şükela:  tümü | bugün
  • islam dini fıkıh mezhepleri arasında maliki, şafii ve hanbeli mezheplerinin takip ettiği ekolün temsilcileri.
    hanefi mezhebinin kurucusu imam hanefi ehl-i rey'dendir.
  • günümüzdeki temsilcisi gelenekçi-muhafazakar çizgidir.başlıca özellikleri;
    eleştirel akla soğuk bakarlar
    şekilci-lafızcıdır
    sistemleri taklittir
    hadis rivayetlerinde isnad ağırlıklı çalışırlar.
  • son yüzyılda neo-selefilik=vehhabilik akımının çok ciddi fonlar sayesinde kıpırdanmaya başlaması ile bazı insanlar tarafından dinin pratik tarafı hadis metinleriyle sürdürülür hale geldi. bunu ise 'bizim mezhebimiz sahih hadislerdir, hangi hadis sahih ise biz onunla amel ederiz' sözleriyle temellendirmeye çalışıyorlar halbuki bu bakış açısı tamamen saçmalıktan ibaret. başlangıçta kulağa oldukça mantıklı geliyor, bu ise gayet doğal hangi müslüman bir meselede peygamber efendimizin ne buyurduğundan kesin olarak emin ise aksini kabul edebilir. asıl olay da burada patlak veriyor 'kesin olarak emin olmak'.

    hadis usulünü gerçekten bilen çok az kişi gördüm, ehl-i sünnet hadis hocası geçinenler de dahil neredeyse herkes hadisleri konumlandırmada çok büyük sıkıntı yaşıyor. bir hadisin buhari-müslim'de geçmesi, güzel bir isnada sahip olması önemli bir veri olsa da günümüzde bizim amellerimize etkisi sıfırdır. bir örnek üzerinden gitmek gerekirse mesela bugün bazıları, cemaat ile namaz kılarken imamın arkasında fatiha okumak gerekir çünkü bunun doğru olduğuna dair buhari'de, müslim'de geçen sahih hadisler var diyorlar. bu sözün neden temelsiz olduğuna bakalım:

    1 - imam-ı azam ictihad yaparken, kütübisitte imamlarının doğmasına en erken 100 seneden fazla vardı. imam-ı azam'dan sonra doğmuş bir ravi üzerinden hadislerin sıhhat derecesini belirleyip sonra bunun üzerinden imam'ın ictihadını eleştirmek kadar komik bir şey olabilir mi, buhari'de geçen hiçbir hadis ile imam'ın ictihad ettiği hadis sıhhat itibariyle aynı değildir çünkü kendisinden 150 sene sonra o metinler yazılana kadar yaşayan kimselerin güvenilirlik-doğruluk derecesi hanefi mezhebini neden bağlasın, biliyorum zor ama biraz düşünün ya imam doğrudan sahabeden dinliyor o hadisi.

    2 - tamam bu hadis metni bize gelmiş ama bu birbiriyle bağlantılı hadislerin hangisi önce hangisi sonra buyurulmuş, başlangıçta daha farklı olan bir hüküm sonradan değiştirilmiş mi ya da kısaca nasih-mensuh durumu var mı diye incelemek bunu incelerken o hadisi aktaran sahabenin o hadisle amel edip etmediğine bakmak çünkü o hadis metnini aktaran sahabi onunla amel etmiyorsa muhakkak bizim bilmediğimiz bir illetine hakimdir; sonradan o hükmün değiştirilmesi vs. gibi.

    3 - bize gelen bu hadis hangi zamanda, ne için ve hangi olaydan sonra kimlere söylenmiş biz bu hadisten umumi bir hüküm çıkartabilir miyiz gibi detayları göz önünde bulundurmak yine çok önemli ama sadece metinde kalanların atladığı bir nokta.

