomeniyle anlaşıp bol bikinili bir klip çektireyim ya da birkaç hatun bulup dekolteleri giydirdikten sonra da vereyim benim ürünleri ellerine açayım youtube kanalı oradan yürürüm dedim ama sağolsun eşimin: "sen bunu yap ertesi gün mahkeme celbini alırsın canım benim, xo xo..." telkiniyle elektrik çarpmış gibi sarsılarak hemen kendime geldim. ticarette durmanız gereken noktayı bilmeniz lazım yani.

    site trafiğinde gelişen bir oranım var. tüm çabalarım sonucunda hemen hergün 3 haneli ziyaretçi sayısını yakalayabildim. sıfırdan başlayan bir site olarak sanırım fena sayılmaz. e siteyi ziyaret eden başına alışveriş oranında da güzel bir oran yakalayabildim. bununla birlikte gelişmeye çalışıyorum hala, okuyup inceliyorum online satış hedelerini sürekli.

    sorun yaşadım elbette. ürünlerle ilgili nadiren de olsa sorun yaşadım ama hepsinde sattığımın arkasında durdum, gerekirse para iadesi yapmaktan veya bedava telafi ürünü göndermekten çekinmedim. çözüm odaklı yaklaştım müşterilerin sorunlarına ve neticede karşılığını da aldığımı düşünüyorum çünkü ürünle sorun yaşayanlardan biri haricinde hepsi yeniden alışveriş yaptı benimle.

    sattığım ürünlerde hep yenilikçi olmaya çalışıyorum. piyasanın kanıksadıkları dışındaki yeni ve farklı şeylere yönelmiş durumdayım. bunun bana dönüşü %80-90 iyi. klasikten vazgeçmeyen ve ucuz etin yahnisi peşinde koşan bir grup haricinde insanların bu stratejiye karşı yaklaşımları ve geri bildirimleri güzel. bu arada farklı satış stratejileri de geliştirip oldukça güzel neticeler aldım. şöyle söylemem lazım aslında insanların önüne farklı alışveriş seçenekleri sundum. al bu 10 lira istersen 5 taksit gibi standart bir yaklaşımı sürdürmedim, isteklerine ve arzularına odaklanma yollarını aradım sürekli. psikoloji okumak, psikoloji alanına ilgi duymak gayet iyi bu işte bence. insanlara ulaşma yollarını daha kolay buluyor ve doğrudan isteklerine hitap edebiliyorsunuz.

    ürün tedariği olarak da hem yurtiçi hem de yurtdışında farklı farklı kaynaklarım var. tedarik kaynağını fazla sayıda tutmak önemli çünkü hem fiyat anlamında hem de seçenek bulma anlamında ne kadar fazla alternatifiniz varsa o kadar iyi oluyor. bazı yurtdışı kaynaklarımla o kadar iyi anlaşıyoruz ki hemen her gün skype'tan görüştüklerim, "kanka naber?" diye mesajlaştıklarım var. sempati kanalından böyle ilişkileri geliştirmek çok önemli çünkü sıkıştığım zamanlarda; "hacım 2 hafta sonra ödesem olur mu?" falan dediğimde ya da "ya şunları bana ayırsana haftaya alıcam." dediğimde sorun olmuyor çünkü dediğim zamanda ödeme yapacağımı ve ürünü mutlaka alacağımı biliyorlar.

    geriye dönüp bakınca ve bu süreçte yaşadıklarımı analiz ettikçe şunu gördüm ki düzgün ve prensipli bir yol izlenirse pekala ticaret yapılabiliyor. insanların ihtiyaç duydukları inanılmaz güzel hazırlanmış etkileyici görsel internet siteleri veya sosyal medya fenomenleri'nin! zarıl zarıl birbirinin aynısı fotokopi reklamları falan değil. büyük çoğunluğun odaklandığı nokta istediği ürüne mümkün olan en uygun fiyatlarda ulaşmak ve ürünü aldıktan sonra üründe bir sorun olursa muhatabının bu sorunu çözmesini beklemek.

    elbette biliyorum ki maliyet hesabı, kar-zarar olayı ticarette çok önemli. bunun ben de yapmak zorundayım ve yapıyorum. ancak açgözlü davranmıyor ve haddimi bilip ona göre hesabımı yapıyorum. gereksiz masraflardan sürekli kaçıyorum, hala metro marketten kutu topluyorum, hala koparmalı fatura kullanıyorum, hala sitemin tüm işleriyle kendim ve eşim ilgileniyor. yoksa bugün hemen gidip bankadan birkaç yüzbinlira krediye asılabilirim ve tamamen standart bir e-ticaret şekine geçebilirim, delicesine online reklam basıp parayı kolayca çarçur edebilirim. her gün arıyor bankacılar sağolsunlar illa gelin kredi diye ama gerek yok. bunu yaparsam genel yaşantımın etkileneceğini ve gereksiz stresler yükleneceğimi biliyorum. radikal bir büyüme amacım yok, çok daha yatay bir şekilde ivmelenmeyi seçtim bu noktada. allah'a şükür şu anda geldiğim nokta da beklediğimden daha iyi bence. daha da iyisi olabilirdi ama gerek görmüyorum aşırı risk almaya. sonuçta ülkenin durumu belli...

