şükela:  tümü | bugün
  • senaryosunu aydın arakon'un yazdığı ve aynı zamanda yönettiği, hüseyin rahmi gürpınar'ın eserinden uyarlanmış 1949 tarihli bir film. aynı zamanda yanılmıyorsam nubar terziyan'ın ilk filmidir.
  • içindeki ermeni işçilerin sanat yapıyoruz diye uydurdukları şarkı sözleri yaran kitap.

    2016 yılında beni güldürmeyi başarmış yazarına rahmet okutan.
  • mükemmel bir eleştiri ve güldürü kitabıdır.
  • kitabına biraz bakalım.
    75 sayfalık bir romandır.(uzun hikaye de diyebilirsiniz.) bir otobüs kitabıdır, yahut bir demlik çay ile okunabilir.(demlik bitmeden kitap bitebilir.)
    hüseyin rahmi gürpınarsevet-i fünun dönemi bağımsız sanatçısıdır. ilk bilinçli natüralistimiz olan yazar, ahmet mithat efendinin yolunda gitmiştir. araya girip bilgi verme kısmını çok keyifli bir hale getirmiştir efsuncu baba’da.
    kitabı kesinlikle herkes okumalıdır, iş bankası yayınları’nın 2018 nisan itibari ile başladığı türk edebiyatı klasikleri dizisinden okudum, tavsiye ederim. hüseyin rahmi ile çok geçmeden tanışmalısınız, okumak için edebiyatçı olmaya gerek olmayan bir kitaptır.
    son olarak diyalogları ile ciddi ciddi güldürür, eğlendirir. (otobüste okursanız kitaba bakıp sürekli gülümser bir vaziyette kalacağınız için belirtiyorum.)
    --- spoiler ---

    kısaca
    --- spoiler ---
    agop ve kirkor iki ermeni arkadaştır. iplik yapma işi ile binbirdirek’tedirler.
    ardından divane efsuncu baba enveri ortaya çıkar. define aramaktadır.
    agop ile kirkor’un kendisine gönderilmiş lahur ile mahur adında iki melek olduğuna inanır. ardından olaylar gelişir ve define aramaya koyulurlar.
    enveri’nin kızıyla evlenmek isteyen bir genç bir düzenek kurar ve bu hurafelerle enveri’yi kızı kendisine vermeye ikna eder. (yoksa defineye ulaşamayacağımı söyler.)
    kitabın sonunda toplumların bu inançlara sahip olması ve bazı siyasi kişilikler eleştirilir. (son iki üç sayfa.)
  • hikayenin akışını tebessüm ile lakin sonlarını, gürpınar'ın isabetli tespitlerinden dolayı, biraz can sıkıntısı ile okuyacağınız güzide eser. bahsini ettiğim tespitlerden kimisi şu şekilde:

    --- spoiler ---

    "hemen her yerde ve hele ilim ve irfanın zayıf bulunduğu memleketlerde hile, aldatmacayla daha çok iş görülür."
    --- spoiler ---

    --- spoiler ---

    "güya bütün insanlık yalanı, dolanı ortadan kovarak adalet ve hakikati en saygın makama geçirmek için uğraşıyor. maazallah böyle bir felaket gerçekleşirse hep siyasetler, ticaretler, işlemler durur. bütün dünya altüst olur. en akıllılarımız her gün aldanıyorlar. en akılsızlarımız her gün aldatıyorlar. hepimiz daima aldanıyoruz, fakat fırsat düştükçe aldatıyoruz. bu suretle geçim dengesini biraz düzeltebiliyoruz. aldanıp da aldatamayanlar... işte aç kalan güruh bu zavallılardır."
    --- spoiler ---

    --- spoiler ---

    "hakikatin büyüklüğünü tanıyıp da onunla dost olamayanlar, o kılığa bürünmüş yalanlarla oyalanırlar. bu komedya sahnesinin en arka perdesini kaldırıp asırlardan, asırlardan beri insanlardan saklanan gugukları apaçık insanlığa göstermek her memlekette kanunen yasaktır. ahlak, adet ve geleneklerimiz hayallere o kadar geniş bir alan ayırmıştır ki hakikat ona en fazla muhtaç olanların gözlerinde bile daima değersiz ve cazibesiz kalır."
    --- spoiler ---
  • attığı her adımı hurafelere ve batıl inançlara göre belirleyen bir karakterin etrafında şekillenen kısa bir roman. ebulfazl enveri isimli bu karakterin hayatında büyünün, tılsımın, simyanın büyük bir yeri vardır ve eline geçen bir kitapta istanbul’un hazinelerinin kendisine şifreli olarak bildirildiğine inanarak define aramaya koyulur. kitabın işaret ettiği şifreyi çözmek ve tılsımı kaldırmak amacıyla yerebatan sarnıcına gider. sarnıçta define aramaktayken iki ermeni vatandaşın dikkatini üzerine çeker. onun şüpheli hareketlerinden define aradığını anlarlar. enveri ise karşısına çıkan bu iki ermeni’nin defineye ulaşabilmesi için kendisine gönderilen iki melek olduğunu zanneder ve olaylar gelişir.

