şükela:  tümü | bugün
  • denizli iline ait eski bir gelenekmiş yanlış hatırlamıyorsam. erkek evlendiğinde karısını her anlamda mutlu edebilsin diye ergenlik çağına geldiğinde onu eğitecek bir kadın tutulurmuş. bu kadına eğreti gelin denilirmiş, eğreti gelin hayatı boyunca evlenemez, hamile kalamaz, aşık olamazmış.
  • içinde ok gibi kalbe saplanıp kalan replikleri vardır.

    --- spoiler ---
    egreti gelin reis beylerin evine gelmiştir. ilk aşkam yemek için masaya otururlar.reis bey;

    -hoşgeldin kızım, gelinliğin gelip geçici olsun

    der.
    --- spoiler ---
  • çekimlerine kastamonu gazipaşa ilkokulunda başlanmıştır.
    ekip öğretmen evi nde kalmaktadır.

    ben eşeği oynuyorum.

    (bkz: irrite)
  • eğreti gelin'lik, osmanlı imparatorluğu döneminde var olan, 1935 yıllarına kadar da devam ettiği bilenen bir kurumdur. egreti gelinler, 15-17 yaşları arasındaki erkek çocukları evliliğe hazırlayan bir öğretmen konumundadırlar.
    verdikleri egitimin kaynagı, daha çok kuran'daki evlilik, kadın erkek ilişkileri ve cinsellikle ilgili hadisler, ayetler ve bunların daha sonra yapılmış yorumlarıdır.
    bu egitimin, sadece sözlü degil aynı zamanda uygulamalı oldugu da bilinmektedir.
  • filmde müjde arın karakterinin adının iffet olması olaya ayrı bir renk katmıştır kanımca.
  • bizzat yazarı şükran kozalı'nın ifadesiyle şöyle doğmuş eğreti gelin:

    "1984 yılıydı. annem, ablam ve mustafa dayımla birlikte mezarlığa gitmiştik. biz ziyaretimizi yaparken ileride bir kadın gördüm. yaşlıcaydı ama tipik bir yaşlı kadın görüntüsünden uzaktı. basma bir elbise vardı üzerinde. dekolte olması dikkatimi çekmişti. başındaki örtüyü yarıya yakın örtmüş, kulağının birine bir yediveren gülü takmıştı. diğerine ise yanmamış bir sigara... ayağında cizlavetler vardı. kucağında ise bir demet mersin tutuyordu.

    anneme o kadının kim olduğunu sordum. ali dayımın eğreti gelini olduğunu söyledi. ben o güne dek eğreti gelinin ne demek olduğunu bilmiyordum. gidip tanışmak istediğimi söyledim ama annem kesin bir dille reddetti. dayımın kadını, ilerlemiş yaşına rağmen beğendiğini anlamak ise hiç de güç olmamıştı; "keşke benim de bir eğreti gelinim olsaydı!"

    bir yandan mezarın bakımı yaparken bir yandan kadını gözlemliyordum. uzun süre oyalandı, mezardaki çiçekleri okşadı, suladı. o mezarla adeta sevişti. sonra kalktı, kulağındaki sigarayı çıkarıp çakmağıyla yaktı ve yürüyüp gitti. ayağındaki cizlavetlerin sesleri duyulmaz oluncaya kadar izledim onu.

    sonraki günlerde kostak emine'nin hikayesini annemden ve başkalarından dinledim. emine, dediği gibi dayımın eğreti geliniydi ve onu çok sevmişti.

    birkaç sene sonra mezarlığa gittiğimde ali dayımın mezarını otların bürümüş olduğunu gördüm. o zaman anladım ki kostak emine sevdiğine kavuşmuş..."
  • --- spoiler ---
    müjde ar'ın kocasının* üstüne çıkıp, eve eğreti gelin getirtmek için ikna etmeye çalıştığı sahnede "sokayım mı akrep gibi? nereni sokayım? ha? nereni?" gibisinden fingirdeşmesinin ardından, fikret hakan'ın cevabı şu olmuştur:

    - asıl şimdi ben sokacam sana!

    ancak malesef kanal d seyircisi bu nüansı da kaçırmıştır (bkz: #8986349) zira "akrebin sokması" normalken -yayın ekibinden hiç kimsenin yapmadığı- "erkeğin sokması" küfre girer.
    --- spoiler ---
  • kostak emine rolüne, sittin senedir "eğreti gelin olucam ben oynuycam başrol ben evet ben" beynimizi düzen deniz akkaya yerine nurgül yeşilçayın seçilmiş olması bu film adına verilmiş hayati bir karar şüphesiz.
    deniz akkayanın o boş bakışı, duruşu bu rolü piç ederdi gibi geliyor.
    oyunculuğunun yanında, film boyunca hemen her karede karşımıza bir afet olarak çıkıyor nurgül yeşilçay. öyle ki "ona değil de bana mı aşık olacaksın ulan allahsız" diyorsunuz ister istemez.
    hem sinemada hem evde tvde izlerken(sonunu bilmeme rağmen) aynı şeyi düşündüm. filmin son bölümü çok aceleye getirilmiş. siz ağzınızı açarken o drülülüp diye bitiveriyor. bu yüzden senaristin yazarken sonlara doğru sıkılıp "ay aman of" diyerek bitirivermek istediği hissine kapılıyorum.
    tüm bunların dışında yazmadan geçemeyeceğim bir diğer şey de müzikleriydi. öylesine güzeldi ki. ud tıngırtısı kolunuzdan şöyle bir tutup filmin içine içine çekiyor. o andan sonra biri dürtene kadar artık kostak emine sizsiniz, buyrun.
  • 2004-2005 sezonunda izledigim en iyi turk filmiydi, ki hepsini izledim... atif yilmaz gercekten cok temiz bir is yapmis ama organizasyon bir rezaletti...

