şükela:  tümü | bugün
  • yılın en güzel ikinci ayı*. tumblr kızlarının, "hellö september surprise me"cilerin * * şişirdiği, hep telaşla koşturmayla geçen, havası da berbat olan eylüle duyulan hayranlığı asıl hak eden ay. romantik de değil, çok cool. insan olsa renan öztürk olurdu.
  • serin rüzgarların taşıdığı ekim, belki de en çok antalya'ya yakışıyor; yaz aylarını sıcak bir ekmeğin içinde yaşıyor gibi geçiren ve nefes almakta güçlük çeken insanlara ferah bir öpücük veriyor. ne güneş tam terk ediyor şehri ne de yağmur geliyor cümbür cemaat. ne yıldızları bile boğan nem kalıyor ne de öğlen saatlerini karantina yıllarına çeviren kavurucu sıcak. bana düşen sadece yağmur sonrası gökkuşağını izlemek oluyor. bana düşen, havalar hafiften serinleyince ailecek ya da ömürlerinin sonbaharında gelen turistlere bakıp da ders çıkarmak oluyor. bir köşe bulup öğleden sonraları yüzümü güneşe çevirirken ve aniden bastıran yağmura bakarken de have you ever seen the rain dinlemek oluyor. sahip olduğum ya da olmadığım şeyler, beni bir pazartesi günü denizin üzerinde çıkan gökkuşağına baktırıyorsa, geri kalan her şeyin teferruat olduğunu anlıyorum. işler yapılır, mesailer uzar; müdürler yükselir, maaşlar yetmez fakat giden günler geri gelir mi? pek gelmiyor, çalışarak geçirdiğim zamanlar hayatımda açılmış karadelikler gibi olduğundan işe dair hiçbir şey hatırlamıyorum. geri döneceğim günü alabildiğine uzaklaştırmaya çalışırken de, ekimi geciktirici krem olarak kullanıyorum.

    literatürde "olursa ekime, olmazsa sikime" olarak geçen teoriyi, biraz daha yaşamak için kullanıyorum. bu umursamazlık bana bonus kazandırıyor, o bonusları da yollarda harcıyorum. harcadıkça kazandığım tuhaf bir sistem yarattım kendime, bir cuma öğleden sonra kara ulaşımı olmayan köyün dar sokaklarında yürürken de en büyük servetimin özgürlük olduğunu anlıyorum. anladıkça gelişiyor sistemim, deniz kenarına kurduğum ve istediğim yere taşıyabildiğim küçük ülkemin kralı oluyorum. "için güzelleşin" fermanım var cebimde, elimden geldiğince itaat ediyorum.

    atmosfer tanrısı da sağolsun, bu aralar hiçbir masraftan kaçınmıyor. gökyüzü her gece sahneye dönüyor, ufukta çakan şimşekler gökyüzünde parlayan yıldızlara eşlik ediyor. optik tanrısı aynı anda iki gökkuşağı çıkartıp doğru yerde doğru zamanda olanları selamlıyor. gün batışlarının kızıllığı, sarı kumlardan mars gezegeni yaratıyor durduk yere. dünyayı bitirmiş de başka gezegenlere elçi diye gönderilmiş gibi hissediyorum. ekim algı kapılarımı ve pencerelerimi açıyor, cereyan yapıyor tüm düşünceler. içimdeki sıkıntı sağa sola savruluyor, ruhumun balgamı olan işsizliği bile söküp atabiliyorum. bir bilgisayarın karşısında, bir projeye üçüncü alternatifi çizerken bütün bu yaşadıklarımın yanına bile yaklaşamayacağımı düşünüp gülümsüyorum durduk yere. delirdiğimi düşünüp biraz daha gülümsüyorum. ağzım kulaklarıma tur bindiriyor, geçmişte yaptığım seçimlerin beni, olmak istediğim insana adım adım yaklaştırdığını görüyorum. yıllardır bahsettiğim adama ben bir adım attıkça, o iki adım atıyor. bazen on sekizden büyük tüm yaşlarımla bir sahilde içiyoruz. tüm hallerimi görüyorum aynı anda, dışarıda oldukça ve esen rüzgarı yüzümde hissettikçe yaşamayı daha bir seviyorum.

    çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı kusuruma bakmasın, ben ekim bitene kadar çalışmıyorum.

    http://i53.tinypic.com/2i95jq0.jpg

    http://i53.tinypic.com/s1reoz.jpg

    http://i56.tinypic.com/2ql8t2e.jpg
  • cok guzel bir kiz ismi.
    yilin en guzel donemi, ilik, huzunlu ama mutlu da.. izmir`'de ekim ba$ka bir guzeldir.

    nerede olursam olayim ekim ayi bana evimi hatirlatir.
  • vazgeçtim, sen ekim'de gel
    eylül'de herkes geliyormuş.
    (bkz: cahit zarifoğlu)

    eylül için ne çok yazıp çizildi. ekim e haksızlık olsun istemezsiniz, öyle değil mi?
  • "kimi sevsem/ kim beni sevse/ eylül toparlandi gitti işte/ ekim falan da gider bu gidişle/ tarihe gömülen koca koca atlar/ tarihe gömülür o kadar"

    (bkz: turgut uyar)
  • (bkz: sweet nowember)
    (bkz: coming soon)

    "ilk kez bu ayın başında görmem lazım seni.

    ortalarında tanışmam, sonlarına doğru da biraz cesaretle şansımı denemem.

    bir koyu kahveye razı olman gerekir eğer "o"ysan,

    ve sıcacık bir ele hayır dememen."
  • eskinin teşrin-i evvel'i. 1945'te yürürlüğe giren yasadan sonra, buğday ekimi yapılan ay olması nedeniyle bu şekilde adlandırılan ay. ingilizce'deki october karşılığı ise, roma takviminin sekizinci ayı olması nedeniyle, sekiz anlamına gelen octo sözcüğünden gelmektedir.
  • yağmur aynı yağmurdur. ekimde aynı belki ama, asma ağacı hatırlamıyorum, bahçeye yaprak pisliğinden gayrı bi kocakarı faydası olduğunu, salkım söğüt ağacının yaprağı kaynatılırdı biliyorum ben. atalarımızın köylerinin arasından geçen bi dere mi bu farkı yapmış bilmem . bizim tarafta salkım söğüt sizin taraf verimli asma ağacı, belkide dedelerimiz veya çok sevgili kocamış ninelerimiz birbirlireni gördüler "dere kenarındaki ağaçtan kaynatıp suyunu saçlarına sürüyorlar"dediler. vardır bunda bir hikmet körüklemesiyle dere kenarı -ağaç ne olursa olsun- yetişeninin hikketine hürmet etmişler. birbirlerini sözüne güvenilmez ilan etseler de içten içe o iyisini bilir vurgusu içlerini kemirmiş. mutelif kaynaklar iki bitkinin saçı uzattığını söylüyorlar, hem saçı hem dere boyu selvi asma. kış gelir yapraklar dökülür, dere kenarında yarışmaya hazır iki çocuk kış elmasına taktıkları pervane tahtaları söpütten oymuşlar, ortasından geçirdikleri bir şiş ile asmanın dereye bakan köküne oturtmuşlar değirmen çarkını. biri çapanoğlu biri mehmedağaoğlu.
  • ileride kızım olursa alacağı isimdir.

    hangi ayda doğarsa doğsun. (bkz: swh)
  • bir ekim... geçen sene bugün hamileydim. ve bebeğim o gün düştü, daha doğrusu son kalp atışını o gün duydum. ertesi gün gittiğimiz randevuda da, yani ilk kalp atışını duymak için doğum günüme denk getirdiğimiz o randevuda artık yaşamadığını öğrenmiştik. doktorda bu haberi aldığım sırada yanımda ablam vardı, gözleri dolu dolu endişeli bakışlarla bana bakıyordu... o zaman yasımı tutamadım çünkü tek başımaydım, güçlü olmak zorundaydım, atlatmış gibi yapmak zorundaydım, gözyaşlarımı içime akıtmak zorundaydım çünkü elimi tutup yaralarımı sarmak yerine başka şeylerle uğraşan bir kocam, kol kırılır yen içinde kalır diyen bir pompido vardı. şimdi ikisi de yok.

    geldi ya yıldönümü, içim buruk, aklımda o günler... şu an azıcık duygusalım ama hiç mutsuz değilim. görüyorum ki, hayatımın en büyük kırılmasını o gün yaşamışım ben. bu olaydan sekiz ay sonra boşanıp kendime hayat kurdum. enkaz oldum sanıyordum, daha güçlenerek, değişerek çıktım o tuhaf günlerden. depresyonumu kırdım, asla yapmam dediğim her şeyi yaptım, korktuğum beceremem sandığım her şeyi becerdim, kınadığım her şey başıma geldi ve hiç de umurumda değil. olumlu olumsuz onlarca tecrübemi ceplerime doldurup yürüyorum. tek başıma.

    yarın doğum günüm, melaba 33. biliyor musun sözlük, en sediğim yaşım otuzüçüncü yaşım oldu. en güçlü, en dişi, en huzurlu, en komik, en manyak, en dışa dönük, en kendine güvenli... yeni halimi pek bir sevdim ve ekim zaten her zaman en sevdiğim aydı. şimdi ikisi birleşti ve bana güzel bir doğum günü hediyesi verdiler; yeni bir pompido.

    iyi ki geldin ekim, hoşgeldin en sevdiğim ay. hoşgeldin otuzüç.