şükela:  tümü | bugün soru sor
  • 2018 üniversite sınavına giren 2 milyon 19 bin 564 adayın ayt'de elde ettikleri netlerin ortalaması şu şekildedir: türk dili ve edebiyatı 24 soruda 4,743 ortalama, tarih 10 soruda 1,617 ortalama, coğrafya 11 soruda 2,856 ortalama, matematik 40 soruda 3,923 ortalama, fizik 14 soruda 0,467 ortalama, kimya 13 soruda 1,109 ortalama, biyoloji 13 soruda 1,669 ortalama.

    adayların elde ettiği bu ortalamalar sadece onların suçu olamaz. bu suç aynı zamanda ailelerinin, öğretmenlerinin, sosyal çevrelerinin ve dolayısı ile hepimizin. yok kadını seksi yapan şeyler, yok erkeğin penis boyu, yok bilmem ne... zaten açılan şu başlıklar sorunun temelinin nerede olduğunu az çok gösteriyor ama neyse.

    aramızda öğretmenler, akademisyenler, öğrenciler, anne-babalar vardır elbet. bariz şekilde hissedilen eksiklikleri, yanlışları paylaşalım ki neler yapabileceğimizi görelim. hazır böylesine istekli bir milli eğitim bakanı bulmuşken fırsatı kaçırmayalım.
  • he he. istekli bakan he

    hala öneri sunalim diyenler var ha resmen deli oluyorum arkadaş. lan sen ben onerince dinleyen mi var.

    siktir et amk. inceldigi yerden kopsun. sikeyim eğitimini.
  • hiç bir şekilde temizleneneyecek pisliktir.
    çocukları eğitmek için önce aileleri eğitmek gerek. bu kadar egosu yüksek anne baba varken bu imkansız görünüyor.
    hadi başardık diyelim. eğitim sisteminin ve okulların fiziki yapısının baştan aşağı değişmesi lazım.
    sonra öğretmenlerin çoğunun yeni sisteme adapte edilmesi için ciddi bir çalışma gerekli.
    bunların hepsini başarsak bile bu işin meyvelerini toplamamız en az 20 yıl sürecektir.
  • 2013 yılından önce göreve başlamış bütün öğretmenler görevden ihraç edilmeli.

    6 ayda öğretmen olabileceğini sanan fen- edebiyat fakültesinin işsiz mezunlarını öğretmen yapmaktan vazgeçilmeli, görevde olanlar ihraç edilmeli.

    çocuğa akademik bir bilgiyi öğretmenin ne demek olduğunu bilmeyen ama her şeye karışan aileleri sistemden uzak tutmalı

    en az 6 yıl eğitim fakültelerine alım kapatılmalı, öğretmen liseleri yeniden açılarak eğitim fakültelerine öğrenci yetiştirmeye başlamalı. öğretmen lisesi mezunu olmayan kimse yeniden açılacak eğitim fakültelerine alınmamalı.

    türkiye de eğitimin sorunu öğrenci değil eğitimci ve velilerdir. hükümetler oy kaybederiz korkusuyla bunlara bulaşmadığı için eğitim sistemi asla düzelmiyor asla da düzelmez.
  • sorunun temelde öğrenci dışında bir faktörden kaynaklandığı aşikar. eğitimcilerin mesleki bilgi düzeyi, öğrenciye yaklaşma şekli, ailenin konuya bakış açısı oldukça önemli. aslında hepimiz bu mecrada defalarca izledik çorumda vs ders esnasında öğretmenlere yapılan terbiyesizlikleri. aileyi tamamen sistemin dışında tutmanın çok fayda getireceğini düşünmüyorum. eğitim ailede başlar, okulda devam eder mottosu bence doğru bir yaklaşım. çocuk aileden gerekli terbiyeyi ve eğitimi aldıktan sonra bunu okulda da yüksek ihtimalle devam ettirecektir.
  • doğrudan "kardeş şunu şunu yap, o zaman gör bak ülke şaha kalkar" diyerek hadsizlik yapamam, zira konunun uzmanı değilim.

    ancak ilk olarak, ortaokula geçmeden önce mutlaka 1 sene sadece ingilizce öğretilmeli. öyle hafta 10 saat 20 saat ile olmaz. 10-11 yaşlarındayken o sene ne matematik, ne türkçe görecek ve o sene sınıfı geçme olayı da zorlaştırılacak.

    bu sayede çocuk dünyayı tanıyarak büyüyecek. en azından youtube'u açıp dünyada neler oluyor görebilecek. aksi halde üniversite son sınıfa geldiği halde bile yabancı dil bilmeyen, yabancı gazete, mesleği ile ilgili yabancı makale okuyamayan mühendisten, doktordan, işletmeciden, mimardan, ekonomistten...vs bi bok olmaz.

    ikinci olarak ise, ilkokul bittiğinden itibaren her sene okul içi sınav olacak ve iyi öğrenciler kötü öğrenciler nedeniyle geriye gitmesi engellenecek. dersleri kötü olan öğrenci ise üst düzey eğitim yerine ara eleman olabileceği ya da sanat eğitimi alabileceği bölümleri tercih edecek.
  • çocukluğu yapay bir şekilde uzatılmış*, kendi sorumluluğu evlenene kadar ellerine verilmemiş, dünyanın kendisine hizmet etmesini bekleyen gençlerden oluşan bir topluma sahibiz. dünyaya bir şey sunma ve bir derde deva olma konusunda gözü tok oldukça hayat amacımız kendi soframıza ekmek getirmenin üstüne çıkamayacaktır.

    önceliğimiz sonraki nesiller olmalı. şimdiye kadar yetiştirdiğimiz gençler çöp. bu yüzden en başta yapacağımız şey yine en başta yaptığımız şeyle aynı olmalı.

