şükela:  tümü | bugün
  • fight club'daki 'tümüyle dibe vurmadan, aslî yükselişi gerçekleştiremezsin' düsturunu anımsatan bir genel yangın felâketi teorisidir. bertrand russell'ın deyişiyle katî suretle yunanî olmayan, aksine suriye/doğu kökenli stoa ekolüne mensup zenon'un, chrysippus'un ve cleanthes'in, presokratik (anadolulu) heraclitus'un "öncesiz ve sonrasız dönüş" ve "her şeyi yöneten ateş" anlayışlarının birleşim kümesinden apartılmış bir kıyamet teorisidir aslında. birazdan açımlayacağım hâliyle hıristiyanlığın ve islam'ın kutsal söylemindeki kıyamet olgusuna babalık etmiştir.

    neden yahudiliği saymadığımla ilgili bir iki şey söyleyip geçeyim. yahudilikte kıyamet tasviri fazla ön plana çıkmamış görünüyor; hıristiyanlık ve islam'la karşılaştırıldığında, eski ahit'in ziyadesiyle tanrı katından gönderilen ateşle küffarların, günahkârların cezalandırılışı teması ön plandadır. levililer 10.2: "rab bir ateş gönderdi. ateş onları yakıp yok etti. rab'bin huzurunda öldüler."; çölde sayım 16.35: "rab'bin gönderdiği ateş buhur sunan iki yüz elli adamı yakıp yok etti." veya yasa'nın tekrarı 4.24: "çünkü tanrınız rab yakıp yok eden bir ateştir; kıskanç bir tanrı'dır." gibi eski ahit ayetlerinde ziyadesiyle tanrı'yı ateşle yok eden bir güç olarak görürüz. burada yıkım faaliyetinde tümden yok etme hırsı, ritmi yoktur; belli bir grubun, kavmin ya da medeniyetin yok edilmesi söz konusudur. kavimlerin helakı diye anlatılan o hikâyeler fazlasıyla ibranî olup; daha sonradan platon'un ve aristoteles'in eserlerinde zikredilen "tanrısal kudretin, yeryüzündeki belli medeniyetleri, belli bölgeleri, belli insanları ateşle, selle, depremle vb. felâketlerle yok ettiğine dair" inanışın primitif versiyonlarını oluşturur. tüm evrenin belli aralıklarla yakılarak yok edilmesi anlamında kullanılan ekpyrosis kavramı ise tümüyle öncesiz-sonrasız dönüş fikrinin etkisindedir ve bu yönüyle öbüründen ayrılır. bu yüzden yahudiliği, ayırıyorum burada.

    tekrar ekpyrosis'e gelelim. yukarıda da söylediğim gibi doğu kökenli olan stoa ekolünün, anadolulu heraclitus'un kimi fikirlerinden etkilenmesiyle oluşturulmuş bir teoridir bu. yunancada "yanma" anlamına gelir; ancak felsefe dilindeki yaygın karşılığı "genel yangın"dır. gâvurlar buna "general/universal conflagration" diyor; yine gâvurların bizim kıyamet dediğimiz o "son gün" için "doomsday", "pandemonium" terimleri yanında "resurrection" (uyanış, canlanış, yeniden doğuş) terimini kullanması makûl bir düşünüşle varabileceğimiz sonuca göre, ekpyrosis teorisiyle alâkalıdır. evet, kıyamet günü sadece yok oluşun değil, aynı zamanda dirilişin yani resurrection günüdür.

