1. türkiye'de cezaevleri mimari özelliklerine göre ayrılır. e tipi cezaevi halihazırda ülkemizdeki en yaygın cezaevi tipidir. bildiğimiz koğuş sisteminin adıdır. f tipi cezaevi ise tek kişilik oda sistemine dayalı cezaevlerinin ismidir..
  2. f tipi cezaevi ve tecrite hayır kampanyalarının gündemde olması sebebi ile tekrar tartışılır olan cezaevi şeklidir.
    bilinen koğuş sistemidir.

    koğuşlar cezaevinin yazılı olmayan ancak yönetimi tarafından edinilen tecrübeler doğrultusunda konulan kurallarca düzenlenir.

    örneğin siyasi suçluların birarada tutulmasının sebebi; adli mahkumların siyasi görüşlülerle bir arada kaldıktan bir süre sonra örgütleniyor olmasıdır. bu sebeple devlet adli mahkumları siyasilerden "temiz tutmak" amacı ile ayırmıştır.
    bu şekilde namus cinayetinden ya da gasptan içeride bulunan bir vatandaşın, evinde yasadışı döküman bulunan, yazdığı yazı sebebi ile örgüt üyeliğinden yatan ya da en ağırı, bomba süsü verilmiş pankart sebebi ile içeride olan siyasi suçlulardan kötü (!) şekilde etkilenmesi önlenmiştir.

    adembaba koğuşunda da fukaraların toplanması yine gerekli görüldüğü üzeredir.
    zira cezaevlerinde sanıldığı gibi devlet mahkumları bonfile biftekle beslememekte, en basit ihtiyaçlar için bile para gerekmektedir. zaten hapiste olan adamın kaybedecek pek birşeyi bulunmadığından ve açlık insana herşeyi yaptırabileceğinden, en azından herkesin parasız olduğu, kimsenin 3 kuruş için birbirini şişleyemeyeceğinden emin olmak amacı ile bu koğuş oluşturulmuştur.
    bu yerlere ayı postu serip üzerinde altın kaplama cep telefonu ile konuşarak kokoreç yaptıranlar ise bambaşka bir durumdur.
    susurluk skandalını hatırlayınız; devletin derinlerinden gelen bazı zatlar, mecburen ya da güvenliğini sağlamak amacı ile zaman zaman cezaevlerine kızağa çekilirler. biz de halk olarak "vay be yakaladılar herifi" diye sevinir 3 ay sonra unuturuz. zaten bu ağır abiler de biz olayı unutur unutmaz çıkarlar.
    e cezaevi de devlet memuru, ne yapsın? adama kokoreç döner tezgahı sağlamayıp kendini mardine mi sürdürsün bile bile?

    hayat bazen dışarıdan göründüğü gibi değil.
    mesela istanbul üniversitesine ben adı "siyasi tarih" diye ders kitabımı bile sokamamışken, nasıl olup da birilerinin balta soktuğunu anlayabiliyorum; uzakta olmayıp, aslen durumu yaşadığımdan.
    adaletin terazisi adil değil, görebiliyorum; hep havadaki tarafta kaldığımdan.

    e tipi cezaevlerinden çift kale maç yapılmıyor, öğlen yemeklerinde barbekü partisi düzenlenmiyor kimse merak etmesin.
    neler oluyor ben size anlatayım;

    1998 yılında bayrampaşa cezaevinde bir görüş günü;
    öncelikle 2 saat ayazda sıra beklersiniz; sonra dedektörden geçersiniz, kemerinizi, ayakkabılarınızı, saatinizi çıkarırsınız, çorapla öyle aptal gibi, ıslak yerlere basarak beklersiniz. sonra sizi bir odaya alıp kimliğinizi alıp soruştururlar. bayanlar ayrı bir odaya geçer, erkekler ayrı odaya.
    bu odalarda soyunursunuz; evet soyunursunuz. bakalım üzerinizde içeri sokmamanız gereken döküman möküman var mı.
    kadın görevli eli ile sütyeniniz içini bile yoklar şöyle bir.
    sonra getirdiklerinizi açarlar masanın üzerine, pırasaları parmak kalınlığında nizami olmayan şekilde kırarlar, içinde birşey var mı diye, portakallara bıçak sokarlar, un torbaları, pirinç torbaları delinmiş, yeni aldığınız çamaşırlar sebzelerin çamurlu suyuna batmıştır.
    sonra jandarmalar sizi sıraya sokup görüş odasına götürürler. burada dar bir turnikeden geçilmesi gerekir. eğer yanınızda tekerlekli sandalyeli biri varsa jandarma katiyen yardım etmeyecektir. siz nasıl olduğuna inanamayarak o 50 kilonun üzerindeki sandalyeyi kucaklayıp başınızın üzerinden aşırtmak zorunda kalabilirsiniz.

    sonra görüş başlar; üzerinde küçük delikler olan demir bir plakanın ardından görüşürsünüz. özel birşey konuşamazsınız çünkü herkes herkesi duyar.