    evet benim hikayem de böyle. umarım bu işi yapmaya niyetlenenlere yardımcı olabilecek birşeyler yazabilmişimdir...
  • hesap kitabının çok iyi yapılması lazım gelen ticaret çeşidi;

    -diyelim bedava bir ürün buldunuz. kalem diyelim, kargosu da ucuz olduğu için kalemi baz aldım. bu kalemi de n11.com, hepsiburada.com gibi pazaryerlerinde satışa açmış olalım. bedava aldığınız kalemi satacağınız zaman karşılaşacağınız maliyetler;

    . kdv dahil 8 lira civarı kargo
    . kdv dahil pazaryeri komisyonu 2 lira
    . kdv dahil pazaryeri hizmet bedeli 1 lira
    . temel giderler için 2 lira ekleyelim

    bedava aldığınız kalemin maliyeti size minimum 13 lira olacak.

    diyelim bedava kapalı kedi tuvaleti aldınız, satış fiyatınız 250 tl olsun (ölçüleri de 40*55*60 civarı olsun);

    . kdv dahil 60 lira civarı kargo
    . kdv dahil pazaryeri komisyonu 35-40 lira civarı
    . kdv dahil pazaryeri hizmet bedeli 1 lira
    . temel giderler için 5 lira ekleyelim

    bedava aldığınız kapalı kedi tuvaletinin maliyeti size minimum 100-105 lira olacak. bütün hesaplarınızı bu omurga üzerine kurmanız lazım.

    kendi sitenizi açtığınız zaman belki pazaryeri komisyonundan kurtuluyorsunuz ama bu sefer de sonu gelmeyen google ve sosyal medya reklamları süreci başlıyor. işi çok iyi bilmediğinizi düşünüp ajans veya freelance çalışan biri ile anlaşsanız yine en az ayda 500-750 lira onlara ödeyeceksiniz (bu arada en ucuz ajans ayda 1000-1500 liradan çalışıyor, ben hesabı free-lancer'lar için yaptım). ayrıca reklam giderleri de size ait. siz yapsanız takibi ve kontrolü ayrı bir iş. günlük 10 liraya da 1000 liraya da reklam yapabilirsiniz tabii bu size kalmış ama gördüğüm kadarıyla aylık sadece google reklamlarına ortalama 1000 tl, sosyal medya reklamlarına ortalama 600-750 tl harcamadan kayda değer bir geri dönüş olmuyor. googleads ve analitikte bunun analizlerini görüyorsunuz zaten. idealinin 100 tıklamaya 1-3 alışveriş olduğunu söylüyorlar ama binlerce büyük markanın arasında bu orana ulaşabilene pek rastlamadım. yeni kurulan veya küçük firmalar 1000 tıklamada 3-4 gibi oranlar daha makul benim gözlemlerime göre. zaten yeni kurulan veya küçük firmalar aylık 1500-2000 lira civarı reklam parası harcamalarına istinaden günlük 150-200 tıklamalarına ulaşabiliyorlar. diyelim her gün 2 sipariş gelsin (iyimser olalım). ayda 60 sipariş yapar. 1500 lira (reklam gideri)/60 sipariş oranından reklam maliyetinin size ürün başına 25 lira'ya mal olduğunu düşünebilirsiniz. hadi başka kanallardan da ücretsiz reklamınız veya kampanyanız oluyor, bu şekilde sipariş alabiliyorsunuz diyelim, size 10 lira deyin. e zaten sadece reklam bütçeniz için ürünlerinizin maliyetine 10 lira eklemeniz gerekiyor (ben 20 lira ekleyin derim de hadi tam işi bilmiyoruz diyelim). e zaten genel toplama baktığınızda bu tutar sizin pazaryerine verdiğiniz komisyonlarla neredeyse eşdeğer.