    çocukları evde seruma bağlı bir saksı çiçeği olmaktan kurtarmalı ve onları sokağa salmalıyız. ama sokakta çocuğun başına neler gelir, değil mi? zaten çocuğu yetiştirecek olan o oysa. başta bi süre uzaktan izleyin, sonra bırakın önce yaşıtlarıyla özgüven ve liderlik eğitimine tabi olsun.

    sonra gönderin bi esnafın yanına. yazın bir hafta tatil yapmadan gitsin emeğin karşılığını almayı görsün. laf yesin, kavga etsin, hakkını savunsun, yırtıcı bi ticaret adamı olsun.

    çocuk artık akademik bilgi için hazır hale geldiğinde ilgi ve yeteneği doğrultusunda mesleğini seçip o yönde bir eğitim alabilir. işin bundan sonrasında o bıraktığınız desteği tekrar sağlayabilirsiniz.

    eğitim ailede başlar. bu reformun önce bir şekilde evde başlaması gerektiği düşüncesindeyim.
  • üretim ve yeterli istihdamın sağlanması. uzaktan bakılınca kısır döngüye benziyor ama bütün bu sınav sistemlerinin zırt pırt değişmesi, milli eğitim ders kitaplarının fazlasıyla yetersiz oluşu ve her ile üniversite açılması gibi durumlar oyalama politikasından başka bir şey değil dolayısıyla atıl üretim açığının kapatılması da eğitimin önünün acı bir şekilde kesilmesi ile oluyor. okuyabildiğin kadar oku oyalan diyor yani.
    neden oyalıyor peki? bu adamlar düzgün bir ders kitabı yazamaz mı çok mu zor yani? ya da sabit bir sınav sistemi getirip sistemin kalitesini artırmak imkansız mı? hayır değil fakat bizim gibi üretimin ve ihracatın dolayısıyla istihdamın yetersiz olduğu ülkelerin ortak politikası bu maalesef.

    devlet bilançosunun aktifinde üretim varsa bu üretimi finanse eden kaynak da pasifinde bulunan eğitimdir. ikisinin birbirinden bağımsız düşünülmesi manasız olur.

    mal ve hizmet üretimi tıkır tıkır işleyen bir ekonominin temel ihtiyacı kalifiye elemandır. ama senin üretimin artık karakteristik bir problem haline geldiyse ne senin bu elemana ne de bu elemanın sana ihtiyacı kalmayacaktır. (bkz: beyin göçü)

    tümevaracak olursak özel sektöre sağlam teşvikler verilmesi gibi liberal bir adım atılırsa ihracat yolu biraz açılıp eğitime şans verilmiş olur.
  • eğitim sistemiyle bir türlü bağ kuramamış bir insan olarak ciddi ciddi, uzun uzun bir açıklama yapamam.
    ama gördüğüm eksiklik çocukların edinilen bilgiyi kullanma, geliştirme kombine edebilme yeteneğinin gelişmediği yönünde.

    okuldan sistem yüzünden her zaman nefret ettim, saçma bir zorlama var. adımların boyalarla belirlenmiş, üzerine basarak yürüyebiliyorsun sadece.

    çocuklar edinilen bilgiyi yeni problemlerde kullanamıyor, sorun çözemiyorlar. endişelenip korkuyorlar.
    bende bu olmadı, hayatın anlatıldığı kadar resmi ve köşeli olmadığının farkındaydım.
    çünkü tüm bilgiler götten uydurma olarak başlayıp yanlışlanmadığı için bilgiye dönüşüyor.

    insanların haftalarca eğitimini aldığı programda büyük bir proje üzerinde çalışmam gerekti.
    ne proje bilgim vardı ne program.
    açıkça söyleyeyim, konu hakediş.
    sadece bir gün işi az çok bilen birini izledim.
    yirmi gün içinde programı, projeyi anladım ve dört aylık işi yetiştirdim.

    normal şartlarda birkaç ay kursa gitmem, denemeler yapmam ve gelişmem gerekiyordu.
    sadece yirmi gün ve dört aylık iş.
    yaptığım işteki hata payımsa %0.6. bu arada bu hata payı kabul edilebilir bir hata payı. %1 hata yapan insanlar var.
    çünkü bilginin ne olduğunu ve nasıl çalıştığını biliyorum.

    burada kendimi övmüyorum, eksikliğin ne olduğunu anlatmaya çalışıyorum.
    hiçbir zaman oduncunun çocukları gibi yere taş bırakmadım yolumu bulabilmek için.
    başka yollar vardır diye düşündüm.
    bu yüzden okulla, sistemle uyuşmadım. sınavlarda kendi yöntemlerimi kullandım ve doğru sonuca ulaşmama rağmen düşük puanlar aldım.

    çocukların önünden izleri, yolları çekin artık.
    bırakın kendi yollarından gitsinler, doğru yeri gösterin, nasıl yürüyeceklerini onlar belirlesin.
    ve tüm çocukları okutmaya çalışmaktan vazgeçin.
    kimisi kuaför olmak istiyor, kimisi bakkal, kimisi motor ustası, kimisi müzisyen.

    bu ülkenin okuyan insandan çok işini iyi yapan insana ihtiyacı var.

    sadece doğru yöne gittiğini sandığınız ayak izlerinizi silseniz yeter, çocuklar doğru yolu bulabilir.

    küçük kuzenim gelip "... abi yine konuşalım mı?" diyor.
    çünkü konuşurken çocuğun önünde engeller olmadığını gösteriyorum, engelsiz ve alternatif yolları olabileceğini gösteriyorum.

    kölelik sisteminden çıkış yok, biliyorum.
    benimki sadece umut.