şükela:  tümü | bugün
  • deniz mahsullu pizzasi var buranin. pizza hamurunun uzerine full salca dokun. evet salca. 3 tane karides koyun.

    tebrikler 30 liralik pizza yaptiniz
  • biz türki-ye diye marka yapıp vurguyu sondaki "ye" kısmına versek rağbet görmeyecek bir marka çalışmasının italyan usulu olup rağbet göreni.
  • bu saçmasapan mekanda coca cola satılmıyor, ama niğde gazozu satılıyor.
    ulan niğde'li olsam şerefisizim ağlardım mutluluktan.
  • her şey karanlıkta diyalog sergisine gitmeye niyetlenmemizle başladı. bindik metroya, gittik gayrettepe'ye. gişeye de gittik. o sırada ben sevdiceğe "ya ben zaten çok depresifim, daha kötü olmıyım? dönsek mi lan? valla bak. karanlık filan, ben çok kötü olcam gibi bi his var içimde. zaten midem bulanıyor." diye hiç durmadan konuşuyorum, o da ilişkimizin prensibi gereği beni dinlemiyor ki bilet kalmadığını öğrendik. sevdiceğin morali bozuldu. bildiğin hayata küstü. bana da yaşama sevinci mi geldi artık bi cengaverlik mi bilemeyeceğim ama o sırada zorlu'nın tabelasını gördüm. "hadi gel bi bakalım, jamie'nin mekanı merak ediyorum. ona bakıp çıkarız" dedim. öyle dedim çünkü ben alış veriş merkezlerinde dünyanın en uyuz, en huysuz insanı oluyorum. sıcaklıyorum soyunuyorum, elimde paltomu taşımak istemiyorum, gözümdeki lensler kuruyor, dışarı çıkıp sigara içemiyorum, insanlar üstüme üstüme geliyor. o yüzden plan jamie nerdeymiş tespit edip, menüye bakıp çıkmak. böylece gayrettepe'ye boşuna gitmemiş olacak ve pazar günümüzü ziyan etmeyecektik.

    neyse işte, girdik zorlu'ya. ben daha metronun içindeki tünelde oflayıp poflamaya başlamıştım ki zorlu'da kaybolup kendimizi eataly'de bulduk.

    hiç abartmıyorum, o hayata küsen ve sabah uyandığından beri beni dinlemeyi reddeden, "akşama ne yemek yapsak?" dediğimde "amaan yap bir şey işte" diye cevap veren sevgili eline sepet alıp risotto reyonunda gezinmeye başladı. bir makarnalara, bir şaraplara, sonra ne bileyim bi çikolatalara, bir balık reyonuna gitti geldi. kafe kısmında oturup şarap da içtik. hatta artık nasıl mutlu olduysak mekanda hayatımızla ilgili acayip önemli kararlar aldık. uyuz sevgilim beni dinlemeyi geçtim konuşmaya bile başladı!

    evet önemli karar aldık. bu mekan sayesinde. evet.
  • aylardır şöyle güzel, böyle süper duyduk arkadaşlarımızdan, foursquare'de gelsin check-in'ler gitsin like'lar derken sonunda dayanamayıp dün akşam 21:00 civarı gittik, bir hayli kalabalık olmasından mütevellit yer gösterilip sipariş alma işlemi 20 dakka kadar sürdü. bu arada et/balık restoranı olan kısmına oturduk.

    başlangıç olarak kalamar tava, ana yemek ben hamburger söyledim, kız arkadaşımda patlıcanlı lazanya. içecek seçeneğimiz limonata (ev yapımı) oldu. arkadaş sunumdanmı gireyim, lezzettenmi gireyim, fiyattanmı girişeyim bilmiyorum.

