şükela:  tümü | bugün
  • askerde nizamiye çavuşu idim ve alaya gelen herkesin bilgisayara kaydını girip, cep telefonunu teslim alıp, gideceği yere teslim etmekti görevim. her sabah en erken gelendi ekmekçi halil. tüm yemekhaneleri tek tek gezdiğimiz için uzun bir yolculuğumuz olurdu. hiç konuşmazdı, aynı rotayı izler, aynı düzende ekmekleri bırakır, çıkışta telefonunu geri teslim ettiğimde başı ile küçük bir selam verip çıkardı. belki 40'larında belki 50'lerindeydi yaş olarak ama fiziği 70'lerine merdiven dayamıştı. her yardım etmek istediğimde uzandığım elime dokunur, başını iki yana sallar, izin vermezdi. bir sabah ilk kez konuştu benimle "sen gelme istersen asker, çok hastayım, sen olma" dedi. içeri tek başına bırakamayacağımı söyleyip atladım yine dünyanın o en küçük kamyonetine ve ilk durakta ondan önce inip açtım kasanın kapısını, başladım indirmeye artık en az onun kadar iyi bildiğim düzeniyle ekmekleri. kamyonetin kasasının kapısında minicik bir delik dikkatimi çekti. içinden tel geçip dışardaki kilide bağlanan minicik bir delik. işimiz bittikten sonra dönüş yolunda o teli sordum. "dün bir başka alaya ekmek bırakırken tam kasanın ucundaki ekmekleri alırken rüzgardan kapandı kapı. 4 saat içerde kaldım, kimseye duyuramadım sesimi, telefonumu da alıyorlar girişte tabi arayamadım da kimseyi, çok üşüdüm asker" dedi. "akşam ben de ilk iş eve dönünce deldim kapıyı" diye ekledi bıyık altından gülerek. "zaten o kadar adi ki bu kamyonetin malzemesi, şuradan delerim diye tornavida ile küçük bir işaret bırakayım derken delindi. ama allah razı olsun senelerdir hem size hem bana ekmek taşıyor bu külüstür".
    sonra her gün sohbet etmeye başladık ekmekçi halil'le. bana önceleri alayla ilgili, askerlikle ilgili sonraları genel hayatla ilgili, siyasetle ve büyük şehirler ile ilgili sorular soruyordu. sıradan bilgiler onu bazen o kadar şaşırtıyordu ki insan karşısında sanki ilk defa gökkuşağı görüp gözlerinin içi parlayan bir çocuk var gibi hissediyordu.
    "kızım öğretmenine hediye almak istedi ama durumumu bildiğinden hiç bana sormadan kendi bir şeyler yaptı evdeki çer çöpten götürdü. askerlik, öğretmenlik ne güzel. insanın ailesinden bile kutsal" diye girdi lafa bir 24 kasım sabahı "benim hiç öğretmenim olmadı, belki öğretenim olmadığı için öğrenmeye hevesim de olmadı. şu kamyonetin ehliyetini bile ne bir öğretmen, ne bir sınav görmeden aldım. demem o ki sen de kaç aydır benim öğretmenim oldun, senin de öğretmenler günün kutlu olsun asker." dedi ve cebinden 1 paket sigara çıkardı. öyle kendi içtiği uzun tekel 2000 kırmızı da değil, benim içtiğim daha pahalı olan sigara. hiç bişey diyemedim. paketi açıp, ilk sigarayı ona uzatıp bir tane de kendim yaktım. o gün dönüşte sohbet etmedik, sadece sigara içtik.

    geriye dönüp baktığımda aslında senin öğretmenler günün kutlu olsun ekmekçi halil.