şükela:  tümü | bugün
  • radikalde necmiye alpayla yaptığı röportajından, kendi ağzından;

    "efendilik, şarkiyatçılık, kölelik benim doktora tezim. o zaman o çalışmanın teorik çerçevesi oluşmamıştı, çünkü edward said'in oryantalizm'i daha çıkmamıştı. oryantalizm teması da doktora derslerinde daha çok 'avrupa edebiyatında 19. yüzyılda oryantal bir rönesans oldu' diye takdim ediliyordu. ama her yerde bir avuç doktora öğrencisi, söylem analizinden giderek, bunun böyle olmadığını, said'in sonradan söyleyeceği gibi, batı'nın doğu'yu bir tür kendi istediği gibi temsil ettiğini düşünüyordu. benim tezim de o düşünceden çıkmıştır ve tabii edebi metinler üzerineydi. 19. yüzyıldaki belli başlı fransız ve ingiliz yazarlarını bu açıdan değerlendiriyordu. fakat ondan sonra tez hocam dedi ki "sen bunu en iyisi kırım harbi'nde kes. bu çünkü doktora tezidir, çok genişlememelidir." böylece bazı yazarları, örneğin flaubert, lawrence gibi, tezden çıkarmak zorunda kaldım. bu sefer tez çok kısaldı. ben de 1800-1850 yılları arasında türkiye'ye gelmiş seyyahların eserlerini ekledim. ingiliz edebiyatçıları beckford, byron, dickens, thackeray diye gider, ondan sonra da fransızlar, lamartine, gautier, nerval, victor hugo diye gider. lawrence ve flaubert'le biterken, onlar çıkınca, yerine bazı ingiliz ve fransız seyyahları girdi. neyse, en iyi tez bitmiş tezdir diyerek ben de bunu mesele yapmadım doğrusu."

    http://www.radikal.com.tr/….php?ek=ktp&haberno=6664
  • edward said'in oryantalizm kitabından önce (1977) yazıp hazırlamış olduğu karşılaştırmalı edebiyat doktora tezini amerikada tez danışmanlarından biri tarafından "senin konun yok" denerek red cevabını almış jale parla. tabi ki asıl mesele bu değildi belli ki işine gelmemiş yazılanların çarpıcılığı. fakat o günlerde edward said bu konu üzerine bir kitap yazacağını açıkladığı vakit jale parla heycanla "bakın edward said bu konu hakkında kitap yazıyor. neymiş demek ki böyle bir konu varmış." tez danışmanı artık boynu bükük kabul etmiş tezi.
    114 sayfaya bir romantik batı edebiyatının tarihsel sürecini anlatmış. tabi ki asıl mesele batıda edebiyat değil. ana eksen batının 19.yy da doğuya yönelişini anlatırken adeta beckford, schwab, goethe, victor hugo, nerval, lamartine vs. gibi birok yazarı da tanımış oluyoruz. dolayısıyla batılı romantikler ve onların arayışları olarak bile bakılabilir bi nevi.

    genel anlamda batı romantikleri doğuyu kendilerinin yarattığı metinler üzerine tanıma çabasında olduğunu kitap boyunca vurguluyor jale parla. doğuya yapılan yolculuklar adeta bir ikircikli ruh halinin kendini bulmasına döner kimi romantiklerce. yani batıdaki aklın egemenliğinden bunalan romantikler doğunun duygularında soluklanıyor ama tabi ki biraz siyasete bulaşarak. mesele batı-doğu olur da siyaset ve sömürgecilik işin içine girmez mi, tabi ki girer. nitekim girmiş.
    özellikle lamartine'nin küstahca fikirleri akıl almaz.
    çoğu doğunun batı aklına muhtaç olduğunu söyler ve bunun aslında sömürgeciliğe "paşam beni takip et" demekten başka birşey olmadığını bilirler.
    bir yandan tütsüler, çelişkili ruh halleri, iyi ve kötünün birbirine karıştığı doğu egzotizmini hayranlıkla överken diğer yandan tüm bunları aşağılayıp batı aklının ihtacından söz ederler. içine düştükleri çelişkinin bilmem farkındalar mıydı. bunun pek bi önemi yok aslında. bugüne baktığımızda türkiye'de yaşadığımız herşeyin o gün planlandığını okumak ilgi çekici. garplılaşmanın garabetini yüzümüze vuruyor. yakın zamanda moderniteye eleştirinin başlangıcı sayılabilir bu kitap.

    kabaca 1001 gece masallarından etkilenenler romantik arayışlarının tatmin yerini doğu olarak belirler ve sonra william becford history of the caliph vathek'i yazar. byron da becford'dan etkilenir ve the giaour kitabını yazar. daha birçok yazar gibi victor hugo geri kalmaz les oriantales kitabını yazar. ve böylelikle doğu miti oluşur. sonra miti yıkmayı realistlere bırakırlar.