    üst paragrafa istinaden bir de rekabet sıkıntısı var. insanlar size güvenmediği zaman alışveriş yapmıyor. hem sitenizin görsel açıdan çok iyi olması hem de aktif olarak güncellenmesi lazım. iyi bir site için yine hatırı sayılır bir para harcamak gerekiyor: tasarımı, güvenliği, sanal ödeme makinası... böyle bir süre geçtikten sonra ancak siz tanımayan insanlar sizin sitenizden alışveriş yapmaya başlıyor. burada da markalaşmak çok önemli.

    benim gözlemlerine göre internet üzerinden satışlarda kargo+pazaryeri komisyonu (veya kendi sitenizdeki sanal pos komisyonu+reklam) gibi durumları düşünürsek günümüz şartlarında 60-70 lira altında ürün satışından para kazanmak pek mümkün değil. artık 1 sayfa dosya kağıdı bile yollasanız kargo ücreti 10 liradan aşağı çıkmıyor. 75 lira üzeri kargo derseniz bile ürün başına ortalama 3-4 liradan aşağı maliyet düşmüyor. e zaten ucuz ürünlere insanlar artık her marketten veya büyük marketlerin internet sitelerinden rahatlıkla ulaşabiliyor. en güzeli kiloda hafif pahada ağır tekstil ve elektronik ürünler ama onlarda da iadeler insanı canından bezdiriyor. adam t-shirtün anasını bellemiş size geri yolluyor, veya kulaklığın paketini açmış orjinalliğini bozmuş "beğenmedim" diye size iade ediyor. iade alsan bir dert almasan bin. e dönüşteki kargo maliyetleri zaten ayrı, ürünü bir daha satma imkanının kalmaması apayrı.

    bana göre şu an en iyi satılacak ürünler kitap ve kedi-köpek ürünleri. hem iadeleri çok düşük hem de pahada ağırlar, daha rahat fiyatlarda oynama imkanı olabiliyor. bunların dışında, bu işten para kazanılır mı? tabii ki. ama kesinlikle caddede bir dükkan açmışsınız gibi en az 1-1,5 yıl para kazanmamayı ve aylık ciddi paraları cebinizden harcamayı göze almanız lazım. ondan sonra önünüz açık.
  • gelişmiş ülkelerdeki e-ticaret sitelerinin alışveriş hacmine kıyasla, bizim hala alfabenin "a" harfinde olduğumuz ticaret sistemidir. üzerine sayfalarca kritik yapılabileceği gibi, birkaç kelimeyle de özetlenebilir bir konudur aynı zamanda.

    1. sistem : büyük girmek ;

    koyarsın masaya 1 milyon amerikın dalırs, sistem, personel ve hizmet içi eğitimlerini tamamlarsın, sektörde adı duyulmuş firmalardan kritik adamları transfer edersin, tedarikçinin kafasına balya balya dalırları vura vura malını alırsın, e-marketing ve marketing departmanına yılda 200.000 kayme koyarsın, iş kendi kendine büyür ve yükselir. tedarikçinin hacmi artar, müşteri malı ucuza alır, büyük patron parayı kırar, herkes kazanır.

    2. sistem : sektöre yatırım yapmak

    çok egzotik ve kaliteli ürünleri uygun fiyatlara bulursun, havalı bir isim bulur ve güzel bir dizayn yaparsın, tüm bunlara ortalama 100.000 (sistem operasyonel hale gelene kadar toplamda) kayme harcarsın, başlangıçta 4 kişiyle başlarsın, küçük reklamlar ve sosyal medyanın gücünü kullanarak adını duyurmaya başlarsın, %30-40 marjla ticaretini yaparsın.

    3. sistem : niyeti bozmak

    ne elde var ne avuçta, yaraksepeti küreksepeti gibi bok bir isim koyarsın, gider 2.000 liralık hazır site kurarsın, sattıkça mal alır millete tedarik ederim dersin ama para tatlı gelir yersin, sana kanan 3-5 geri zekalının parasını ve hakkını gasp edip adını dolandırıcıya çıkarırsın, sonra hem sen batarsın hem de milletin e-ticarete güvenini baltalarsın. öl daha iyi amk !!!

    memleketimde yaşanan güzel, özel ve bok gibi örnekleri kısaca bunlardır.
  • gerçekten çok yoruldum ya. türk insanına e-ticaret yapmaktan daha zoru yok.
    bu halka eğitim verilmeli çünkü artık mecalim kalmadı.

    herkes sanki bir dükkana girmiş de, tezgahtar arıyor gibi davranıyor.
    heryerden bin çeşit reklam yapıyoruz, tüm reklamlar, reklam verilen ürünün sitedeki linkine gidiyor. ürüne ait onlarca fotoğraf ve açıklama metni var.

    ama yetmiyor. herkeste aynı sorular; nerden satın alabiliriz? bu ürün ne kadar? sipariş vermek istiyorum yardımcı olur musunuz? ürünü nasıl alabiliriz? telefon numaranız var mı sipariş vermek istiyorum?

