şükela:  tümü | bugün
  • ing. yazı işleri müdürü*, yayımcı, baş editör.
  • "ulan ne adamlar var be" dedikleriniz de vardir, "senin yapacagin editorlugun..." dedikleriniz de.

    dergi icin en onemli noktalardan biridir. mantiken surec soyle isler: yazar makaleyi gonderir. eger dergi cok genis kapsamli bir dergiyse, sef editor yerine diger editorler gonderilen makalenin "submit edildigi" yani yollandigi "sectioni" yani kisimi kontrol eder, uygun mu degil mi diye, sonra cover letter dedigimiz yazarlarin direkt editore gonderdigi mektubu okur, isterse ucundan accik makaleye bir bakar ve derginin hakemlik surecini baslatir. eger makale dergi ile alakasiz ise veya yayinlanmayacak bir dergi ise hakeme gondermeden geri yollar, kibarca oneriler de verebilir, baska dergiler de onerebilir veya yayinevinin "partner journal" dedigi dergilere de onerebilir.

    yazar ile hakem arasinda nasil bir bag kurduysa, hakemden gelen yorumlarin yazarlara iletilmesinde de hassas olmalidir sef editor (veya kalabalik dergilerde diger editorler), cunku yazarlara red, revizyon veya kabul mailini hakemler atmaz, editorler atar, hakem yorumlarini da ekleyerek. kufur yiyecekse kendileri yerler.

    simdi iste "senin yapacagin editorlugu ...." burda devreye giriyor. makaleyi alirken nasil hassas isen, hakem yorumunu da alirken o kadar hassas olacaksin. hakemlerin genellikle 4 secenegi vardir, "direkt kabul", "kucuk revizyon". "buyuk revizyon" ve "red" gibi. hakem mektubunda kararini yazdiktan sonra sebepleri siralar. editor karari okuduktan sonra sebeplere de bakmalidir. cunku hakemin istedigi seyler kucuk revizyonken hakem buyuk revizyon vermisse, editor uyarir. bu bir kucuk revizyon, diye. online sistemlerde karari tik atarak secer hakem, bazen kabul veya kucuk revizyon verdigi makalede yanlislikla red veya buyuk revizyon secebilir. iste yazara donmeden once editor bunu da kontrol eder ve uyarir.

    yani hakeme gondermeden once ne kadar hassas ise, yazara donus yaparken de hassas olmalidir.

    ama olmuyor iste, "cok yogunum" diye hakem yorumlari incelenmeden, "bakiyim ne karar vermis" yeterli gorulur yazara oyle donus yapiliyor. ulan, yazar makaleyi yuklerken kili kirk yariyorsun da karari gonderirken neden saygi duymuyorsun? bir insan bir isin hakkindan gelemeyecek kadar yogunsa o isi birakacak. yapamiyorsa devam etmeyecek ya, herkes editor in chief olmak zorunda degil amkdumun gezegeninde.

    kac hakem varsa hepsi kucuk duzeltmeler ile yayinlanabilir diye yorumlar vermis, belli ki tik atarken kutucugu yanlis secmisler, reddi secmisler, yorumlari okuyunca gogsun kabariyor ama editor denen dangozun "yogunlugu" yuzunden editor hakem kararini gozden gecirmedigi icin, sana soyle bir mail atiyor "hakemler karsi ciktigi icin reddetmek durumundayiz, uzgunum, asagida yorumlari bulabilirsiniz". ulan hirbo, asagida makalemi ovuyorlar, insan en azindan attigi maili okur.

    ondan sonra akademide ihtiyarlara saygi duyun, ya sikerim ihtiyarini amk adam benle tasak geciyor resmen. sinirlendim de yaziyorum buraya. beyefendiye mail atiyoruz, cevap vermiyo kac gundur. kac aylik emegimi sikip atiyor bir ahmagin sacmaligi. insan editor in chief den bunu beklemiyor.

    al gotune sok diye gonderesim var postayla rulo yapip.
  • hem ingilizce ile türkçe arasındaki, hem de bir mesleğin pozisyonlarına verilen önem arasında iki toplum arasındaki farkı gösteren çok önemli kelime öbeğidir.

    editor in chief, bir yayın organında gelinebilecek en üst seviyedir, şef editor, yani editörlerin en üstü ama yine de bir editör. keza editörlük bu mesleğin özündeki en önemli pozisyonlarından biridir.

    türkiye'de ise bir yayın kuruluşuna işe girerken aldığınız ilk ünvan editör olur genellikle, 1 yıl tecrübeli editör ilanları mı dersiniz, part time editör, üniversite öğrencisi editör mü dersiniz sıkça rastlanır.

    bizde pozisyon yükseldikçe müdür yardımcısı, koordinatör, direktör vb gibi ünvanlar alınır keza bu yurtdışında bir yayın firmasının "içerikle alakalı olmayan" pozisyonlarına verilen isimlerdir genellikle.

    editörlük, bizde kurtulmak istenen bir pozisyonken onlarda gelinmek istenen bir pozisyondur genelde. yayın kuruluşlarına bakın, zam alanlara iş geliştirme, proje koordinatörü (tabii ki kendi içlerinde ayrı meslekler ama bizim yayın dünyamızda karman çormandır bu ayrımlar) gibi ünvanlar verilir. hatta bugünkü birçok önemli pozisyona bakın hem basılı hem de dijital medyada, en üst direktörlerin iş hayatlarının ilk dönemlerinde editörlük geçmişi bulunur.

    daha da basit anlatayım, bizde editör en az maaş alan ve değersiz, onlarda en yüksek maaşları alabilen ve değerli bir pozisyondur. elbette ki ekibin en tepesi de şef ünvanını ve getirilerini hakediyordur.