şükela:  tümü | bugün
  • bu kartın 1'likleri de mevcut ancak hafif fiyat oynaması var. 45 dakika uygulaması ile ankaralıları "45 dakikada işimi bitireyim" telaşesine sokmuş,tülü maskaralıklara meydan vermiştir bu kart. ancak dandik bi gerekçe uydurularak sadece 10luk kartlarda var artık bu uygulama.akbil'in eline su dökemez o ayrı.
  • bahsedilen 45 dakika uygulamasinin anlami 45 dk icinde ego karti birden fazla kullanmanin (max 3 sanirim) ek bir ucret gerektirmeyecegidir. ornegin otobusle kizilay'a gidebilir, oradan metroya atlayip batikent'te inebilir ve eryaman otobusune binebilirsin. tabii teoride bu boyle, yoksa 45 dkya sigmiyor boyle hayvani $eyler.

    bir de kullan at olmasini cok sacmadir, her gun teklisi, be$lisi onlusu derken binlerce ego kart kullanip atilir, $oyle yuklemeli falan bir $ey olsa da sacma sapan kirlilik ya israf yapmasa dedirtir insana. sanirim bazi merkezlerde toplanip korler icin yeniden kullaniyorlar, ama bu da pek bilinen bir $ey degil goruldugu uzere.
  • son dönemde yurdum insanindaki egoistlik katsayisinin yükselise geçmesi üzerine psikologlara danisilarak bu insanlari teshir etmek için insanlarin yakalarina asmalari için türkiye egoistlerden nefret ediyorum vakfi tarafindan verilen kart.
  • cüzdanlarımızın freud'un yapısal kişilik kuramına göre yapılandırıldığının bir örneğidir. misal, ben yıllardır cüzdanımda binbir çeşit id card taşırdım; ankara'ya taşınınca bir de ego kartım oldu. bu kartın "süperego" yazanı çıkınca (bkz: kombine bilet) ilk talip ben olacağım.

    (bkz: id)
    (bkz: ego)
    (bkz: süperego)
  • ankara'nın dandik ötesi toplu taşıma şeysi.
  • kimi zaman üzerine not almak için de kullanılır.

    2003 senesine kadar cep telefonu kullanmamış biri olarak, o vakte kadar tanıştığım insanların telefon numaralarını o an üstümde kağıt namına ne varsa ona yazardım, tonla kağıt parçasından oluşan bir adres defterim vardı. sonra bir gün bir düğüne gittim ve bütün komünikasyon hayatım değişti. hepsi bir ego kartı yüzünden.

    gelinin kardeşinin arkadaşı olarak pek kimseyi tanımadığın, hatta kimseyi tanımadığın ama içkinin beleş olduğu bir düğünde ne yaparsın? evet, arkadaşımın ablasının oldukça nezih bir barın bahçesindeki düğününde, ben de her sağlıklı türk gencinin yapacağı gibi vaktimi barın önünde beleş votkaları içip mekandaki kızları keserek geçiriyordum. sonra -epey bir dubleden sonra- bir şekilde, tanrının bir lütfuyla, arkadaşımın güzel bir ortasıyla, kısa beyaz elbisesi ve buğday rengi teni bugün hala aklımda olan - lakin adını hatırlamadığım- o güzel kızla tanıştım. makara kukara derken ben beleş -ve kaliteli- votkaya abandıkça abandım, kızın karşısında çoştukça çoştum. normalde bir badak olan ben alkolü alınca bir canavara dönüştüm; sinemadan girdim, mimariden çıktım. çakallar puslu havayı sever hesabı hem içtim hem içirdim. yalan üstüne yalan, dolan üstüne dolan. sanırsın frank lloyd wright konuşuyor. kız "uzak doğu sineması" diyor, "evet" diyorum "çok sıkı bir takipçisiyim". takip ettiğim de çeki çen ha....

    neyse, velhasıl kelam, kız kalkarken telefon numarasını da bıraktı. tabi ben cep telefonu kullanmadığımdan (sanırım o gece teknolojiye ve popülariteye karşı oluşuma dair yalan yanlış bazı felsefi teoriler de uydurmuştum) numarasını o an yanımda olan tek kağıt parçasına, evet bildiniz, ego kartına yazdım. sadece tek bir kullanım hakkı kalmış o ego kartına....

