• ekolojik mimari, çevreyi koruma ve ekolojik dengelerden yararlanma felsefesi üzerine kurulmuştur. ekolojik dengeyi bozmayacak kriterlere uyarak, nerede, nasıl bir yerleşmeyi, seçilen ölçekle ve malzemeyle kentsel bütünlük bağlamında düzenleme yaparak oluşturulması konusunda araştırmalar yaparak gerçekleştirilen mimari projedir. çevre, malzeme, yapı bütününde duyarlılığı gerektirir..

    bu projeyi 1997 yılında victor ananias hayata geçirmiştir.

    (bkz: ukteydim doldum)
  • buğday derneği'nin sitesinde, dilek ayman rodrique tarafından yazılmış bir yazı ekolojik bir mimari ile ilgili temel kriterleri etraflıca ortaya koymuş:

    "konstrüksiyonun ve kullanılan malzemenin, toksik maddeler içeren endüstriyel konstrüksiyon malzemeleriyle değil, insanın doğasına uygun sağlıklı malzemelerle yapılması esasına dayanır. sentetik katkısı olmayan veya minimumda olan doğal malzemeler; doğal taş, ahşap ve ahşap lifi, kil, saman, hasır, keten, kenevir, saz; tamamen yeniden dönüşebilir/kullanılabilir malzemeler kullanılır. saman balyalarından üretilen konstrüksiyon panoları veya termik izolasyon panoları gibi malzemeler, enerji tüketimini ekonomik düzeyde tutarken, yan ürün ve toksik ürün kullanılmadığından tamamen sağlıklıdırlar.

    duvar havalandırmasının ve izolasyonunun toprak, saman, mantar karışımı gibi doğal bir malzemeyle yapılması, duvar nemlenmelerinin önüne geçer. selülozla hafifletilmiş silikat panolar da bina içi izolasyonlarda kullanılabilir. yumuşak ahşap lifleriyle yapılmış panolar, üç kat yerleştirildiklerinde termik izolasyonda başarılı olmaktadır, balmumu ise ahşap yüzeylerin korunması için ekolojik bir çözüm oluşturur. üretimi oldukça kolay olan keten tohumundan elde edilen keten yağı ise doğal boyaların ana bileşenidir.

    doğal boyaların üretiminde, bitkisel yağlar, reçineler, kireçle birleştirilen balmumları ve doğal pigmentler kullanılır. bu karışıma bazen turunçgil kabukları da eklenebilir. aynı şekilde kenevir, kaliteli lif yapısıyla doğal malzeme üretiminde kullanılabilir.

    malzeme seçiminin yanısıra planlamada ele alınması gereken önemli noktalardan biri de “havalandırma” ve “gün ışığı”dır. hijyen bir ortamın ışığı, havayı ve güneşi içeri alması gerekir.

    pasif güneş ışığından yararlanabilmek için çatılar doğu-batı yönünde konumlandırılmalı, yapının en geniş cephesi güneye yönlendirilmelidir. kuzeye yönlenmiş bir yapı, güneye yönlendirilmiş bir yapıya oranla yüzde 30 daha fazla enerji tüketir. tam güneye yönlendirmenin mümkün olmadığı durumlarda, güneye 20° ye kadar bir açı uygun olabilir.

    güney cephesindeki cam alan ise, cephe alanının minimum yüzde 40’ını, maksimum yüzde 60’ını oluşturmalı. güneye yönlenme, sadece daha az termik enerji tüketimi için değil, aynı zamanda “gün ışığı” alması açısından da önemli. doğal gün ışığı hormon düzenleyici olduğundan, insan psişizminde direk etkileri vardır.

    ekolojik mimaride geri dönüşümlü karton, ahşap ve izolasyon malzemeleri, cam, ses izolasyonunda geri dönüşümlü kauçuk plaklar, kağıt ve pamuk atıklarından yapılan karton panolar, kullanılmış yünden yapılan keçeli izolasyon bantları kullanılır..

    ekolojik yapılarda temiz enerji/doğal enerji kullanımı da çok önem taşır. sera etkisinden sorumlu co2 gazı üreten ısıtma ve enerji teknikleri değil, bu etkiyi en az yüzde 70 azaltan ve aynı zamanda ekonomik olan güneş enerjisi tekniği kullanılır. buna paralel olarak yapı, güçlendirilmiş termik izolasyonla donatılır ve konstrüksiyon teknikleri de enerji tasarrufu bağlamında düşünülür. güneş enerjisi sayesinde eko-yapılar, “enerji tüketicisi” durumundan “enerji toplayıcısı” durumuna dönüşür.

    uzun vadeli bir perspektifte yapı yapmak kuşkusuz eko-mimarinin asıl konsepti/amacıdır. “sürdürülebilir gelişme” amacına sahip ekolojik mimari için “sürdürülebilir yapı”lar oluşturmak önemlidir.

