şükela:  tümü | bugün
  • ekonomik kriz daima bankacılık krizidir.

    küçük esnaf her zaman batabilir. ama makro anlamda ülkeyi sallayan bankaların devrilmesidir. 2000 krizinde 80 küsur bankanın neredeyse 60'nın anası ağladı.

    bankalar aslında esnaf gibidirler, onlar da yurt dışından borçlanırlar ve uygun maliyetle aldıkları parayı içeriye satıp aradaki farktan kazanırlar. yurt dışından kredi alırken doğal olarak yabancı para borçlanırlar ve bu borç öyle üç beş lira değil, milyar dolarlık sendikasyonlardır.

    şimdi dolar 2 tl iken bir bankanın yurt dışı kredi borcu 1 milyar dolar olsun. kur 4 olursa, yani iki katına çıkarsa bankanın yurt dışı borcu (faiz hariç), bunu aldığı ana göre tam iki katına çıkmış ve 2 milyar dolar olmuştur.

    açık pozisyon riski denilen bu hikaye herhalde sözlükte de defa defa anlatılmıştır.

    dolar on yıl sabit giderken bankalar, içeriye verdikleri krediden iyi kazanırlar. zira kobinin ödediği faiz bankanın kredi kuruluşlarına ödediklerinden çok fazladır. yani atıyorum, içerideki kobiden yıllık % 20 kazanır, dış piyasaya % 5 verir eh kur yıllık % 3 artarsa banka bu farktan yüksek kar elde eder.

    gelecek kriz ve geçmişteki tüm krizler, bu mekanizmanın terse dönmesinden ve dominoyu başlatmasıdır.

    garanti bankası mesela kur yüzde elli artarsa yurt dışına yıllık yüzde beş planladığı maliyet yüzünden batma riskine gelir. bunu kapatmak için piyasadan para toplaması lazım olur. yani kendi dış borç maliyetini, kredi verdiği kobiye yansıtır. kobinin kredisi yıllık yüzde on ise bir gecede bunu yirmiye çeker.

    kobi ne yapacak? o da haciz gelmesin diye piyasadaki alacaklarını ertelemeye başlar ve sadece bankaya çalışır. önce maaşları geciktirir. ardından sgk primlerini, vergiyi, muhtasarı sallamaya başlar.

    vergiler sallanınca artık devlet de zorlanmaya başlamış ve bütçe açığına girmiştir. o da tekel nitelikli herşeye (benzin, cigara, köprü geçiş ücreti) basar zammı.

    bu arada zavallı kobi ham maddeyi dolar üzerinden almakta ama ürettiği pet şişeyi tl satmaktadır. mecbur zam yapacaktır. ama yapamaz zira talep daralmıştır ve sipariş iptalleri gelmektedir.

    kobi batar, bankanın elinde de kimseye satamayacağı boktan makina parkı kalır.

    bu arada bankanın yurt dışı riski kuzu gibi durmaktadır. o da beyaz yakalıları çıkarmaya başlar.

    beyaz yakalı migrosu keser, gündelikçiyi kovar, çocuğu özelden alıp mahalle mektebine gönderme planlarına koyulur, barı, restoranı, bahşişi, seyahati unutur.

    çok özetle:

    sadece bankaları gözleyin.

    reis dediğiniz kişi bunları ne sıklıkta toplayıp fırça atıyor. bu ilk kriter. krizin dayandığını gösterir.

    banka müdürleri bu talebe yani kredi faizlerini arttırmayın taleplerine ne zaman isyan ediyor. bu ikinci kriter. çünkü ekonomi matematiktir, fırça ile yalamalıkla tadil olmaz. bilanço patlıyorsa söz dinlenmez.

    yabancı bankalar ne zaman çekiliyorlar ? çünkü merkez bankası memzuç listlerini yani piyasa borç kapasitesini görme durumları ve dahası manevra kabiliyetleri var. türk bankası piyasadan çekilemez, yabancı kaçabilir.

    son kriter: basında "panik yapmayın, bankalardan paranızı çekmeyin" yazılarının girmesi. bizde tüm basın banka sahipleri ile iç içe olduğundan, bu propaganda başladığında zemberek artık boşalmış demektir.