    sonra, beleş içki servisi de bitince, yarı sarhoş bir halde mekanı ben de terkettim....

    ertesi gün hafif baş ağrısıyla ama mutlu bir şekilde uyandım. bilincim yavaş yavaş geri geliyordu. çok güzel bir kızla tanışmış, epey bir muhabbet etmiş ve telefonunu almıştım, nasıl mutlu olmayayım. o akşam arayıp beraber bir yerlerde takılmayı düşünürken geceye dair görüntüler de parça parça aklıma geliyordu: kızın hoş kahkahaları... oldukça düzgün, süt gibi bacakları... telefonunu soruşum... numarasını söyleyişi.... barmenden kalem isteyişim... numarayı ego kartına yazışım... eve dönerken bindiğim otobüs... 10luk kartın sonuna gelmiş olmam ve o kafayla bunu farketmem.... kartın basıldığı makinanın altında olan ve bitmiş kartların atıldığı kutu....

    yavaş yavaş yüzümdeki gülümseme kaybolmaya başlamıştı. kalkıp pantolonumun ceplerine baktım, yoktu. gömleğin cebine baktım, orda da yoktu. cüzdana koymuş olabilirdim, panik halinde bütün cüzdanımı boşaltıp o ego kartını aradım. sonra pantolon ceplerini, gömleği ve cüzdanı tekrar aradım. ben ego kartını ararken, kartın basıldığı makinenin hemen altına konulmuş, o küçük "boş kart kutusu" aklıma geliyordu. ellerim titremeye, sırtım terlemeye başlamıştı. bu ihtimali düşünmek dahi istemiyordum, ama gerçeklerden kaçış yoktu. olağan şüpheliler'de, sorguyu yapan polisin az önce kayser soze'yi serbest bıraktığını farkettiği sahnedeki gibi zaman yavaşladı, taşlar birer birer yerine oturmaya başladı. kartı makineye basışım, ne kadar para kaldığını gösteren yüze bakışım, sıfır rakamını görüşüm, kartın kutuya gidişi.... ağır çekimde, tekrar tekrar bu sahne kafamda canlandı....

    sonra gitim kendime bir hazır kart hattı açtırdım....

    gerisini de bir şiirle ifade etmek isterim:

    şimdi nerede ego kartına yazılmış bir numara görsem
    ne zaman o barın yanından geçsem
    kalbim kahrolur gözlerimde nem
    ilk aşkım sevgilim ego kartım benim
  • minimum 2'likleri mevcut olan kart. yani nedir? ankara'dan siktir olup gitmek istediğinizde ego amcanız size bir de 1,5 ytl civarında para takıyor.
  • melih gökçeki saymazsak ankaradaki en sinir bozucu şey.her geçen gün de dandikleşiyor sanki.bir zamanlar unutup pantolonun arka cebine konulmasına ve şeklinin bozulmasına rağmen sorunsuz çalışmaktayken,son aylarda esen rüzgarın etkisiyle şekil değiştiren,otobüste arıza çıkarıp arkanızdaki kuyruğun uzamasına neden olan zımbırtı.ayrıca yağmurdan,kardan geçtim;bunların neminden bile etkilenen bişey,mesela öğlen yağmur yağmış,siz akşam üzeri otobüse biniceksiniz,otobüs gelmeden cüzdandan çıkardınız kartı,5 sn sonra bindiniz otobüse,hah işte o arada kart yumuşar böyle,otobüsteki öbür zımbırtı okuyamaz bu kartı,şoför alır böyle eliyle düzeltir iyice düzler de ancak öyle kullanabilirsiniz.üzerindeki manyetik alanda toz su vb falan bişey olmaması gerekir,size göre üzerinde bişey yoktur ama okumaz işte otobüsteki alet kartı.üzerinde mikron çapta su olsa,toz olsa bütün otobüsü ayağa kaldırır,herkesin önünde rezil eder sizi,herkesin içinden cık cık cık demesine sebep olur.
    tez zamanda bunun yerine sele,depreme,fırtınaya,tekmeye,kırılmaya vs. dayanıklı bişey bulunması şarttır.
    özetle,benim için nefret edilesi bişeydir.
  • tasarımı, dayanıklılığı süphesiz çok daha iyi olabilir ve hatta olmalıdır. fakat akbil ile kıyasladığımda sağlam bir gökçek karşıtı olarak kabul ettiğim ve hakkını vermek istediğim bir artısı var.