    kalamar tava lezzet olarak iyiydi fakat sunum berbat, yanında bir tarator yok, insan tabağın altına en azından yeşilliklerden bir yatak yapar, onun üzerinde servis eder yemeği, sanırsın sokak arasında büfeden kalamar alıyoruz, berbat. fiyat: 22 tl

    hamburger söyledim dedim ya, menüde yazmışlar soğan sos ve patates ile servis edilir diye, tabak bir geldi, evet hamburger varmı ? var, ama sanırsın beşiktaşta geçit büfe'den uno ekmek arasına pınar hamburger koymuşlar getirmişler, birde soruyorlar nasıl pişsin ? o hamburger az pişse ne olur, orta pişse ne olur lan cücük. patates dedikleri, 8 tane küp patatesin yanına acı domates salçasını boca etmişler. arkadaş buraya bu işletmeyi açmışsın, hiç yurtdışında yemedinmi hamburger menü ? daya patatesi kiloyla yanına, sosu bol koy müşteri patatesle şişsin bari doyduğunu hissetsin. fiyat: 32 tl

    lazanya çok tercih ettiğim bir yemek olmadığı için yorum yapamayacağım ama lezzet olarak güzeldi. doyurucumuydu ? tabiiki hayır. 50cm x 50cm tabağın içine 5cm x 5cm lazanyacık koyarsan doymaz insan...fiyat: 26 tl

    limonata'da ev yapımı falan değil bu arada, bayagı uludağ limonatayı alıp boca etmişler. sunum yine sıfır, insan içine en azından bir nane yaprağı, bir dilim elma, armut vs birşey toka eder. fiyat: 8 tl

    sonuç olarak, 100 lira bayılıp karnınız doymadan çıkabileceğiniz, manzara olarak hiç bir numarası olmayan, garsonları biraz şaşkın ama iyi niyetli bir mekan. diğer restoran kısımlarına gitmediğim için yorum yapmıyorum ama overrated. bir daha yazayım overrated. iki hava atacağınız diye buna para vermeyin, gidin vedat milor'un ıstanbul'da en iyi 100 lezzet noktası kitabını alın (adı başkada olabilir) oradaki salaş ama gerçekten iyi yemek yapan, verdiğiniz paranın hakkını alacağınız ve mutlu kalkacağınız yerlerde yemek yiyin.

    ha ama marketi güzel valla. peynirler zeytinler falan iyi yani...
    son olarak tekrar yazayım overrated.
  • donuz eti bölümü, şekilli şemalli olan dükkan... bi de külosunu 250 liraya satıyolar, ben o paraya ormana dalar 2 dene donuz vurur gelirim... hem sipor olur...
  • genova'da sahilde bulunan şubesine gitme şansım olmuştu. konsept çok hoşuma gitmişti, alışverişinizi yapıyorsunuz sonra da oturup yemeğinizi yiyorsunuz filan. raftan satın aldığınız şarabı ya da birayı içme şansınız da var ki beni en çok bu cezbetmişti. eylül gibi zorlu avm'de açılacak olan şubesini duyduğumda ulan bira fakiri bir memleketiz, son yıllarda çeşitler arttı evet ama benim gördüğüm eataly şubesi gibi ol(a)maz herhalde diye düşünürken, öğrendiğim kadarıyla zorlu'daki şubesi de bira bakımından yurtdışındaki şubeleri aratmayacak. bira severler değişik belçika ve italyan biralarını tatmak için hazır olsun. fiyatlar tuzlu olmasın, tek dileğim o ama sanki göte girebilir biraz diye korkuyorum. sonuçta kalburüstü bir mekan.
  • bu sekli ve urunleriyle italya'da açılsa "napmis bu gerizekali amerikalilar" tepkisiyle karsilanir.

    oha 16 magazası varmıs italya'da. tursitler takılır diyim anlayın madem
  • normal markette 2 tl olan sek süt bu markette 4 tl. makarna dışında bir olayı yok. kahve desen abartmayalım kahve her yerde mevcut. ama millet acayip kasıyor kendinl burda. bakın ben buradayım yemek yiyorum ben oldum modunda kasılmaktan bir hal olmuşlar. izle izle gül milleti. bizim millette bu özenti varken bir bok olmazlar yeminlen
  • beni hezeyanlara uğratan yer. insan her şeyi almak isteyip sonra metrobüse binicem bunları götüremem diye düşündüğü an koşarak kaçmak istiyor.