    efsuncu baba, beklentilerimin çok üzerine çıkmayı başarabilen, güldürürken düşündüren, ‘toplum için sanat’ anlayışını benimsemiş hüseyin rahmi’nin sanatçı kişiliğini ve yaratmak istediği toplumsal dönüşüme dair önemli ipuçlarını ortaya çıkartan bir edebiyat klasiği olarak değerlendirilebilir. yayın yılı 1924 olan bu romanın son bölümünde hüseyin rahmi, türk toplumundaki batıl inancın had safhada olduğundan dem vuruyor ve eleştirel düşüncenin önemini vurguluyor.

    bu kitabın yayınlanmasından bu yana neredeyse 100 yıl geçti. hüseyin rahmi ve diğer toplumcu yazarların hedeflediği eleştiri kabiliyetleri gelişmiş bir toplum olma idealinden halen oldukça uzağız. batıl inançlarımız bugün hala var. 100 sene öncesine göre sadece form değiştirdiler. artık kitap içerisindeki şifrelerden define aramak değil günlük burç yorumlarından astrolojiyi takip etmek çok moda.

    hakikatin yalınlığıyla bir kez olsun tanışmamış olanlar, hakikat kılığına bürünmüş yalanları ayırt etmekte çok zorlanırlar. insana farkındalık katan, topluma yön vermeye çalışan bunun gibi edebi eserleri çok değerli buluyorum. 84 sayfalık bu kısacık kitapta, hakikati aramanın güzelliğini, hurafelerin pençesine düşmüş bir karakterin satır aralarına gizlenmiş eleştirisi üzerinden okuyacaksınız.

    -------
    ilgilenenler için bu kitabın da olduğu; kitap ve belgesel alanında nitelikli eserleri ve yorumlamaları içeren şu sayfayı inceleyebilirsiniz:
    https://www.instagram.com/ovekakitap/
  • kitap bu paragraf ile son buluyor.

    henüz çoğumuz varlığın iç yüzünü anlayamayarak havada mutluluk, kuyu dibinde cennet arayan, birbirimizden keramet bekleyen, dipsiz boş şeylere kapılan, vaatlara aldatan saf kimseleriz.

    bu dünya, henüz büyük komik çağından üç adım ileri gitmedi. daima üstadın değişmez komedyaları tekrarlanıp duruyor... yalnız sahnenin dekorları değişti, biçimleri başkalaştı. insanın mayası hep o maya... kökler daha kurnazlaştı. biribirini zarara sokmalar ilerledi... fenalık büyüdü.
  • --- spoiler ---

    savaş ahlakı bozdu. bütün insanlığı felsefe ve irfan bakımından bir çok seneler geriletti. voltaire'lerin, diderot'ların ve daha geçen asırdaki zola'ların, maupassant'ların hazırladıkları yaklaşımlar ne oldu?
    --- spoiler ---
  • hüseyin rahmi gürpınar bu kitabında sihir, büyü, efsun, define gibi şeylerle uğraşan, batıl inançları hayatının merkezine koyan insanları, nükteli anlatımıyla sayfalara dökmüş. bir efsuncu ihtiyar ve iki ermeni genç üzerinden bu dönemi hicvetmiş. belki haddime değil ama kitabın ilk 30-35 sayfasında, iki ermeni genç arasında geçen diyalogları çok sıkıcı buldum. inatla okumaya devam ettikten sonra, diyalogların bitimi ve ana konuya giriş sonrası kitap daha eğlenceli, keyifli ve merak uyandırıcı bir hal aldı. kitabın sonunda yer alan şu paragraf ise oldukça hoşuma gitti:

    - en akıllılarımız her gün aldanıyorlar… en akılsızlarımız her gün aldatıyorlar… hepimiz daima aldanıyoruz; fakat fırsat düştükçe aldatıyoruz. aldanıp da aldatamayanlar… işte aç kalan sürü bu zavallılardır…
  • yazar arkadaşlar genel olarak kitapla ve konusuyla ilgili yazılabilecek çoğu şeyi belirtmiş. ben kitabın tekniği ile ilgili fikirlerini dile getirmek istiyorum.

    kitabın büyük kısmı karakter diyalogları şeklinde bize aktarılıyor. hüseyin rahmi ara sıra bilgilendirmek amaçlı hâkim bakış açısına geçiyor, o da kısacık sürüyor ve kessinlikle yapaylık katmıyor olaya. tabi lise edebiyat derslerinde bu araya girme mevzusu "teknik açıdan kusurlu" olarak nitelendirildiği için bir burun kıvırma refleksi oluşmadı değil ama dediğim gibi kessinlikle rahatsız etmiyor. kitabın son 1-2 sayfasında hüseyin rahmi kitap boyunca anlatmak istediklerini genel olarak toparlanmış ve kitabın ana karakterini bir bakımdan enver paşa 'ya benzetmiştir.

    bütün eserde mizah öğesini kullanan yazarın son 1-2 sayfada bu denli sert eleştiri yapmasına başlarda şaşırdım (söz konusu eleştiri ve açıklamalarıı kitabının sonuna koymasaydı kitabın asıl niyetini anlar mıydım, bilemiyorum açıkçası), daha sonra yazarı araştırınca siyasetle içli dışlı olduğunu öğrendim ve o sert eleştirileri doğal karşıladım. sözün özü; bizim şimdi kusurlu olarak tabir ettiğimiz eser tekniği kitapta çok hoş durmuş, dönemine göre düşününce de, halk için sanat yapan bir insanın nasıl bir üslup kullanması gerektiğini gayet güzel bir biçimde gözler önüne sermiş.