    tabii bu durumda hiç sektirmeyin, hemen gidip paranızı çekin. sonra meraklıysanız pringles'i alıp iktidarın üç gecede nasıl değiştiğini seyredebilirsiniz.

    ve bence: henüz birbuçukuncu kriterdeyiz.
  • ülke bitince rte de bitmiş sayılacak yoksa pil %0'ı göstermeden telefon bile kapanmıyor...
  • ekonomik kriz olmaz ki bu ülkede anlamadınız hala. neden? çünkü ekonomi çoğ eyi

    edit:imla
  • kendisiyle beraber bizi de götürmemesi dileği ile.
  • çalıştığımız firmaların bir bir batışı,
    aldığımız müşteri çeklerinin geri dönmesi,
    birçok senetin protesto yemesi,
    doların yükselmesi yüzünden bütün tedarikçilerin fiyatlarını yükseltmesi,
    hammadde tedarikçilerimizin doların yükselişi yüzünden plastik hammadde ithalatı yapamaması.
    imalatçı firma olarak müşterilerin bizden mal alamaması.

    üretimde çalışan 20 makine ve 50 işçi varken, şu an makinaların 4'ü anca çalışıyor. işçi desen yarısı patron ve tayfası tarafından mobbinge uğradı.
    sanırım son yaklaştı!

    ama ehonomimiz eyi durumda...
    diyen çomar sürüsü bitmedi hala.
  • (bkz: #64147872)

    seküler hicretin yaşanması normal.

    iyi kötü bir eğitim almış, temel insan ve hayvan haklarına saygılı, cinsiyet ayrımcılığının karşısında duran, lgbt bireylerinin haklarının yasalarca korunmasını talep eden ve laik düzeni destekleyen bir seküler bireyi ele alalım.

    bu bireyin gidip konya'da, yozgat'ta, bağcılar'da, ümraniye'de ortalama bir türk'le mi bağlantı kurup anlaşması daha kolaydır?

    yoksa herhangi bir batı avrupa ülkesininin vatandaşlarıyla mı?

    ülkemizdeki medeni, eğitimli ve seküler kesimin büyük bölümünün türkçe konuşmak dışında türklerle hiçbir bağı kalmadı. hepsi nerdeyse kafa yapısı olarak avrupai insanlar. haliyle ilk fırsatta kendi gibi olanlarının yanına göçüyorlar.

    birileri vasıflı insan gücünü bunlar monşer, bunlar dinsiz diye ötekileştire ötekileştire kendi kuyusunu kazıyor ama farkında bile değiller.
  • bu tür savları ortaya atanlar, temelde bir hata yaparak yola çıkıyorlar. batı demokrasilerinde bu gibi durumlar, "evet" iktidarın sonunu getirir ama türkiye gibi "artık" ortadoğulu olan bir ülkede bu tip ekonomik büyük sıkıntılar sonuç vermez.

    ekonomi bilen, yıllardır esnaflık yapan biri olarak son seçimleri akp'nin kendi başına kazanmasını istemiştim. ekonomik verilerin kötülüğü ve bu sinyaller çok önceden gelmişti zaten. ecevit'in başına gelen yine başka bir sol iktidarın başına gelecek ve yıllarca sağ profilin ağzına "ekonomiyi batırdınız" lafları verilecekti. bu pisliği başımıza 2008den sonra reformları bırakan akp açtı, o temizlesin ve faturasını ödesin.

    ekonomiden az biraz anlayanlar, bu işin eğitimini alanlar bilir ki, iktisat iki ucu boklu değnektir. sevmesem de kemal derviş'in politikalarını devam ettirerek sağladıkları başarı ile övünen akp, reformları bıraktığının da bedelini ödeyecektir.

    bu dalga dalga gelen şey, yıllardır yaşadağımız daralmalar gibi değil, gerçek anlamda krizdir.