    yeryüzünün yakın gelecekte tükenecek olan sınırlı doğal kaynaklarının geri döndürülmesi felsefesiyle ve bunun, öncelikle “yaşam tarzı” olarak benimsenmesi görüşüyle yola çıkılmalıdır.

    ekolojik mimari bugün tek ev, eko-siteler veya eko-kentler bağlamında tartışılmaktadır. doğal ortamda, bahçeler içinde bir ekolojik ev ile, mevcut yapı dokusunun oluşturduğu ve sürekli nüfus artışının yaşandığı kent ortamlarındaki ekolojik mimari farklılık taşır. ekolojik yapı ve doğa arasındaki ilişkiler ağı, ekolojik tarımda veya ekolojik bahçelerde, bitkilerin doğa ile ilişkilerini “permakültür” bilgi ve felsefesiyle kurmuş olmasına benzer. permakültürde bitkilerin yaşamları boyunca, hem doğayla, hem doğa olaylarıyla, hem de çevrelerindeki bitkilerle, “ortaklık”, “çeşitlilik” yoluyla kurdukları “symbiotic”(1) ilişki sayesinde “adil bir döngü” oluşur. aynen bitki, hayvan, böcek, kuş, güneş ve ay hareketlerinin permakültürdeki uyumu gibi, eko-mimari için de böyle bir felsefe söz konusudur.

    ekolojik mimari, ekolojik çevre ve ekolojik yaşamın bulunduğu ortam koşullarında aynı “adil döngü”yü sağlayabilecek şekilde oluşturulmalıdır.

    eko-kentler

    ekolojik mimaride binaların bulunduğu ortamdaki (köy, kasaba, şehir, vs.) dokunun sağlıklı nefes alıp vermesi için, binaların ve dış mekanların ekolojik yapılanmasının yeniden düşünülmesi gerekliliği vardır. doğal enerji tüketen, atıklarını ve atıksuyunu değerlendiren, doğal malzeme ile tasarlanmış bir binanın çevresine katkısı tabii ki olacaktır; ancak aynı binanın, diyelim ekolojik yaşam koşulları oluşmadığı mevcut bir dokuda; dış kapısının önünden başlayarak, diğer binalarla ve dış mekânlarla uyumu, ilginç bir biçimde “mümkün” olamayacaktır.

    “yaşanabilir” bir çevre ve “yaşanabilir” barınaklardan tam anlamıyla verim elde edebilmek için bu iki olgunun permakültür felsefesine (2) uygun bir ilişki türü geliştirmesi gerekiyor.

    ekolojik bir kent oluşumu örneği geliştirmek istediğimizde karşımıza çıkan peyzajda bazı noktaları farkedebilmeliyiz:

    • kentte bisiklet/yaya/toplu taşımacılık planlamalarının ağırlık kazandırılması ve motorlu taşıt/otopark sorununun tersten başlayarak en aza çekilmesi,

    • resmi ve özel tüm binaların ve yerleşim birimlerinin doğal enerjilerle bağlantılarının sağlanması ve katı atık ile atık sularının dönüşüm mekanizmalarının organizasyonu,

    • iklime, topoğrafyaya ve çevreye uygun ağaçlandırma, biyolojik kent alanları, ekolojik park ve semt bahçelerinin planlanması, okul avlu ve bahçelerinin ekolojik düzenlemelerinin yapılması,

    • okul ve eğitim/öğretim birimlerinde ekolojik yaşam ve ekolojik çevre ile permakültür felsefe öğretilerinin organizasyonu,

    • tüketim alışkanlıkları konusunda doğayla uyumlu alış-veriş: her türlü ikinci el pazarının oluşturulması, (mimari, sokak, meydan, park, malzeme, giysi, ev eşyaları, kitap, oyuncak, bisiklet, vs.),

    • “yeniden dönüşüm” projelerinin geliştirilmesi ve kâğıt, cam, metal, plastik maddelerin organik çöplerden ayrışmasının, yeniden kazanımının sağlanması,

    • kompost yapımının semt ve bina ölçeklerinde çözülmesi,

    • ortak semt alanlarının yaratılması (çamaşırhane, dükkân, atölyeler, rekreasyon ve çok amaçlı alanlar, okul, hastane ve kurum binalarının ekolojik çevre ve ekolojik yaşam planlaması içinde aktif katılımlarının sağlanması...)

    ekoloji, sınır tanımayan evrensel bir kavram, ancak ekolojik yaşam, ait olunan coğrafyanın koşullarına göre oluşuyor ve böylece kendi kendini doğrulayarak bioçeşitliliği sağlıyor. bu farklılıkların arasındaki ortak payda ekolojik duyarlılık, kabul edilmeyen ise savurganlık, durağanlık ve hayal gücü eksikliği...

