şükela:  tümü | bugün
  • türkiye'de olmayan, özlemini çektiğim bir arkadaş topluluğu. avrupa'da var mı dersen, gördüğüm kadarıyla orada da pek yoktu; belki bu benim sosyal statümün, o seçkin insanlarla buluşmaya yetmemesinden kaynaklanmaktadır ya da bu işi ev ortamında ya da dışarıda bir mekanda ancak yaşlı insanlar gerçekleştiriyordur, bilemiyorum.

    konusunu kendim açmayı da denedim ama insana lanetlenmiş gibi bakıyorlar; millet esnemeye başlıyor. mustafa topaloğlu'nun, tayfun'u azarlaması gibi, "ee sen şimdi muhabbetin içine sıçtın" bakışları atıyorlar bana.

    artık herkesin aklı, fikri ucuz zevklerde; üniversitede münazara kulübü vardı; onlar da şekilci idi ki bu benim midemi bulandırır. sanki felsefe konuşması için öyle olması gerekiyormuş gibi takınılan tavırlar; kemik gözlük, kahverengi giyim tarzı steryotipleri; belirli kavramları sırf şekilcilik olsun diye papağan gibi tekrarlamak. hani nietzsche demiş ya; "kendinden hiç söz etmemek çok soylu bir ikiyüzlülüktür" diye bu da öyle bir şey. karakterindeki bir boşluğu böyle doldurmak çok büyük acizlik. bunu hissetirdiklerini anlayamıyorlardı. karl popper zamanında öğrencilerini köpek gibi azarlıyormuş; bu tipler ise gereksiz bir hümanizm kasıyor ve ileri söylemleri ne anlama geldiği belli olmayan saygılı olmak kavramıyla kesiyorlardı; bana gitmez.

    neyse işte, sik sok muhabbetlerden sıkılmıyor musunuz?! edebiyatçılık, felsefecilik oynamadan bu konulara ilgi gösteremez miyiz?!
  • sanat toplum için olmadığından dolayı gayet normal olandır.
  • zaten edebiyat okuduğum, edebiyat da içinde felsefeyi barındıran bir sanat dalı olduğu için sahip olduğum arkadaş grubudur.

    yani aslında zor değil kitap okuma zevki olan insanlar bulup onlarla kitaplardan konuşmak.

    hatta geçen felsefi akımlardan falan konuştuk, "kant'ın ödev ahlakı vardı hatırlıyorum ben bunu." temalı muhabbetler yaptık sonra anladık ki bu lise bilgileriyle olmayacak, felsefi kitap falan okuyalım dedik.

    sonra seçkinlikten boynumuzda fular falan çıktı. *
  • arkadaş ortamının en güzelidir. ancak böyle 'kitap kulübü' 'münazara takımı' ile değilde uzun yıllar boyunca birbirini tanımış dünya görüşü ideolijisi hakkında fikir sahibi olunan anlayışlı oh o benim kutsalım uf o benim kıymetlim demeyen insanlarla yapıldığında ise bi süre sonra 'seks futbol sörvayvır' tarzı konuşmalar katlanılmaz gelir.
  • bahsi çok geçen ama bir türlü denk getirilemeyen ortamlardan biri.

    kime sorsam "bi felsefe yaptık abi of hegel ağladı hegel" sanki sevişmişlerde üstüne sigara yakma moduna girmişler gibi. nihayetinde bir türlü o ortamlara giremedim. bu yüzden benim nazarımda sokak efsanelerinden öteye gitmeyen ama varsa böyle ortamı olan, bi totoluk yer daha açsın da ben de geleyim.

    (bkz: çok güzel diyalektik yapılır)
    (bkz: pilav üstü arthur schopenhauer)
  • türkiyede oldukça fazladır.
    hacı hacıyı mekkede, deli deliyi dakkada bulur.

    o tarz ortamlara giremeyen arrogant tipler "tirkiyidi hirkis cihil" şeklinde aforizmalar kasmasın. demek ki o ortamların adamı değilmişsin. kendini kas, genelleme kasma.
  • kendi kendime konuştuğum ortam. birkaç kişi var çevremde ancak arkadaş grubu olarak hiç denk gelmedi. genelde insanlar bu tarz muhabbetlerden uzak duruyorlar çünkü cahilliklerinin ortaya çıkmasından hoşlanmıyorlar.

    üniversitede gsf den bir arkadaş grubum vardı onlar bile ödev harici sanattan bahsetmiyorlardı. hele ki felsefe ve sanat tarihi okuyanlar, puanı ona yetmiş diye okuduğu barizdi. iş ortamına gelirsek çoğu kitap bile okumuyor ne konuşacaksın. zaten genel olarak türk insanı estetikten bir haber. bunu mimar sinan'dan bir hoca ile tartışmıştık. sanat ve felsefe muhabbetinin top noktası oydu benim için.

    babam cilt ve restorasyon uzmanı olduğundan pipomuzu, kahvemizi alıp eski kitapları inceleriz birlikte. lakin çoğu insanın evinde kitaplık bile bulunmuyor bu ülkede. o yüzden cahil, vizyonsuz, sanattan nefret eden bir topluluk olması şaşırtıcı değil.
  • edebiyat sanat felsefe ile başlayan muhabbet, bi yerden sonra ilişkiler, iş güç, vefasız sevgili, aşk acısı eksenine kaydığından henüz bunu tam anlamıyla sağlayan bir arkadaş ortamı görmedim.

    aşk da edebiyata dahilse demek. sanat da aşk içinse bi yerde.

    edit: yazım.

    edit: akademik ortamlarda mümkünmüş. yarın gidip üniversite kapısına kampımı kuruyorum o vakit.
  • akademik ortamlarda gayet olabilen ortamlardır; dünyaları, insanlığı defalarca kurtardığımız gibi; en basit insani kararları bilimsel değerlere, grafiklere döküp üzerine düşündüğümüz de olmuştur; hatta bir gün gün boyunca hatta sonradan devam eden şekilde self consciousness tartıştığımız olmuştur. müzik ve sanata ise haftalarımız gitmiştir.

    şu bir gerçek ki rafine zevkleri olup, kitap okuyan, araştırmasını bilen; bir şeylere gerçekten ilgili insan yüzdesi türkiye'de %1'i geçmez. ya ben şanslıydım ya da biz.
  • akademik ortamlarda yukarıda da bahsedildiği gibi var olan bir ortamdır. en azından ben yaşıyorum. çoğu zaman bölüm arkadaşlarımla bolca bu konular üzerine tartışıp yorumlar yapıp makaleler yazıyoruz. cidden keyifli olduğu doğrudur. özellikle bakış açıları ve farklı okumalar yapmaları da bu sohbetlerde etkili. ufkumu genişletiyorlar.