şükela:  tümü | bugün soru sor
  • 2008 küresel ekonomik kriz sürecinde, abd'nin 200 yılda bastığı toplam dolar miktarının 4 katına yakınını basması sonucunda hem amerikan finans sistemi suni bir kurtuluş yaşamış (kapitalizmin kangren tedavisi); hem de dünyada ciddi bir dolar bolluğu yaşanmaya başlamıştı.

    o dönem mevcut hükümet ve ekonomiden sorumlu isimler, abd ile doğru ilişkiler kurmuş ve bahsi geçen dolarların hatrı sayılır bir miktarını ülkeye yabancı yatırımcılar aracılığıyla düzenli girer hale getirmiştir.

    o günden son 2 seneye kadar, düşük faiz, düşük kur, eh işte enflasyon göstergeleri ışığında halkımız suni bir refah düzeyi yaşamış; alman arabaları deyim yerindeyse almanya'dan çok ülkemizde alıcı bulmuştur. elbette bu tüketime sevk sürecinde eğitimsiz halkın sonradan kavuştuklarıyla ya da gördükleriyle mutlu olması, avunması, zaten olmayan egosunun oluşmasının ertelenmesi, idlerinin okşanması ve süperego (ki bu çoğunlukla devletin kendisi oluyor) aracılığıyla da milliyetçiliğin pompalanması devlet eliyle sağlanmıştır.

    yani aslında kapitalizmin sosyal psikolojide, bizimki gibi gelişmekte olan ve fakat üretim ekonomisine geçememiş toplumlar üzerindeki etkisi tam olarak budur.

    nedir?

    -üretme
    -düşünme
    -sorgulama
    -muhalefet etme
    ve dolayısı ile
    -biz imdesteklediğimiz iktidarlar var olduğu sürece sen demokrasiyi işleteme

    bütün bu çelimsiz ekonomik, sosyolojik ve psikolojik analizin sonrasında finans biliminin temel doğruları devreye girdi ve bir tokat gibi ülke ekonomisinin, toplumun ve hükümetin üstüne indi. peki ne oldu?

    düşük kredi sistemiyle gelir seviyesi uygun olmayan insanlar, ederinin çok üstünde fiyat biçilen evleri satın aldılar. müteahhitler zenginleşti, bir süre işler yolunda gitti.. bu süreçte çokça arap turist de ülkeden yer aldı, döviz ülkeye girmeye devam etti. etti. de.. sonra ne mi oldu?

    biz hala üretmiyorduk, tamamı dolar sahibi amerikalılar tarafından üretilen telefonlarla, onların ürettiği sosyal medya uygulamalarından, onların alkollü ya da asitli içeceklerini tüketip fotoğraf paylaştığımız bir dönemde, suriye, ışid, rusya ve abd etrafında gelişen politik/stratejik olaylarda, 2011 sonrasında mütemadiyen yaptığımız gibi yanlış ve duygusal kararlar vererek (meali: iç politikaya oynayarak) hemen hemen herkesle küstük.

    bu da yetmezmiş gibi içerdeki otokrasinin dozu arttı, yönetim biçimimiz giderek daha da otoriter bir yapıya büründü ve hukukun ilkeleri günden güne ihlal edilir, adalet sistemi kökünden sarsılır, keyfi uygulamalarla (özellikle kayyım atamalarının yatırımcılar gözünde yarattığı güvensizlik) yatırımcılar ürkütülünce hem yerli hem yabancı sermaye varlığını yurt dışına çıkarmaya başladı.

    bugüne değin, ülkenin en tepesindeki iş insanlarının şirketlerinin merkezini başka ülkelere taşıdığını, holdinglerinin lokomotif şirketlerini yabancılara sattıklarını, kiminin avrupa başkentlerinden cadde sokak aldığını, neredeyse hepsinin üstelik de birden fazla yabancı ülke vatandaşlığı olduğunu bir sürü yerde okuduk, gördük.

    türkiye'nin rusya ve abd güdümü arasında kararsız kalıp ikisine de bir atar yapıp, bir kaş göz yaptığı dönemde ülkenin içi finansal olarak ciddi anlamda boşaltıldı ve bu arada merkez bankası oluşan açığı kapamak için zaman zaman döviz satıp piyasaya destek olayım derken döviz rezervleri de oldukça eridi.

    bir süredir alışveriş tezgahlarında zaten mutlak suretle %10'un altına düşmeyen enflasyon, son olarak bu ağustos ayında yaşanan papaz krizi ve sonrasında doların neredeyse 1.5 katına çıkmasıyla birlikte resmiyette %27'leri, reelde ise %50'leri görmüş oldu. çok iyi oldu çok da güzel oldu taam mı.

    bunun bir sonucu olarak, uzun zamandır (sözlükte de var olduğu gibi ama sözlüktekiler genelde boylarıyla övünür) düşük gelirine rağmen kolay borçlanma imkanına sahip olduğundan rahatça iphone alan, araba alan ev alan halkımız, birden babayı almaya başladı. herkes bunu dıj güçlere ve amariga'nın oyunlarına bağlasa da, olayların 1-2 aylık siyasi gerginlik sonucu geliştiğini düşünse de, temelde yaşanan konuya girmiş olduğum haliyle 10 yıl boyunca yürütülen yanlış ekonomik politikaların bir sonucuydu. tabi son 5 yılda içerde ve dışardaki siyasetin etkisini de yadsıyamayız.

    gelinen noktada,

    kredi faizleri 1 yıl öncesine göre yaklaşık 2.5 kat artmış durumda.

    ev satışları özellikle orta değerli konutta bütünüyle bitik.

    otomotiv sektörünün halini anlatmaya saatler yetmez, sırf bu sektör için yapılan ciddi bir ötv indirimi kampanyası vardı ki yerel seçimlere kadar uzatıldı. kasım ayındaki araç satışları ağustos ve sonrasının 8 katı olmakla beraber, 2017 kasımının yarısı oranında idi.

    aynı indirim beyaz eşya, elektronik ve mobilya sektörüne de uygulandı. yine de hepsi kan ağlıyor.

    iphone'lar eskiden asgari ücretin 1 tık üstü iken, şimdi yaklaşık 4-6 katı arasında değişiyor.