    sonra ne olur biliyor musunuz?
    sizin örgütsel eğitim, dayanışma, ohh şahane komün kurmuş adamlar ekmek elden dediğiniz şeyin aslı nedir?
    sadece siyasi mahkumlar bölüşür koğuşlarında ekmeği; o parça pinçik pırasayı pişirip hepbir yerler.
    ne de olsa hayat devam etmektedir. paylaşımdan dostluk doğar. içeride birileri saz çalmayı öğrenir, tiyatro yapmayı, insanlık bunu gerektirir, sosyalleşmeyi.
    insan yalnız kaldıkça nefret eder dünyadan, paylaşmayı öğrendikçe insanı sevmeyi öğrenir. işte bu sebeple siyasilerin arasında kalan adli mahkumlar gün gelir sorarlar "abi bu türküde adı geçen ibrahim kimdir?" diye.

    askeri eğitim dediğiniz şey; çoğu zaman, insan vücüdu hareketsizliğe teslim olmasın diye yapılan jimnastikten ibarettir.
    ya da mendil kapmaca ile vakit geçirmeye çalışanların oyunudur. bilmez misiniz içerideki siyasilerin aslında çoğu zaman suçları ispatlanamaz, sadece yargılanırlar ama tutuklu yargılanırlar; 12 yıl sürer bazen dava. sonuç tahliye olur genelde; 12 yıl sizce anadan babadan sevgiliden ayrı kalan insanın yanına kar mı sayılır bedava otel kontenjanından?

    bayrampaşa da büskivi ve kakaodan pasta yapmak yasaklanmıştı bir zamanlar, mahkumun doğum günü kutlanmaz diye; aynı sebeple kantinde büskivi satılmaz olmuştu.
    kışın 4 kat kazak giyer mahkumlar ısınmak için. ayaklarına 4 çift el örgüsü yün çorap. bu sebeple pabuçları ayak numaralarından hep daha büyüktür.

    yani demem o ki; e tipi cennet değildir.
    mahkumiyetin krallığı olmaz.
    mahkumiyet ki aynı kökten gelir; mahrumiyettir. işte bu cezadır insana.

    nice "bbg" ler izlediniz; kendi seçmediği 10 insanla lüks bir evde kalsa bile insan nasıl deliriyor gördünüz; bir koğuşta 50 ila 100 kişi aynı tasa ekmek banıp, birlikte oyun oynayıp türkü söyleyebiliyorsa 20 yıl boyunca, bence alkışlanası bir başarıdır.
    işte bu adamlar bence mozaik bir ülkeyi mutlu ve payidar kılabilir.

    100 kişilik cehennemi, buza kesen kış gecelerini donmamak için uyumadan fıkra anlata anlata güne çevirebiliyorsa birileri, adli mahkumların yazdığı "ben de o koğuşa geçmek istiyorum müdürüm" dilekçelerine hak veriniz.

    e tipi cennet değildir. bir cezaevi şeklidir; mimarisini yine bu devletin yaptığı ve bin yıldır da kullandığı cezalandırma şeklidir.
    eğer içeriden cep telefonu çıkıyorsa, birileri odun ateşinde barbekü yapıyorsa bunun hesabını cezaevi yönetimi vermelidir.
    rüşveti alıp da içeriye o malı sokan vermelidir.
    bulunduğu yeri yaşanır kılmaya çalışan mahkumlar değil.

    siyasi ya da adli mahkum da insandır. insana düşünme yeteneği bahşedilmiştir ve fikirler değişebilir.
    kimi insan der ki; asmayalım da besleyelim mi? besleyin, besleyelim. zira nazım en güzel şiirlerini içeride yazmıştır.
  3. iki katlı olarak koğuş sistemine göre inşa edilmiş olan bu cezaevleri oda sistemine dönüştürüldükten sonra 2, 4, 6, 8 ve 10 kişilik odalar elde edilmiş olup, her odanın müstakil bir havalandırması mevcuttur. ilk kısmının üst katı idareye ait olup, alt katlar yemekhane, üst katlar ise yatakhane olarak kullanılmaktadır. 80 kişilik müşahade bölümü, tam teşkilatlı mutfak, soğuk hava deposu, çamaşır ve çamaşırhane, berber, hamam, özel ziyaret yerleri, mescit, konferans salonu ve iş atölyeleri bulunmaktadır. son yıllarda müşahede kısımlarında tadilat yapılarak yeni küçük oda tipi koğuşlar da elde edilmiştir. e tipi cezaevlerinin normal kapasitesi 600 kişi olup lüzumu durumlarında ilave ranzalarla kapasitesi 1000'e kadar ulaşabilmektedir. e tipi cezaevlerinde çocuk ve kadınlar için de ayrı bölmeler, jandarma için de müstakil yer mevcuttur. kurum kaloriferli olup, ana bina içerisinde üç adet lojmanı vardır. (cte'nin sitesinden alıntı)

    son yıllarda terkedilen bir yapı, artık yeni cezaevleri e tipi yapılmıyor, yerini t ve l tipi cezaevlerine bırakıyorlar. mevcut e tiplerinin içlerindeyse ihtiyaca göre sürekli değişikliğe gidilmek durumunda kalıyor. zira özellikle 2000 yılından itibaren başlayan, eğitim ve psiko-sosyal faaliyetler açısından çok yetersiz yapılar. spor salonları yok. eğitim için yeterli sınıf veya atölye oluşturmak çok güç. bunlar ancak koğuşlardan devşirilerek yapılıyor. ve mevcut arttıkça insanlar vardiyalı uyumasın diye ilk feragat edilen yapılar da onlar da oluyor.

e tipi cezaevi hakkında bilgi verin