    bıktım ya, burama kadar geldi. site koymuşuz, siteyi olabilecek en basit şekilde bırakmışız yeter ki girip alsınlar diye. hiç kimse hiçbir şart altında siteye gitmiyor. herkes başında birer tezgahtar arıyor.

    herkes masrafları düşürmek için e-ticarete yönelmiş durumda ama iş normal dükkan işletmekten beter hale geldi. bu kadar kişinin girdiği bi mağazada 5 tane tezgahtar yetiyorsa, bu insanların düzenli sorularını yanıtlamak ve onların sipariş vermesini sağlamak için en az 10 tane sosyal medya ve whatsappçı gerekiyor. en az. en az.

    türk insanı her boku ayağına bekliyor kısaca ve iş böyleyken e-ticaretin gelişmesi her dakika daha da zorlaşıyor.

    kadın bana siteden fotoğraf atıyor: "bu ürünün fiyatı nedir?", küçük ekranlı telefonunu 1mm aşağı scroll etse fiyatı yazıyor (evet bu bir ux hatası olabilir ama yine de bahane değil).

    gerçekten yoruldum. dükkanda satış yapmaktan daha zor bir hale geldi bu iş.
    herkes instagramdan, wahtsapptan almak istiyor. hiç kimse siteye girip sipariş doldurmak istemiyor. hekres geyik peşinde, herkes verdiği sipariş hakkında konuşmak istiyor. el ile hazırlanan bir ürünse herkes dakika dakika fotoğraf istiyor.

    bıktım oğlum hepinizden. bu halktan bıktım. gerçektne burama kadar geldi.
  • günümüz ortamında, tıpkı avm'lere ve bim'lere yenilen esnaf gibi, küçük ve orta düzey işletmeler için artık mümkün bir hali kalmamıştır.

    hem instagram ve google'daki tıklama başına maliyet rekabetine,
    hem de mevcut e-ticaret yasalarına hiçbir orta sınıf esnafın dayanma ihtimali yok.

    aynı ayakkabının farklı renk ve numaralarından toplam 6 sipariş verip, ayağına hangisi olup hangi rengi beğenirlerse diğerlerini iade ediyorlar. bu, günümüz türkiye'si insanının yaptığı en olağan ahlaksızlıklardan bir tanesi.

    bu süreçte; kişiye hem tüm parasını hem de iade gelen ürünlerin kargo parasını ödemeniz gerekiyor.

    çanta alıyor, düğüne gidip geliyor,
    iade etmek istiyorum diyor.

    giysi alıyor, beğenmedim iade ediyorum diyor.

    size özel yapım ürün yaptıracak. malzemesini alıyorsunuz, üreteceksiniz. 1 hafta sonra "vazgeçtim" diyor, malzeme elinizde kalıyor. normalde ressama, heykeltraşa böyle bir şey diyemezsiniz, onları kapı gibi yasa koruyor. ama internetten alışverişte bu durum geçerli değil. sike sike iade ediyorsun. 500 lira kazanacağın mala aldığın 220 liralık ürünle sik gibi ortada kalıyorsun.

    buna trendyol vb. firmalar katlanabilir, ancak orta sınıf esnaf katlanamaz. bunun adı müşteri memnuniyetideğil, bunun adı barbarlığa geçit vermek sadece.

    burada hep mağdur müşteri, canavar satıcı rezaletlerini okursunuz.
    asıl rezalet e-ticaret sektöründe satıcılara uygulanıyor. 1000 kişiden birinin ürünü kırık veya bozuk gittiğinde burada rezalet başlığı açılır.
    adamın her gönderdiği 1000 üründen en az 150 tanesi yukarıda yazdığıms ebeplerle iade ediliyor. adamın zaten karının %60'ı bu süreçteki kargo masraflarına, stok çekmeye vs. gidip bitmiş oluyor.

    üstelik o okuduğunuz çoğu rezalet başlığının kaynağı da, türkiye'deki ahlaksız e-ticaret anlayışı nedeniyle oluyor.

    siz "ürün defolu" diyip iade etmek istiyorsunuz, ancak artık satıcı bıkmış durumda. çünkü herkes aynı yalanlarla iade ediyor ürünlerini. "bari işi yokuşa koşayım da, gerçekten iade etmek isteyen etsin. keyfi; numara, renk beğenmek için sipariş verenleri de uğraştırayım" diye düşünüyor. haksız mı? hayır değil.