    örnekler çoğaltılabilir.

    sonuç olarak artık sosyal medyada, haber bültenlerinde, ulusal basında, öyle 3-4 sene önce görmekten midemizin bulandığı gösterişli olayların anlatıldığı haberler kalmadı. halkımız yeni eşya alma takıntısından belki yeni yeni sıyrılmayı öğrenecek. terzilere gittiğinizde eskisinden iyi durumdalar, insanlar asgari 150-200 tl'ye yeni kazak/gömlek almaktansa boy uzattırıyor, sökük diktiriyor, daraltma/genişletme yaptırıyor artık.

    bir noktada bu bana, zanaatin önemini, üretimin önemini, taa en küçük yapı taşından başlayarak yeniden hatırlayacağımızı ve toplum bilinci olarak bir tür yenilenme geçireceğimizi gösteriyor.

    yönetimler, kişiler, isimler gelir geçer; ancak toplumların varoluşları yaşadıkları travmalar karşısında verecekleri reflekslere bağlıdır. sanki bu sefer, alın terine, üretime, emeğe, eğitime emek veren bir topluma dönüşme sürecinde ekonomik kriz bir gerekçe olacak gibi. umarım yanılmam.
  • (bkz: yanılacaksın)
    üretime hala destek yok. üç kuruşluk teşvik paketleriyle gün kurtarılır ancak. çiftçiyi de son tüketiciyi de sömüren işportacı ve komisyoncu kitle yokedilmeden bu ülkede hiç bir şey eskisi gibi olmaz. vergiyle değil de üretimin artırılmasına yönelik çalışmalara yönelinmedikçe sanayi de belini doğrultamaz.
  • bu nasıl bir kafadır ben anlamıyorum. halk olarak alım gücümüz giderek düşüyor, orta sınıf eriyor ama ekşi sözlükte bir grup insan eskisi gibi fakir olucaz diye seviniyor. eskiden asgari ücretin bir tık üstüne iphone alabiliyorken şimdi 5-6 katı olması, insanların yeni kıyafet alamayıp eski püskü kıyafetlerini giymesinin nesi güzel? çevrenizdeki insanlardan nasıl nefret ediyorsunuz ki bu fakirleşmeye sevinir duruma geliyorsunuz? maddi durumu cok iyi olmayanlarin krediyle ev almasi doğru zamanda yapıldığı sürece gayet mantıklıydı. yandaşların inşaat sektörünü ranta çevirmesi bu insanların suçu değil. özelleştirilen fabrikalar ülkenin yarısının suçu değil. borçlanmadan bir şeylere sahip olamayacak bir ekonomik düzen bizim suçumuz değildi. ekonominin geldiği halin sorumluları belli. üretim yerine hâlâ ithalatı savunan bir iktidarla üretime, emeğe, eğitime önem veren bir topluma dönüşeceğimizi sanmak en hafif tabirle saflıktır.

    ayrıca ekonominin kötü olması, özellikle gelir dağılımındaki uçurumun açılması görgüsüzlüğü azaltmaz. tam tersi böyle ülkelerde zengin sınıf görgüsüzlüğün, zenginliğin bokunu çıkarmanın dibine vurur. ekonomi 90lara dönüyor diye bizde 90lara dönücez sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
  • fukaranın düşkünü tiplerin ortaya yeniden çıktığını görüyoruz.
    tespitler doğru diyebiliriz ama bu tespitleri herkes görüyor. çıkarımlar tamamıyla yanlış.
    görgüsüzlük satın alım gücüyle değişen bir şeydir. lakin satın alım gücünün düşmesiyle ve terziye elbise götürmekle görgüsüzlük azalır zannediyorsanız ya salaksınız, ya naif!

    tam tersi olur efendim. mafyalaşma artar, hırsızlık artar, cinayet artar, asayiş sağlanamaz, polisin rüşvet alması artar... en önemlisi oto ve ziynet hırsızlığı artar.

    öyle sizin bugüne kadar gördüğünüz siyasi mafyalaşmadan bahsetmiyorum. bu ülke daha bugüne kadar fakirlik yüzünden mafyalaşıp büyüyen insanları görmedi. siz öyle peaky fokin blinders izlerken kyif alırsınız belki ama o blinderslar mahallenizde olursa görürsünüz ebenizin kaç bucak vajinası olduğunu! onları bir görün ne kadar acımasız olduklarına aklınız ermeyecek. ne görgüsünden bahsediyorsunuz?

    tanım: doğru tanımlardan yola çıkarak duygusal tespit sıçımı yapılmış başlık.

    türk insanının problemi sorunlara siyasi doğrultusunda duygusal çözümler veya sonuçlar biçmektir. realist olmayı öğrenemeyeceğiz yemin ederim. dincisi ayrı dert, solcusu ayrı dert, sağcısı zaten solcudan farksızlaşmış fraksiyonlara bölünmüş resmen... tutar yanımız kalmadı yemin ederim.