    insana çorba olmuyor. kart şeklinde olması tuhaf şekillerde tezahur edebilen akbilden çok daha kullanışlı olmasını sağlıyor. otobüse metroya binerken akbil daha kullanışlı ve hızlı olabilir. fakat bu biniş anı taş çatlasa 10 saniye neticede. otobüse bindim, oh ne rahat geçtim ama bütün gün o akbil bana alçı olacak. cebe atsan garip şekli itibarı ile tuhaf rahatsızlıkar veriyor, anahtarlığına taksan zaten ev anahtarları, apartman anahtarı flaan derken iyiden iyiye şişen anahtarlığı koca bir salkıma çeviriyor, gece bekçisi gibi bir moda sokuyor. bu meret yüzünden maskot kullanamıyor insan. öğrenciysen durum daha da fena. pasoya entegre edilmiş bir akbil ile boku yedin gitti. cüzdana koysan yırtık dondan fırlar gibi baş veriyor, cebe atsan keza öyle. her otobüse binişte cüzdandan çıkarılan paso sürekli bir kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya. sonra uğraş ki çıkarasın yenisini. bu mereti kaybedince de bir mesele. yok depozito yok ıvır yok zıvır. o iğrenç plastik yapısı ve korkunç renklerinden bahsetmiyorum bile.

    halbuki ego kartı veya otobüs kartı olarak tabir edilen nesne cüzdana giriyor, arka cebe giriyor, çantaya giriyor, gündelik hayatta varlığını unutturuyor, ele ayağa dolaşmıyor, zırt pırt sağdan soldan fırlamıyor. kaybedince derdi olmuyor, bitince atıldığından bir süre sonra rengi benzi atmıyor, ne kadar kredisi kaldığını üzerinde yazıyor -ki bu başlı başına bir artıdır-, falan feşmekan.

    ha ben belediye başkanı olsam ve böyle bir uygulama yapsam ne yaparım? manyetik kart yaparım arkadaş. yani böyle makineye koyulan, deliğe basılan falan nanelerden değil, makinaya yaklaştırıp okutulanlar var ya, hah, ondan. koy cüzdana, cüzdanı geçir makineden, yeter. çantanın ön gözüne koy, geçir makineden, tamam. hem kullan at olmaz, bittikçe dolum yapılır, israf olmaz, hem çanta cüzdan açmakla zaman kaybedilmez, hem kaybolma ihtimali minimuma inmiş olur, hem de belli bir yeri olacağı ve hep oradan dolum dışında çıkmayacağı için ele ayağa dolaşmaz. pasoları da bu karttan yaparsın, dolayısıyla pasosuz kullanımı da engellemiş olursun. kredi bitince doğrudan pasonun kendisine dolum yapılır. şifrelemesi zor olabilir evet ama koca belediye kaynağı, onca mühendis falan... onun çözümünü de ben mi bulacağım? her şeyi devletten beklemeyin.

    şimdi manyetik kart diğer kartları bozuyor falan deme bana. 3 senedir cüzdanımda iki farklı manyetik kart var, ne kendileri, ne de başka kartlardan hiçbir şey bozulmadı henüz.

    peşin edit: yönetmen arkadaşım beni uyarıyor; böyle bir şey zaten varmış:
    (bkz: bukart)
    ama sanırım paso kısmı ayrıymış ve dolum yerleri çok az sayıdaymış. olmadı. zaten bursa belediyesi bir işi de tam yapsa dişimi kıracağım.
  • ego kartına ve ikaruslara adanmış muhteşem bir site: http://10lukego.blogspot.com/