    70 liralık terliğin her renk ve boyundan toplam 6 sipariş veriyor. zaten satıcının o üründen kârı %15 olabilir. 5 tanesi iade olarak geri geliyor kargoyla. 1 terlikten; 11 lira kazanan adam, iade gelen kargolara 15 lira para ödüyor.

    bir kısmı yasayla düzelebilir belki.
    ama diğer kısmı mümkün değil. bu ahlaksızlık seviyesindeki bir topluma, bu derece abuseye açık hiçbir işte hizmet verilmez.
  • dünya ticareti yavaş yavaş e-ticaret yönüne doğru kaymakta. artık bir e-ticaret sitesi olmayan şirkete taş devrinde kalmış muamelesi yapılıyor. ancak dünyanın parasını döküp en son model bir e-ticaret sitesi açmanız bu alana girip başarılı satışlar yapmanız için yeterli değildir. insanların sizin ürünlerinizi bol bol tıklayıp sepetlerine atmaları için çeşitli psikolojik taktikleri de zekice ve yerinde kullanmanız lazımdır. bu taktiklerden çok basit bir kaç örnek vermem gerekirse.
    1) insanlar kendilerine bir şey verildiği zaman kendilerini o hediyeyi veren kişiye karşı "borçlu" hissederler. bu açıktan faydalanmak için e-ticaret sitenizde sattığınız ürünlerin yanında mutlaka "bedava" bir şeyler vermeye çalışın. bu hediye çok ucuz hatta ufacık bir ürün örneği bile olsa yarattığı psikolojik etki değişmeyecek ve müşteriniz sitenizden ikinci bir kere alışveriş yapma kararına daha çabuk ulaşacaktır. unutmayın herkes bedava bir şeyler almaya bayılır.
    2) insanlar tutarlı olmaya veya en azından öyle gözükmeye çalışırlar. onları sitenizin mail listesine katılmaya,facebook sayfanızı beğenmeye hatta en iyisi ürünlerinizi bir kaç gün deneyip ellerinde tutmaya ikna edebilirseniz harika olur. çünkü sizden mail almayı kabul etmeleri,facebook sayfanızı beğenmeleri ve o an için ürününüzü satın alma niyetleri olmasa bile en azından bir kaç gün denemeyi kabul etmeleri müthiş bir psikolojik baskı oluşturacaktır. ürünü beğenmezlerse istedikleri zaman iade edebileceklerini söylemenizde harika bir fikirdir çünkü o ürün bir kere ellerine geçti mi iade etmeleri biraz zordur.
    3) insanlar beğenip sempati duydukları insanlara güvenme ve onlardan ürün satın almaya çok yatkındırlar. e-ticaret sitenizi baştan aşağı sitenize giren insanlara gülümseyen,tebessüm eden güzel insanların resimleriyle veya sevimli karakterlerle doldurmanız çok iyi fikirdir. insanların beğendiği ünlüler ve sevimli çizgi film karakterleri de işe yarar çünkü sitenize giren müşterileriniz bu ünlü karakterlere duydukları sempatiyi psikolojik olarak sizin ürünlerinize yansıtacaklardır. şirketinizin sempatik bir başarı hikayesi varsa onu da markanıza eklemeyi unutmayın. insanlar güzel ve mutlu masallara bayılırlar.
    4) hepimiz tanıdığımız ve sevdiğimiz insanlara güveniriz. mesela herhangi bir ürün hakkında yakın arkadaşınızdan alacağınız olumlu tavsiye bir çok klasik reklam faaliyetinden daha etkili olacaktır. bu psikolojik avantajı e-ticaret sitenizi insanların arkadaşlarına sosyal medya üzerinden sitenizi veya içindeki ürünleri tavsiye edebilecekleri bir çok imkanla donatarak kullanabilirsiniz. hele bir de arkadaşlarına sitenizi tavsiye edeceklere ufak da olsa bir hediye verirseniz tadından yenmez olur.
    5) insanlar otorite görüşlerine itaat etmeye yıllar süren koşullandırmalarla iyice alışmışlardır. e-ticaret sitenizi ürünlerinizin "kanıtlanmış faydaları" konusunda "bilimsel araştırmalar" ve " uzman görüşleriyle" doldurmanızı şiddetle tavsiye ederim.
    6) kıtlık duygusu yaratarak insanları paniğe sokmanız ve çok düşünmeden satın alma eylemine geçirmeniz mümkündür. mesela sitenizdeki ürünlerin fiyatlarının "geçici bir zaman için geçerli olduğu" veya "ürünlerden deponuzda sadece yirmi adet" kaldığı gibi zihin virüsleri çok etkili olacaktır. insanları birbiriyle yarıştırdığınız açık arttırma gibi sistemlerde benzeri bir panik duygusu yaratmakla beraber rekabet ve kazanma duygularını da körükleyecektir.
  • offline (klasik dükkan) ticaretle maliyet açısından avantajlı olmayan ticaret türü.

    kısa bir süredir bu işin içerisinde olan biri olarak haddime değil ama düşünenlere fikir vermek açısından biraz yazacağım.

    aslında benim ticaretle alakasız bir mesleğim var fakat pandemi döneminde o kadar bunaldım ki bir şeyler yapma isteğim beni bu yola soktu. zaten genel olarak beyaz yaka olmak yerine esnaflığa daha yatkın olduğumu düşünür olmuştum uzun zamandır.

    vergi açılışı, muhasebeci falan onlar kolay iş ben biraz daha detaya ineyim.

    her neyse, ilk diyeceğim şey o ki çevrenize güvenmiyorsanız bu işe girmeyin.

    neden?

