şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: v lyudyakh)
  • daha önce hakkında hiçbir şey yazılmamış olmasına çok fazla şaşırdığım rus yazar maksim gorki'nin bir kitabı.

    kitabın konusu bilindik yoksunluk-yoksulluk içinde geçen yaşamlar olsa da, anlatılış şekli olağaüstü. öyle ki; konu hiç sürükleyici olmasa da, bir sonraki cümleyi-bir sonraki bölümü bu güzel benzetimleri, kelime oyunlarını kana kana okuyabilmek için okumaya devam ettiriyor kendini.
    anlatımın bu kadar güzel olması sadece şekilde kalmıyor, özünden de yakalıyor insanı. artık o anlatılan acılar çeken insanların duygularını yüreğinde yaşıyor, hatta din, dil vb. farklılıklardan soyutlanmış bir biçimde anlaşılmamanın, hayatın anlamsızlığının yakıcı üzüntüsünün sizden önce de yaşandığını gösteriyor.
    insanlık var olduğundan beri bu acıların yaşandığını görerek, yalnız olmadığınızı görüyorsunuz. aynı acıları başkalarının da çektiklerini görüp teselli bulmak ise garip hissettiriyor sadece.
  • şimdi okumaya başladığım gorki'nin otobiyografik romanı. normalde bu tür çocukluk romanlarını okumayı pek sevmem ama rus dünyasını hep benimsediğimden ilgiyle okuyacam. hep bize yakın görmüşümdür rus edebiyatını
  • maksim gorkinin otobiyografik üçlemesinin ikinci kitabı. tıpkı ilkinde olduğu gibi gorki'yi gorki yapan (ki gorki acı demektir) değerleri tanıma fırsatım oldu. ancak ilk kitapta da değindiğim üzere sadece yaşanmışlıklardan söz edildiği için kitap tek bir çizgi üzerinde ilerlemekte ve olay örgüsü bulunmamaktadır. yinede boş zamanları değerlendirme ve yoklukların ve çaresizliğin içinden nasıl bir yazar çıkar sorusunu anlama bakımından okunabilecek eserlerden olduğunu söyleyebilirim.

    gelelim esere;
    genç maksim ilk kitabın sonunda annesinin ölümüyle yeni bir hayata yuvarlanmıştı. bu hayat onun çalışması, ayakta kalabilmesi için para kazanmasını ve böylece bir yerlerde işe girmesini gerketiriyordu. hal böyle olunca maksim türlü işlere girip çıktı. değişik rus insanlarını tanınadı, karakteri bu doğrultuda şekillendi. ancak, şartlar her zaman iyi olmadı kuşkusuz. hayat ve insanlar hakkında fikir edinirken, insanların ruh hallerine inebilme ve onların yüreklerinin derinlerine gömülü olan saf hisleri analiz edebilme fırsatını da elde etmişti. okuma alışkanlığı ve okudukça gerçek hayat ile okuduğu kitapların yazarlarının kurgusal dünyası arasında takılı kalmıştı. bu farkın farkına varmasıyla bazı umutları konusında hayal kırıklığına uğramış ve bu onu oldukça düşündürmüştür.

    kitabın en sonunda dayısı yakop ile diyaloğu aslında kitabın özeti niteliğindedir. zaten bu konuşmanın akabinde de yeniden iş bulmak için kazan iline hareket etmiştir.

    bu arada maksim 15 yaşındadır.
  • iftarlık gazoz filminde devrimci hasanın ufak gazozcu ademe ısrarla okutmaya çalıştığı kitap. sonunda okudu ve ölüm orucuna girdi.
  • ‘hayatı kolay sanma, hiç değildir. dünya, kapkaranlık bir gecedir insanoğlu için. bu karanlıkta herkes kendi önünü aydınlatır.’
  • " votka içmiyor , kızların peşinden koşmuyordum ;bu iki ruh sarhoşluğunun yerini kitaplarla dolduruyordum.ama okudukça ,diğer insanlarda gördüğümü sandığım bu amaçsız ve boş hayat bana dayanılmaz geliyordu.

    on beşimi yeni doldurmuştum ama bazen kendimi yaşlı bir insan gibi hissediyordum; gördüğüm, başımdan geçen olaylar, okuduklarım, acısıyla kıvrandığım düşünceler sanki içimi şişirmiş, beni ağırlaştırılmıştı. iç dünyamı düşündükçe, izlenimlerimin haznesini binbir çeşit eşyanın gelişi güzel yerleştirildiği bir tavan arasına benzetiyordum. bunları içimden çekmeye gücüm yoktu ve nasıl davranmam gerektiğini bir türlü kestiremiyordum."

hesabın var mı? giriş yap