şükela:  tümü | bugün
  • benim için önceden planarak yapılabilecek bir şey değildir. mesela genelde insanlar barlara, ''club''lara giderken eğlenmeye gidiyoruz diyorlar. eğlenmek, bir kaç insan görmek, içki içmek midir?ya da yanlış sordum soruyu. bir yere giderek eğlenmek eş anlamlı mı oluyor? veya kendilerini eğlenmeye mi şartlandırıyorlar? yoksa bize dayatılmış eğlence anlayışının bir ürünü mü bunlar?

    eğlenmenin tanımı da yok zaten bende. belki de bir kaç şeyin bir araya gelmesinden de oluşabilir. adrenalin, sevgi, başarı, ego tatmini....

    eğlence anlayışının bizlerde çok sığ kalıplar içerisinde olduğunu düşünüyorum. ve galiba bu düşüncelerimden dolayı ya da eğlence anlayışımı çeşitlendiremediğimden şu anda bu entry buraya döşemekle meşgulüm.

    bir çok insan için içki içmek başlı başına eğlenmekle eşdeğer örneğin. kişinin hayatından içkiyi çıkardığınızda eğlence adına bir şey kalmıyor gibi.

    benim gibi ülkemizde içki içmeyen bir çok insanın ise nasıl eğlendiği de aynı şekilde benim için muamma. anlık, spontane gelişen olaylar dışında önceden boş zamanı eğlenerek geçirmek için yapılan planları kastediyorum elbette.

    aslında en temel sorun galiba yine bize dayatılan anlayış, başkaları gibi olma düşüncesi eğlence anlayışımızı sığlaştırıyor. çalışarak eğlenilmez mi örneğin.

    son olarak peyami safa'nın çalışmak ile ilgili söylediği bir sözü eğlenmek başlığı altına yazayım. bi kaynağın dipnotu olarak yazıyı aktaracağım için yazarın ifadeleri ile safa'nın düşüncelerini yazmış olacağım:

    '' örneğin peyami safa, ataleti çağrıştırdığı için 'tatil' kelimesini kullanmaya çekindiğini ifade etmişti: 'çalışmayı işkence, dinlenmeyi eğlence ile özdeşleştiren tuhaf bir geleneğimiz var. halbuki tam tersi' diyerek, kederli insanı avutan, sıkıntıları dağıtan ve insana yaşamı zenginleştiren hazlar veren şeyin 'çalışma'olduğunu ekliyordu. yazar, her türlü haz, eğlence ve keyfin hasının çalışma olduğunu hatırlatıyordu.
  • hemfikir olmaktır.*
  • eğlemek fiilnden türemiş bir başka fiil.

    temelde oyalanmak, durdurulmak, alıkonmak, tutulmak gibi anlamlara gelir.
  • canının istediğini istediğin kadar yapabildiğinde, dilediğince tebessüm edebildiğinde tadı olan eylem.
  • kafada dert tasa olmayınca mümkün olabilen eylem.
  • dünyaya gelme sebebi. bir lüks değil her daim olması gereken.
  • eğlenmek her zaman bir şey düşünmemek, gösterildiği yerde bile acıyı unutmak demektir. bunun temelinde yatan şey güçsüzlüktür. gerçekten de bu bir kaçıştır; ama eğlencenin iddia ettiği gibi bayağı gerçeklikten değil, gerçekliğin insana bıraktığı direnişe ilişkin son düşünceden kaçıştır. eğlencenin vaat ettiği özgürleşme, yadsıma gibi, düşünceden de kurtulmaktır.

    (bkz: theodor adorno)
  • yıllar önce hayatıma sadece 14 ay girip çıkan biri ile her gün paylaştığım hede.

    hayatımda bu kadar uzun güldüğüm bir süre hatırlamıyorum. ota boka güldük. bir yardım da almadık gülmek için. tüm abzürt olaylar bize mi denk geldi bilemiyorum altan. ama ikimiz için de
    çok extreme bir era idi. biri ile gülebilmek çok değerliymiş. sonra çok zor ve çok az yakaladım bu frekansı. zaten aynı tadı da vermedi.

    keşke gitmek zorunda kalmasaydık.

    iyi ol ve yine hep gül

    seviyom seni, barbi saç.
  • yas ilerledikce icerigi buyuk degisiklik gosteren bir kavramdir. cocukken, gencken hayatin kendisi bile basli basina bir eglencedir. orta yasta en son ne zaman eglendigini hatirlamaya calisir insan, ilerleyen yillarda ise eglenmenin nasil birsey oldugu bile unutulur.