    1- üretim.
    umarım 10 liraya harddisk alıp 15 liraya satarız olm süper iş, trendyol’da çok satılıyor lan, efsane! gibi bir salaklığa düşmezsiniz. yine de düşerseniz şunu bir araştırın derim (bkz: buybox). yedirmezler yani.
    o yüzden ne yapıyoruz?
    katma değer üretiyoruz.
    nedir katma değer?
    marka yaratıyoruz.
    yani?
    üretiyoruz, ürettiriyoruz. kaliteli malı uygun fiyata ürettirip uygun fiyata satmaya çalışıyoruz. çünkü biliyoruz ki türkiye’de internetten alışveriş demek ucuz alışveriş demektir. rakipleriniz zor demektir.
    üretimle ilgili uzaktan yakından alakanız yoksa, hadi ufaktan var diyelim, o üreticilere hatrınız geçmiyorsa sıkıntı yaşarsınız.
    neden?
    çünkü sizin muhtemelen fazla sermayeniz yok.
    yani?
    e sen marka yarattın. tamam. sanıyor musun ki doğru düzgün bir imalatçı o markayı iki seri mal alınca ürettirdiğin ürünün üstüne basacak. uğraşmaz. gerçi çin’den falan private label birşeyler ayarlıyorlar, o konuları ben pek bilmiyorum da, şöyle birşey var; sana private label yapılan aynı ürün başkasına da private label. gerçi buybox’dan yine kurtarır. araştırmanız lazım.
    e bunun paketlemesi?
    evet kutu masrafı çıktı. ne yapmıştık marka yaratmıştık.
    markanın nesi olur?
    doğru düzgün bir kutusu.
    sana kaç kutu lazım?
    bilmiyorsun.
    ortalama?
    500 yeterli heralde.
    abi o zaman tanesi 7 lira.
    kutunun tanesine 7 lira ne demek?
    50 liraya aldığın ürünün maliyeti 57 lira demek.
    e nasıl yapıcaz?
    3000-4000 kutu yaptıcaz ki maliyetimizi düşürsün, tanesi 3 lira bandına insin.
    3000 kutu, tanesi 3 liradan ne yapar?
    9000 lira. sadece kutuya ödedik.
    ödeyemiyor muyuz?
    sabah 9’da mesaini kaçırma.

    neyse birinci maddeyi daha fazla uzatmadan geçeyim.

    2- fotoğraf
    fotoğraf diyip geçmeyin.
    bakın arkadaşlar, müşterinin e-ticarette bir ürünü eline alıp, üzerine deneyip görme şansı yoktur. müşterinin değerlendirebileceği, satın alım kararını vereceği tek şey fotoğraflardır. ben çekerim olm nolcak, benim telefonum ayfon 12 plus pro max demeyin. bilene bırakın. doğru düzgün bir ürün fotoğrafçısı kare başına 20 lira istiyor.
    bu ne demek?
    bence bir ürün için en az 5 fotoğraf olması gerekiyor. ürün başı 100 lira, 25 çeşit ürününde 2500 lira demek. ürün başına ne kadar maliyet katacağı stoğunuza, ürünün satış hızına bağlı olarak öngörüsü zor bir hesap. fotoğrafçı arkadaşlarınızı sarın sarmalayın. benim bu süreçte en minnet duyduğum kişi ürün fotoğraflarımı sanki kendi ürünüymüş gibi çeken arkadaşım oldu. kurban olurum ona. bu arada kendisiyle de sözlükten tanışmıştık yıllar önce, teşekkürler sözlük. :)

    3- hadi başlayalım.
    nerede?
    nerede başlayacağınıza kadar vermek zor değil. !!!eğer el işi ürünler satmıyorsanız!!! başlayacağınız yer belli. pazar yerleri. tüm pazar yerlerine ürünlerinizi listeleyin.
    zor olmaz mı tüm pazar yerlerinde tek tek uğraşmak?
    olur.
    e ne yapalım?
    entegrasyon sistemlerine para verelim.
    hangisine?
    araştır dur işte. ara hepsini konuş. aklına yatan hangisiyse onunla muhakkak çalış. entegrasyonsuz hallederim deme. halledemezsin. yani umarım halledemezsin. halledebiliyorsan satışın az demektir.