    nedim goknil diye bir adama vermisler organizasyon ve basin islerini, herif 874 kisilik emek sinemasi icin 1600 davetiye dagitmis, millet de gelmis tabi, goknil amca da butun aksami o davet ettigi davetlileri azarlayarak gecirdi, cok terbiyesizdi... atif yilmaz bile filmden once filmle ilgili konusmasi icin mikrofon uzatildiginda filmle ilgili konusmadi da, "organizasyon cok kotu biliyorum, butun konuklarimizdan ozur diliyorum" dedi... neyse goknil amcaya kisisel kizginligimi bir tarafa birakip filme geciyorum efendim...

    --- spoiler ---
    * nurgul yesilcay'in bugune kadar ki uzun metrajlarinda neden basarisiz oldugu dun aksam anlasilmistir efendim, kendisi ilk kez iyi bir yonetmenle calisma firsati buldugundan nefis oynamis ve hatta dokturmustur, demek ki marifet yonetmendedir...

    * onur unsal bence turk sinemasinda bu gune kadar bulunmayan bir yas araliginda nefis oyuncudur... kendisi henuz 19 yasinda ama hem bir kac yil oncesini, hem yasini hem de bir kac yil sonrasini gayet iyi oynar, bu herifte cok is var. hem ben gece afis'te izledim, sadece iyi oyuncu degil, duzgun konusan, makul bir oglan...

    * mujde ar, fusun demirel... zaten benim haddime degil onlarin oyunculuguna laf etmek... ikisi de nefisti, hakkaten her yasin ayri bir guzelligi var.

    * nurgul yesilcay'in kiz kardesini oynayan ancak adini bilmedigim genc kadin muhtesemdi, sadece senaryodaki tek delik kanaatimce onun uzerinden olustu, mevzuya neden bu kadar sinir oldugunu anlatamamislar, biraz havada kalmis...

    * cogu zaman kendisine gicik olmama karsin metin akpinar'in rum kumpanya sahibi rolune cuk oturdugunu ve hatta lehcede muhtesem oldugunu dusunuyorum... dayakci olmasindan oturu ayriyetten gicik oldugum fikret hakan bile iyiydi ki benim kendisini begendigim gorulmemistir...

    * 70 yasini gecmis nilufer aydan'in yilan dansini izleyince cok utandim ham halimden... kadin nefisti, birilerinin kendisini yeniden kesfetmesi iyi olmus, hatta mumkunse birileri de kendisine spor programi falan sundursun, o nasil bir vucuttu ben bilemedim...

    * film bir donem filmi olarak genelde basarili, mekanlar, kiyafetler gayet olmus. ama kullanilan turkcenin 1938 turkcesi olduguna ben pek ikna olmadim...

    * dramatik yapisi fevkalade kuvvetli, mizahi da, drami da gayet dozunda ve yerinde bir film olmus, fikret hakan'in filmden once soyledigi gibi "biz dramatik yapisi duzgun, basi sonu, konusu belli olan, tam bir yesilcam filmi yaptik"... dogru, bence de oyle olmus...

    * denizli lafi hic gecmiyor filmde ama atif yilmaz denizli horozunu filmin tam da belkemigine koyarak denizli belediyesinden ve manasiz milletvekillerinden ocunu almis, pek de iyi yapmis... ben denizli belediyesinin yerinde olsam bu filmi denizlide cektirir, hatta galasini bile kentte yaptirirdim...

    * egreti gelin erkeklerin neredeyse yan rollerde oldugu bir kadin filmi, atif yilmaz'in filmi cekerken bu kadar guzel kadinla bir arada olmaktan oturu cok mutlu olduguna eminim...

    * sonucta egreti gelin gayet guzel kotarilmis, temiz bir is... atif yilmaz'dan genc yonetmenlere iyi bir ders... begendik cok...
    --- spoiler ---
  • sezen aksu tarafından şarkı yapılmış bir film.sözlerini de yazayım tam olsun bare;

    ödünç geldim, emanetsin elimde
    yasak döşeklere ömrüm serilir
    ali derim, dünya döner dilimde
    usul yaklaş, çocuk kalbim kırılır

    çocuk uyur, er uyanır koynumda
    duyulsun ki ibret olsun aşkımız
    eğretiyim, bana yer yok düğünümde
    kırk düğüne bedel günahımız