şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: benzesim) (bkz: metafor)
  • eğretileme gönderime ilişkin bir anlam alanının başka bir anlam alanına taşınması ya da aktarılmasıdır.
  • yaşamın en başından beri yolunu tuttuğunu düşündüğüm yöntem. sadece ilki nerede başladı.
  • benzetme amacı güdülerek, sözün başka bir söz yerine kullanılması suretiyle yapılan söz sanatı.

    doğrudan benzetme diyemiyoruz. çünkü benzetmede, benzetme­nin iki temel öğesi olan benzeyen ve benzetilen kullanı­lırken, eğretilmede ya benzeyen ya da benzetilen kullanılıyor.

    bu da böyle didaktik bi entry olsun.
  • felsefenin temelidir. konuyla ilgili oruç aruoba, de ki işte'nin işte'sinde şunları söyler:
    "felsefe, dilegelişini eğretilemek zorundadır--
    bu da özel bir dönüştürme gerektirir. --felsefenin
    kavramları, 'genel', 'evrensel';
    önermeleri 'apodiktik', 'diskursiv', falan değildir--
    özel türden benzetmelerdir hepsi.

    felsefenin konusu, çünkü, dolaysız bir dilegelmeye
    elvermez: felsefe önermeleri, sözcük anlamlarında
    alınınca, saçma olmaktan kurtulamazlar.
    her felsefe önermesi, anlamını ve doğruluğunu,
    dolaylanınca gösterir ancak; çünkü,
    kendisi zaten dolaylanarak dilegetirilmiştir.

    felsefenin yolu dolambaçlıdır -- yapılmasının yolu da,
    yazılmasının yolu da, anlaşılmasının yolu da -- işte:
    kişinin kendisi kadar karmaşık, dolayısıyla bir o kadar
    dolambaçlı..."

    ve bu satırların ardından şu notu düşmüştür aruoba:
    " ne thales'in 'su'yu sudur, ne platon'un 'mağara'sı mağara, ne kierkegaard'ın 'ibrahim'i ibrahim, ne nietzsche'nin 'kan'ı kan, ne de wittgenstein'in 'resim'i resim -- örneğin herakleitos 'aynı nehre iki kez giremezsin' dediğinde, buna yakıştırabileceğimiz bazı 'düz' anlamlar bulabiliriz; peki, ya, 'güneş insan ayağı genişliğindedir.' dediğinde, ne söyleyebiliriz -- yanıldığını mı; onun zamanında astronominin henüz gelişmemiş bir bilim olduğunu mu; algılanan ile gerçek olanı biribirine karıştırdığını mı; ya da (zaar...) budala olduğunu mu?!..."
    o.a., de ki işte, s. 110

    burada belki şu yorumu da eklemeli:
    - ne de oruç aruoba'nın 'tavşan'ı tavşandır.
    (bkz: tavşan besleyene kılavuz)
    (bkz: uzak)
  • söz'ün derine yolculuğundaki algı genişleticidir.
  • "eğretilemeler tehlikelidir. aşk bir eğretilemeyle başlar. yani bu şu demektir ki, aşk bir kadının, dilindeki ilk sözcükle şiirsel belleğimize girmesiyle başlar."
    * *
  • insanoğlunun sahip olduğu tuhaf ve yaratıcı zihinsel etkinlik.

    bir ruhbilimci, heinz werner bu gizil gücün kökeni üzerine epey kafa yormuş ve o köklerden birinin 'tabu' ruhunda olduğunu keşfetmiş. 1919 yılında yayımlanan 'die ursprünge der metapher' isimli eserine göre: insanoğlu için en büyük esin kaynağının korku olduğu bir çağ yaşanmıştır, kozmik dehşetin egemen olduğu bir çağ. o dönemde insanoğlu bazı gerçeklerden kaçınma gereği duyuyordu, öte yandan kaçmanın yolu da yoktu. ülkede en bol bulunan, insanın geçiminin bağlı olduğu hayvan, kutsal bir değer kazandı. bu kutsama ona elle dokunulamayacağı fikrini de beraberinde getirdi. insanoğlu, sıra yemek yemeye gelince ilginç bir şey yaptı; yere çömeldi ve ellerini kalçalarının altında kavuşturdu. o durumda yemek yenebiliyordu, çünkü kalçasının altındaki elleri eğretilemeli olarak ayaktılar. insanoğlunun yaratıcı gizli gücü eğretileme de böylelikle ilkel anlamda ilk kez doğmuş oldu.

    devamında ise insan, tabu sayılan korkunç nesnenin adını bile ağzına almama gereği duydu. böylece krala ilişkin hiçbir şeyi ağzına almaması gereken polinezyalı, kralın saray kulübesinde meşalelerin yandığını gördüğünde şöyle demek zorunda kaldı: "gökyüzünün bulutları arasında yıldırımlar tutuşuyor." (bkz: la deshumanizacion del arte)

    ne de şiirsel. yersen..
  • "eğretilemelerle oyun olmaz. tek bir eğretileme aşkı doğurabilir."

    (bkz: var olmanın dayanılmaz hafifliği)