    4- e kendi sitemiz olmasın mı?
    kesinlikle olsun. pazar yerlerine para kaptırmaktan sizi bi nebze de olsa kurtarır diyeceğim ama onun da reklam masrafı aklıma geliyor diyemiyorum.
    ama kesinlikle olsun. buradaki en zor seçim bu işte. hazır türk e-ticaret altyapıları mı, woocommerce mi, shopify mı, wix mi, magento mu, open card mı vs. vs. vs.
    bu benim seçim yapmakta en zorlandığım şey oldu açıkçası. en sonunda şirketi kurma, imalat, marka patent, lojistik derken zaten bir ton sorunla uğraşıp üç ayda saçlarımı beyazlattığım ve bari internet sitesinde hiç bir sorunla uğraşmayayım dediğim için shopify’ı seçtim. ha yine sorun çıkmadı mı? çıktı. ama çözümü diğerlerine göre daha az karmaşık oldu bence. tüm siteyi kendim halledebildim. tüm süreçte başkasının etkisi olmayıp kendim hallettiğim işlerden daha memnun kaldım.

    5- pazarlama
    ....

    neyse geç oldu ilginizi çekerse daha sonra devam ederim.

    peşin edit: dropshipping bilmiyorum.
  • pazaryerinde satış yapanlar anlamında konuşuyorum bok çukuruna dönmüştür artık.

    milletin internet alışverişine yüklenmesiyle kolay yoldan para kazanma konusunda ihtisas yapmış milletimiz, buradan bir şeyler satmak için yığılmıştır. sonuç kocaman bir hüsran ne yazık ki.

    zaten pazaryeri piyasasında kar marjları yerlerde sürünür. bazı pazaryerleri bütün satıcılardan daha fazla kar eder aldığı komisyonlarla. onu geçtim, ticaretin t'sinden anlamayan yığınlar bir hevesle girer ve sonra ebesini tersten görür ve bu tersten gören adamlar yüzünden adam gibi ticaret yapmaya çalışanlar da tersten görmeye başlar.

    adam gidiyor, 10 tl'ye ürün alıyor ve bunu 18 tl'ye trendyol'a koyuyor. ancak aynı ürünü satan 40-50 kişi var. rekabetle baş edemeyenler bakıyorlar ki ürün elinde kalacak, "ulan bari stoğumu eriteyim." diyerek 10 tl'ye aldığı ürünü zararına 8'tl'den koyuyor. buy box sisteminden dolayı, en ucuz ürün olduğu için algoritma onu ilk sıraya alıyor ve adam zibil gibi 8 liradan eritiyor stoğunu. bu sefer de geri kalanların ürünü ellerinde kalmaya başlıyor. bunlar da elimde kalmasın diye 7 liradan satmaya başlıyor ve böyle böyle fasit bir daire içerisinde dönüyor piyasa.

    bu sadece satıcıyı değil, üretici ve toptancıyı da etkiliyor. toptancı herkese 10 liradan ürün satıyor. sonra birileri bakıyor ki trendyol'da bu ürün 8 lira. bu sefer satıcılar başlıyorlar toptancıyı darlamaya. "sen bu ürünü bana 10 liraya sattın, adam 8 liraya internete koymuş. sen bizi mi kazıklıyorsun, sen bu adama kaça verdin bu ürünü de 8 liradan satıyor?" şeklinde.

    şu an istoç toptancılar çarşısına gidin, deyin ki "ürün alacağım, trendyol'da satacağım." sizi dükkana almazlar. çünkü adamların başı beladan kurtulmuyor. sürekli telefonda birilerine dert anlatmakla uğraşıyorlar.

    kendim bizzat yaşadım. 95 liraya bizzat fabrikadan yüklü miktar ve en alt fiyattan aldığım ürünün aynısını adam 100 liraya kargo dahil koyuyor. stokçuluk vs. değil. bayağı bildiğin yeni üretim. arıyorum fabrikayı durumu anlatıyorum, adam yeminler ediyor ki "94 liraya bile bir allahın kuluna vermedim ürünü" diye. sonra fabrika bu adamı arıyor, adam diyor ki "kapatıyorum ya, ondan ucuza koydum." iyi de senin yüzünden ben satış yapamıyorum ki.

    ve artık bunun önüne geçmek için üreticiler ve toptancılar e-ticarete girmeye başladı. adam 5 liraya ürettiği ürünü 8 liraya satıcıya satmaktansa 15 liraya kendi satıyor. daha karlı.

    e-ticaret'in kaymağını yiyen 2 kesim var:

    1) müşteriler: bu piyasadan en karlı onlar çıkıyor, devasa indirimlerle ucuza alışveriş yapıyorlar.