    kişisel olarak dükkanı kapatıp, kpss'den maaşlı memur olmayı düşünüyorum bu 33 yaşından sonra. varın gerisini siz düşünün. bu ekonomik krizin erdoğan'ın iktidarını bitireceğini sanmıyorum. mübarek de ekonomik olarak yıllarca kriz yönetti ama demir yumruk ile insanlar sesini çıkartmadı. keza bizim milletimiz de demir yumruk ve "allah de gerisini bırak" ekolüne dünden teşni.
  • bir umuttur bu söylem, fazlası değildir. bu halkı tanıyamadınız hâlâ, bu halk din diyene, milliyetçilik diyene al sana göt der. denklem işte bu kadar basit. bunu çok iyi bilen akp ve ekibi din sömürüsünün yanına şimdilerde milliyetçilik sömürüsünü de eklemiştir. dolar 5 tl olur, işsizlik %50 olur, ama yine de akp ve tayfası iktidardan düşmez. çok basit bir savunmaları olacaktır; biz osmanlıyı yeniden kuracaktık, dindar - milliyetçi ülke olacaktık bizi engellemek için dış mihraklar, soros, feto, pkk, dhkpc, üst akıl, cehape zihniyeti(ne derseniz olur) ekonomiyi bozdular. işte bu kadar basittir bu ülkede algıyı değiştirmek.

    rte, menderes, özal vs değildi ki konumuz, biz hep yanlış yere kanalize olduk. sorunumuz bu cahil bırakılmış büyük halk kitlesi idi. evet bu ülkenin kumaşı bozuktur(insanı, halkı ne derseniz deyin) , bu kumaştan çıkacak elbise de bellidir. önümüzdeki süreçte en iyi ihtimalle pakistan olacağız. bunu engelleyecek bir güç yoktur. türkiye, mustafa kemal'i ne anlayabildi, ne de hak etti. işte şimdi birkaç yıl içinde hak ettiğini görecek.
  • george orwell'ın 1984 romanında bahsettiği gibi sadece ekonomik kriz yetmez. kuzey kore diktatörlüğünde insanlar 80'lerde açlıktan ve kıtlıktan ölüyorlardı ama bu bir devrimin ya da iktidar değişikliğinin fitilini ateşlemedi. böyle bir değişim için kriz, orta sınıfın memnuniyetsizliği, iktidarın isteksizliği, dış baskılar gibi etmenlerin aynı anda olması gerekiyor.

    kitaptaki ilgili kısım:

    "egemen kesimin iktidardan düşebilmesinin yalnızca dört yolu vardır. ya bir dış güç tarafından alt edilecektir, ya ülkeyi yönetmekte kitlelerin baş kaldırmasına yol açacak kadar yetersiz kalacaktır, ya güçlü ve hoşnutsuz bir orta kesimin doğmasına engel olamayacaktır ya da kendine olan güvenini ve yönetme isteğini yitirecektir. bu nedenlerin hiçbirisi tek başına işlemez, dördü de şu ya da bu ölçüde bir arada etki eder. kendini bunların hepsine karşı koruyabilen bir egemen sınıf sürekli iktidarda kalabilir. "

    saddam, kaddafi, mübarek gibi diktatörler 40 yıl iktidarda kaldılar ve ancak dış müdahaleyle gittiler.
    iran'da, küba'da, kuzey kore'deki baskıcı totaliter rejimler ekonomik krizlere, ayaklanmalara, dış baskılara rağmen halen iktidarlarını koruyorlar.

    sonuçta sadece bir ekonomik krizle hiçbir şey düzelmez.

    konuyu yine kitaptan bir bölümle bağlayalım;

    "bilinçleninceye dek başkaldıramayacaklar, başkaldırmazlarsa da hiçbir zaman bilinçlenemeyecekler."
  • biri yazmış:

    "avrupa'nın 2014 den beri eksi hanelerinde dolaşan enflasyonunu, alman merkez bankasının iflas ertelemesini görememek...sahip olduğu diplomayı çekiirdekçinin yaptığı külahtan elde etmek."

    daha deutsche bank ile deutsche bundesbank'ı birbirinden ayıramayan adamlar bir de milletin ekonomistliğine laf ediyorlar. millet bilmiyor ya, oh sallayın amk.

    lan oğlum o senin bok attığın alman merkez bankası* sadece altın rezervlerinde senin gsyh'nın çeyreğini (3380 ton) tutuyor.

    he bu arada bizim o çok övdüğümüz tc merkez bankamızın altın rezervi 480 ton yalnızca.