şükela:  tümü | bugün
  • işten çıkarılmak elbette kötü ama işten çıkarılmayanların da tuzları kuru değil onların da hakları yavaş yavaş alınıyor. iki gün önce bir akrabamın maaşını 150 ytl düşürmüşler. yılsonunda kadroya geçecek bir tanıdığımın kadro hayalini bir yıl ötelemişler. bir ay önce bize yıllardır verilen evlilik yardımı ve çocuk yardımı kesildi, özel sağlık hizmetimizdeki bazı kalemler güvenceden çıkartıldı... bu üç olay da herkesin bildiği büyük şirketlerde oluyor. sonuçta çıkarılan da çıkarılmayan da krizi hissediyor.
  • kriz nedeniyle kafasına kurşun sıkarak hayatını sonlandıran işveren hikayelerinin gazetelerin üçüncü sayfalarına sığmayıp birinci sayfalarına, hatta manşetlerine taştığı şu günlerde patron olmaktan hallicedir. değerini bilmek lazım; bir aşkın, bir de işten çıkarılma korkusuna rağmen işçi olmanın.
  • yıllarca uğraşılmış, emek sarfedilmiş, ter dökülmüş kariyerinizin bir anda "sıfır"a düşmesine neden olan bir olaydır.

    iş değiştirmek gibi değildir. bir anda "hiç" olmaktır. her sabah işe gider gibi uyanırsınız. çünkü neredeyse 15 yıldır pazar hariç erken kalkmaya alışmışsınızdır. kimseyle görüşmek istemezsiniz.

    hayatın en büyük sınavlarından biridir.
  • bir de işin diğer yönü var; eleman çıkartmak.

    sizi çağırırlar; küçülmemiz lazım, yarına kadar liste ver derler.

    elinize alırsın kalem kağıdı, kimin kredi borcu var, kim evli, kim bekâr toplayıp çıkarırsın.

    herşeyden habersiz, çalışan elemanların yüzüne bakamazsın. kalbin sıkışır. üstler de seni sıkıştırır hadi ver ver diye. yarın nasıl söyleyeceksin bu çocukların yüzüne sizi işten çıkarıyoruz diye.. daha önce sen de yaşamışsındır aynısını; çok iyi bilirsin o psikolojiyi, çaresizliği...

    skyim böyle dünyayı..
  • bazen de sadece tazminat almaktır.
  • ekonomik krizlerde toplu işten çıkarmaların temel sebebi özetle şudur:

    bir firmanın üretimde kullandığı dört temel faktör vardır. bunlar emek, sermaye, toprak ve girişimcidir. emek, işçileri ve personeli; sermaye, bina, fabrika, bilgisayar gibi üretim ve hizmette kullanılan duran varlıkları; toprak, firmanın sahip olduğu arsayı; girişimci ise sözü geçen ilk üç üretim faktörünü yöneten kişi veya kişileri belirtir. bu dört faktör içerisinde maliyetlerdeki en büyük pay emek faktörüne aittir.

    farazi bir örnek:

    aylık net maaşı 5,000 tl olan bir personelin brüt maaşı 8,500 tl olsun. bu personelin işverene senelik maliyeti yaklaşık 100,000 tl olacaktır. firmada bu personel gibi 100 kişi çalışıyorsa senelik maliyet 10,000,000 tl'ye çıkacaktır. ekonomik krizlerde firmaların gelirleri azalır; nakit girişleri önemli ölçüde düşer. işletme sahibi/sahipleri birtakım hesaplar yapar ve bir kısım personelin maaşını ödeyemeyeceğini anlar. 100 kişilik personelden 40'ını işten çıkarır. kalan 60 personelle şirketi düze çıkarmaya çalışır. gerekirse üretimde kullandığı duran varlıkların bir kısmını satar veya kiralar. fakat firma karını düşürmemeyi amaçladığı için duran varlıklarını satmak yerine personel azaltımını tercih eder. çünkü duran varlıkların çok kısa vadedeki maliyeti emek maliyetinden çok daha azdır. örneğin; 5,000 tl'ye satın alınan bilgisayarın maliyeti daima 5,000 tl olarak kalacaktır. personel maaşında olduğu gibi bilgisayara (duran varlığa) her ay 8,500 tl ödenmeyecektir. diğer bir yandan firma, işten çıkardığı 40 kişilik personelin aylık 340,000 tl tutarındaki masrafını kısa vadeli borçlarını ödemek için kullanır. sonuç olarak, ekonomik krizlerde duran varlıkların satışı zor olduğu için işten çıkarılan personel ile alternatif bir gelir elde edilmiş olur. bu şekilde de kısa vadeli borçlar ödenebilecek düzeye gelir. firmanın iflas etmesi önlenir.
  • patron kısmına yapılması gereken yaklaşımı air france işçileri özetlemiş.

    http://haber.sol.org.tr/…leri-iscilerden-dayak-yedi

    ha tenkisat ha ekonomik kriz.
  • ekonominin geldiği şu noktada, birçok çalışanın haklı olarak yaşadığı tedirginlik.

    kafalarda cevapsız sorular...

    2008 krizinin sinyallerini gördüğümüz 2007 yılında, görev yaptığım departmanın ilgili pozisyonunda iki kişi çalışıyorduk. açık açık "birinizi çıkarmamız gerekiyor..." dedikleri anda tereddütsüz ayağa kalktım ve "ben gidiyorum" dedim. çünkü serkan abi evliydi, iki de çocuğu vardı. ben ise serserinin tekiydim. hele otur bi soluklan yiğenim diyen de olmadı amk. kesin beni çıkaracaklardı.