    2) kendileri bizzat e-ticarete giren toptancı ve üreticiler: yukarıda bahsettim.

    üstelik kategori olayı da boka dönmüş durumda. adam aynı anda hem köpek maması, hem araba sileceği, hem ayakkabı, hem defter satabiliyor. piyasayı alt üst eden bu adamlar aslında. adamın petshop dükkanı var, ufak ufak trendyol'dan da bir şeyler satıyor. uzmanlık alanı. piyasaya hakim. ancak aynı anda araba sileceği satan adamla rekabet edemiyor ve bırakıyor e-ticareti.

    buna bir çözüm bulunmazsa işin sonu bok. serbest piyasa tamam da buna müdahale edilmesi lazım. pazaryerleri, eşşek gibi aldığı komisyonlarla bir zahmet bu işi takip eden kategori yöneticileri bulup bir alt limit belirlemeliler. tanıdığım bir sürü mağaza tek tek çıkıyorlar.

    zaten bir fırsat olsun da bizim millet bokunu çıkarmasın. mümkün değil amk.
  • kanser hastalığına yakalanmak istiyorsanız, girilmesi gereken internet satış sistemidir.

    o kadar mal insanla uğraşıyorsunuz ki anlat anlat bitmez. çok özel bir ürününüz yoksa, 1 liraya mal ettiğiniz ürünü 10 liraya satmıyorsanız ve o üründe tekel değilseniz, en başta sattığınız ürünün size 3 kargo bedeli artı kar bırakması gerekiyor.

    o kadar çok orospu çocuğu var anlatamam. şirketimiz ekstra olarak bu işe girdi. büyük firmaların tedarikçisiyiz aynı zamanda kağıt, koli, vb. masraflar çıksın diye gittigidiyor üzerinden satış yapıyoruz.

    kargoyu ücretsiz yapmak en büyük hatamız oldu. her beş siparişten biri teslim alınmadan geri geliyor. müşteri ürüne ellemiyor bile. keyfi kargodan dönen siparişler.

    orospu çocukları her firmayı milyar dolarlık sanıyor ve o kargo parasını sokuyor. aynı ürünü iki ayrı yerden sipariş verip, hangisi önce gelirse diğerini almadan iade ediyorlar.

    bu işe girecekseniz ürünleri kesinlikle alıcı ödemeli gönderin.
  • e-ticaretin kalbinde olan bir sitenin yazılımcısı olarak söylüyorum ki spesifik ürünler satmayacaksanız artık tutunmanız çok zor hatta neredeyse imkansız. nedenine gelince, başta n11.com olmak üzere büyük sermaye sahiplerinin bu alanın farkına varmaları. n11.com doğuş ve sk telekom ortaklığı ile 100 milyon euro zarar bütçesi ile girdiler bu işe. peki nasıl kullanıyorlar bu bütçeyi. diyelim ki siz tedarikçisiniz ve televizyon satıyorsunuz. televizyonun fiyatı 1000 tl ise bunun 100 tl'si n11.com'un 900 tl'si tedarikçinin yani sizindir ama n11.com diyor ki hayır ben bana düşen 100 tl komisyonu da istemiyorum hatta sana cebimden 200 tl daha veriyorum bu televizyonu 700 tl'ye satıcaz bizim sitede diyor. şimdi sen televizyon alacaksın aynı marka, aynı model tv bi yerde 300 tl daha ucuz haliyle orayı tercih edersin. tamamen müşterinin kafasında n11.com ucuz algısı oluşturmak, ciroyu yüksek tutarak bankalara karşı komisyonlar konusunda ellerini güçlü tutmak(garanti zaten onların, eticarette yapılan işlemlerin %60'ı bonus ve world card üzerinden yapılıyor), tedarikçilere karşı yaptırım gücüne sahip olmak(bu aralar tedarikçilere her yerdeki mağazanızı kapatın sadece bizden satın komisyon oranlarınızı aşağı çekelim diyorlar). sektörün perakende satış kısmında ki diğer oyuncularına bakarsak hepsiburada.com zaten doğan gurubunda, gittigidiyor ebay'in, hizlial.com ve sanalpazar.com gold kuruluşu, epttavm.com zaten ptt'nin arkasında devlet var. kısacası bu kadar güçlü sermayeye karşı, spesifik işler yapmanız lazım. bu yazdıklarım perakende ürün satış alanı için geçerli, e-ticaretin kapsamı tabi ki daha geniş. kısaca bir e-ticaret yazılımı alıp köşe olalım işi çok zor.
228 entry daha

hesabın var mı? giriş yap