    adım adım inceleyelim. ateşi "üstün ilke" ya da "her şeyde bulunan element" olarak gören stoacılar, belirli tarihlerde tüm evrenin ateşe dönüştürüleceğini daha sonradan yeni bir evrenin yaratılacağını; ilk ateşin, şeylerin özünü içeren bir tür tohum olduğunu düşünmüştür . onlara göre bu tohum, doğal olarak tanrısaldır. j. douglas'ın bildirdiği gibi (on the philosophy of the mind, adam and charles black press, edinburgh 1839, p.67), stoa felsefesinde etken ve edilgen olmak üzere iki ilke olduğu söylenmiştir: edilgen olan, maddeye; etken olan ise, evrensel ateş olarak da görebileceğimiz, tanrı'ya denk gelir. bakın burada tanrılardan değil, tanrıdan bahsediyoruz. zira stoa ekolü dönemin çok-tanrılı ekollerinden farklı olarak tek-tanrı'ya en yakın öğretileri benimsemiştir. bu da zamanında "hıristiyanlığın ebeveyni yahudilik ve stoa'dır" deyişime uygundur; hatta #17090064 no'lu entiride kısmen incelediğim seneca - aziz paulus (pseudo da olsa) mektuplaşması/yakınlaşması da iki öğreti arasındaki uyumun bir göstergesidir, diyebilirim. tekrar konuya döneyim. sota düşüncesinde tanrısal ateş, element olan ateşten farklıdır. tanrısallık ziyadesiyle saf ve akışkan eter gibi düşünülmüştür. o, sonsuza uzanır; bozulamaz. bu yaratıcı ateş, her ne kadar dış çemberde yer alıyorsa da daha yoğun bir madde halinde bulunan dünyaya sızmış durumdadır. kader ve tanrısal istenç birdir ve evrenin yasalarını belirler (krş. heraclitus, fr.33; 114; stobaeus, florilegium iii.1.179). madde bu yasalara tabî olduğu için edilgendir; tanrısal özden doğmuştur ve peşisıra süren yangın devirleri boyunca ona dönecektir .

    j. sellars'a göre (stoicism, university of california press, 2006, p.97) stoacı düşüncede evren sonlu yapıda olup canlı bir mekanizmadır; onu kuşatan nefes ya da pneuma tarafından daimî bir dönüş içinde olması sağlanmıştır. bu pneuma, tanrı'yla ve akılla (logos) kimliklenir. pneuma bu haliyle manyetikten ya da çekim gücünden çok daha farklıdır. o, yöneten, bilinçli ve aklî bir ilkedir. evrenin ruhudur. yaşayan diğer şeyler gibi, dünyanın da sınırlı bir süresi vardır. stoacılara göre belli zamanlarda tüm dünya ateşe dönüşür. işte bu evrensel yangın anı, ekpyrosis'tir.

    yani ekpyrosis, hıristiyanlığın ve islam'ın büyük kıyametinin atasıdır; mezopotamya kültür ailesinin bu ferdinin de mutlaka bir atası olmalı. doğuya doğru gidildikçe en eski ataya daha fazla yaklaşmış oluyoruz. en sonunda sümer ve mısır'a saplanır, kalırız. çok eskiye gitmeden şu kıyamet tasarımının hıristiyanlıktaki ve islam'daki yansımalarına bakıp, onları ekpyrosis teorisiyle karşılaştıralım. hıristiyan eskatolojisine göre, zamanı gelince isa dirilecektir (resurrection). bu inanca göre, isa'nın ikinci gelişi'yle birlikte hıristiyanlar, kıyamet savaşı'nda israil'deki megiddo ovası'nda isa karşıtı gog ve magog ordusunu yok edecek ve bu savaşın ardından yeryüzünde 1000 yıllık bir isa krallığı kurulacaktır. millenium denilen bu dönemde kendilerini tanrı'nın ailesi olarak gören hıristiyanlar hakimiyetlerini kuracaktır. bu, meselenin bizi bu başlıkta ilgilendirmeyen kısmıydı; bir de ilgilendiren kısmı var elbette. matta 24.2'de isa şöyle der: "size doğrusunu söyleyeyim, burada taş üstünde taş kalmayacak, hepsi yıkılacak!" bu tam anlamıyla bir "kıyamet müjdesi"dir. matta 24.3'te bu sefer isa'nın öğrencileri meraklarına yenilip kıyamet alametlerini sorar: "söyle bize, bu dediklerin ne zaman olacak, senin gelişini ve çağın bitimini gösteren belirti ne olacak?" isa da kırmaz, anlatır.