    4 - hadis ilminde eğer bir hadis diğerinden en ufak oranda farklı ise o başka bir hadis olarak kabul edilir. yani mana olarak aynı iki hadisin ravi zincirindeki tek bir isim farklı ise ya da tek bir kelime farklı ise bunlar bir kabul edilmez. bugün isnadına bakıp zayıf denilen hadisler ile aynı anlam içeren ama daha sonra günümüze o isnad ile ulaşmamış hadisler olabilir bu yüzden kendisinden bir iki asır sonra yazılan kitaplarda zayıf diye geçen hadisler bulup daha sonra bu hadisler üzerinden mezhep müctehidlerinin ictihadları değerlendirilemez çünkü dediğim gibi o zayıf hadis ile aynı anlamı taşıyan farklı bir hadis kendi yaşadığı zamanda ona ulaşmış olabilir.

    ve daha uzar gider. bugün işte sahih hadisler ile namaz, buhari'ye göre namaz vs. gibi sözler edenler ne kadar komik bir duruma düştüklerinin farkında değiller. bir hadisin sahihliği tamamen ictihad meselesidir ve bunu da o konuda söz söyleyecek olan müctehid eder. bu sebeple dört mezhebe bağlanmaktan öte yol yoktur, ben ehl-i hadisim, hadisle amel ederim gibi sözler tamamen usulsüzdür, temelsizdir.

    "eğer hadis imamlarının kitaplarına almış olduğu bir hadis (zayıf dahi olsa), fıkıh kitaplarında geçen fıkhî bir görüşe muvafık olduğunu görürsen bu hadisin imamlarımıza ulaştığı kuvvetle muhtemeldir. ola ki onlara bu hadis kuvvetli bir senetle ulaşmıştır da biz bu senede muttali değilizdir. zira nice hadis kitapları var ki günümüze ulaşmamıştır. nice raviler var ki asıl halleri bize gizli kalmıştır. bundan dolayı eğer zayıf bir hadis bir müçtehidin kıyasına muvafıksa bu, onun tercih edilmesine bir karinedir." tehânevî, kavâid, s. 117

    "bir müçtehid, bir hadisi delil olarak kullanırsa bu, onun için bir tashihtir (sahih hükmü vermedir)." tehânevî, kavâid, s.57

    aliyyü'l-kârî'nin bu meyanda söylediği şu ifadeler oldukça anlamlıdır: "(sahihlik ve zayıflık gibi hükümler) bütün bunlar, muhaddislerin, hadîslerin senedlerine bakarak elde etttikleri neticelerdir. yoksa kesin böyledir diye hüküm vermeye bir dayanak yoktur. zira akıl, sahih gözüken hadîsin aynı zamanda zayıf ve mevzû olmasını mümkün görür. keza mevzû rivayetin sahih veya zayıf olmasını da ihtimâl dahilinde kabul eder." dolayısıyla bir habere bir kısım âlimler tarafından 'sahih' hükmünün vurulmuş olması onun her durumda bir hüccet üstünedir." ilm-i hadîs hanefîlik mâturîdîlik s.54

    (imam mâlik'in talebelerinden) ibni vehb -rahimehullah- dedi ki:
    "mâlik bin enes ve leys bin sa'd olmasaydı kesinlikle helak olmuştum. resulullah'dan -aleyhisselam- gelen her şeyle (olduğu gibi) amel edilir zannediyordum." siyer-u a‘lâmi’n-nubelâ', 8-148

    "hadisle amel ettiğini söyleyen kimselerin fıkha ve fukahâya ihtiyacı sadedinde abdullah ibnu vehb mealen şunu diyor. birçok hadis ezberledim ancak bunlarla amel etme noktasında kafa karışıklığı yaşadım. mâlik ve leys gibi bana yol gösteren fakihler olmasaydı helak olmuştum. ben onlara hadisleri arz ediyordum onlar da bana, bunu al şunu bırak diyorlardı. hadislere nasıl bakılması gerektiğine, hükmün nasıl istinbat edileceğine dair gerekli perspektif ve metodu ortaya koyuyorlardı. zira hadisin âmmı, hâssı var, mutlakı, mukayyedi var, nâsihi, mensûhu var, hakikati, mecazı var, lafızların ifade ettiği farklı delaletler var, delaleti sarfeden karîneler var, rivayetler ve râviler arasında tercih ölçütleri var. bu usulî arka plan ve melekeyi hâiz olmadan ahkâm hususunda hiç bir müctehidin yolunu izlemeyip, kendince hadisle amel ettiğini zannedip doğrudan peygambere tâbi olduğunu iddia eden zevâtın varacağı netice, allah ve resulü'nün murâdı değil kendi vehimleri ve hataları olacaktır".