    1. symbiotic : ortakyaşama değin

    2. doğadaki her elemanın/canlının tüm ihtiyaçlarının doğal sistem içinde karşılanması permakültür felsefe, “doğa”nın model alınarak, ona bakıp gözlemleyip her eylemin mevcut doğal döngüyü izlemesi esasına dayanır."

    kaynak:
    http://www.bugday.org/article.php?id=189
  • (bkz: ekokent)
  • gerçekçi olarak hayata uydurulması çok da zor olmayacak, yavaş yavaş en dişli ve cimri işverene bile yedirilebilecek hakikate ve öze dönme yollarımızdan biridir ekolojik mimari. ben bakıyorum, işveren en komplike yerlerde en ucuz yöntemlere yöneliyor, en basit alanlarda ise saçmalayıp bir ton paralar harcayabiliyor, maksat gösteriş, halkla ilişkiler, vs olsun. ben de böyle hıyarağalarına en basitinden %100 geri dönüşümlü çelik, izolasyon malzemesi, hatta ve hatta son zamanlarda çimento gibi malzemeleri yedirmeyi caiz bulmaz mıyım? bakıyorum ya iki lira daha pahalı ya da aynı fiyat. sartnamede öyle bir yazarsın ki anlamaz da, oh.
    onu bıraktım da hakikaten çok etkili bir sistem. korkutma yöntemiyle iyice de yaydılar medyaya, al gore amca çıkıyor filmler filan yapıyor, sonracıma insanlar paneller,yürüyüşler düzenliyor, en teknik adamlar bile tırsmaya başladı sonuç itibariyle. yakında kuzey amerika ve avrupa'dan başlayarak tüm imar kanunlarına da yansayacak bir durum sonuç itibariyle-hayatın kimyasal kirliliğinin girmediği (afrika gibi) diyarlara uygulanması gereksiz olan bir düzenleme ayrıca. sibirya'nın yakutsk yöre halkına son sorduğumda ozon tabakası ve solunum yollarımıza bilmemkaç ppm formaldehit sokan izolasyon kullanmıyorlardı evlerini yaparlarken.
    çoğu işveren,içinde yaşanması için değil, dışarıdan görülmesi için parasını harcar oluyor sonuç itibari ile. e ekolojik malzeme üreticisi kaz mı, aynı ucuz ve kompozit görünümün (doğal olarak) daha lüks görünümlü varyasyonunu piyasaya sürer, kendini geçindirir. biz de bu vesileyle görevimizi yerine getirir, işverenlerle olan daimi muharebemizde kontrolü sessizce elimize alır, güzel bir ''canıma değsin'' çekeriz. sen adam gibi okumayacaksan, araştırmayacaksan ben ne yapayım. bugün baktım 5 santim kalınlıkta çelik vermiş, 3 santim gerekiyordu, 5 için verdiği paraya 4 lük ama %100 geri dönüşümlü koydurttuk, iş veren anlasın, elimi veririm. bu arada anne bak pek kibar bir oğlun var, göt diyebilirdim ama demeyeceğim (reha muhtar tandansı), neyse konuyu değiştirmeyelim.
    böyle şeyler yönetmelikte yazılmadıkları sürece malesef işverenin kafasına zor girer. bizdeki park ceza tolerans seviyesi gibi. sıfır tolerans yap, yaz herkese minimum 100 lira ceza, bak bakalım kaç kere daha oraya park ediyor. koy kanuna ekolojik madde kullanacaksın, çevreye zararı sıfıra indirgeyeceksin diye, bak bakalım sana ne kadar bikbikleniyor ''aman ucuz malzeme kullan, duvarları ince yap'' diye.
    neyse hadi yine gazım da oradan kurtarıyorum. biraz da güveniyorum işin gidişatına. tabi başından şıçmasaymışız daha ferasetli olurmuş ama bizden ne beklenir ki zaten? ''her insan hata yapar'' mazeretimiz her daim zulada. sıçmasaymışız demek de bir çeşit kaçış yolu tabi, o yüzden ben de bu hatayı kapasitem çerçevesinde çözme yanlısıyım. tabi karıştırılmasın, marx'ın tiye aldığı küçük toplum hareketleri, bağırma çağırma, boş protesto modundan çıkamamaya yöneltilmiş bir eleştiridir, hatta tavsiyedir. bütün bu sorunların günümüzde ortaya çıkmadığını anladıkça durumun vahimliğini görür olduk, bir an önce kurtarma çabalarına girdik. çok ''aman popüler, naraler atayım'' modunda değil de, elimizden geldiğince en küçük birimlerden başlayarak, ekolojik mimariyi, yanında getireceği mimari alanları (alan terimini david summers literatürü kapsamında kullanıyorum) ve doğal düşünce çemberini tekrardan yaratabiliriz.