    24.5: birçokları, 'mesih benim' diyerek benim adımla gelip birçok kişiyi aldatacak.
    24.6: savaş gürültüleri, savaş haberleri duyacaksınız. sakın korkmayın! bunların olması gerek, ama bu, henüz son demek değil.
    24.7: ulus ulusa, devlet devlete savaş açacak; yer yer kıtlıklar, depremler olacak.
    24.8: bütün bunlar, doğum sancılarının başlangıcıdır.
    24.9: o zaman sizi sıkıntıya sokacak, öldürecekler. benim adımdan ötürü bütün uluslar sizden nefret edecek.
    24.10: o zaman birçok kişi imandan sapacak, birbirlerini ele verecek ve birbirlerinden nefret edecekler.
    24.11: birçok sahte peygamber türeyecek ve bunlar birçok kişiyi saptıracak.
    24.12: kötülüklerin çoğalmasından ötürü birçoklarının sevgisi soğuyacak.
    24.13: ama sonuna kadar dayanan kurtulacaktır.
    24.14: göksel egemenliğin bu müjdesi bütün uluslara tanıklık olmak üzere dünyanın her yerinde duyurulacak. işte o zaman son gelecektir.
    ...
    24.20: dua edin ki, kaçışınız kışa ya da sabbath günü'ne rastlamasın.
    24.21: çünkü o günlerde öyle korkunç bir sıkıntı olacak ki, dünyanın başlangıcından bu yana böylesi olmamış, bundan sonra da olmayacaktır.
    24.22: o günler kısaltılmamış olsaydı, hiç kimse kurtulamazdı. ama seçilmiş olanlar uğruna o günler kısaltılacak.
    ...
    24.28: leş neredeyse, akbabalar oraya üşüşecek.
    24.29: o günlerin sıkıntısından hemen sonra, güneş kararacak, ay ışık vermez olacak, yıldızlar gökten düşecek, göksel güçler sarsılacak.
    24.30: o zaman insanoğlu'nun belirtisi gökte görünecek. yeryüzündeki bütün halklar ağlayıp dövünecek, insanoğlu'nun gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler.
    24.31: kendisi güçlü bir borazan sesiyle meleklerini gönderecek. melekler o'nun seçtiklerini göğün bir ucundan öbür ucuna dek, dünyanın dört bucağından toplayacaklar.
    ...
    24.35: yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.
    24.36: o günü ve saati, ne gökteki melekler, ne de oğul bilir; baba'dan başka kimse bilmez.
    24.37: nuh'un günlerinde nasıl olduysa, insanoğlu'nun gelişinde de öyle olacak.

    kuran'da ise salt "kıyamet" terimine birçok yerde rastlıyoruz. ancak kıyamet burada aynı zamanda tanrı'nın günahkârlarla hesaplaşması anlamına gelir. örneğin araf suresi 167: "rabbin, kıyamet gününe kadar, kendilerine azabın en kötüsünü yapacak kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti...."; yusuf suresi 107: "peki onlar, allah'ın azabından bir sarıp sarmalayanın gelmesinden yahut hiç farkında olmadıkları bir sırada kıyametin ansızın tepelerine inmesinden emin mi bulunuyorlar?"; nahl suresi 27: "sonra, kıyamet günü onları rezil edecek ve diyecek: 'kendileri için kavga çıkarıp ayrılığa düştüğünüz ortaklarım nerede?' kendilerine ilim verilmiş olanlar diyecekler ki: 'bugün rezillik ve kötülük, gerçeği inkâr edenleredir.'"; isra suresi 97: "...kıyamet günü böylelerini kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzleri üstüne sürerek haşrederiz. varacakları yer cehennemdir ki, alevi dindikçe kızgın ateşini körükleyiveririz."; taha suresi 124: "kim benim zikrimden/kur'anımdan yüz çevirirse onun için zor, sıkıcı bir hayat şekli/dar bir geçim vardır; kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz."

    bunun yanında yeniden diriliş (resurrection) ve tanrı'ya varış teması göze çarpar. örneğin müminun suresi 16'da geçen "sonra, siz kıyamet gününde yeniden diriltileceksiniz."; ali imran suresi 28: "...ve dönüş yalnız allah'adır."; ali imran suresi 55: "...ve sana uyanları, inkâr edenlerin, kıyamete kadar üstünde tutacağım. sonra bana olacak dönüşünüz; tartışıp durduğunuz şeyler hakkında aranızda ben hüküm vereceğim."; zühruf suresi 85: "...kıyamet saatine ilişkin bilgi o'nun katındadır. siz de o'na döndürüleceksiniz."; maide suresi 18: "...hem göklerin hem yerin hem de bunlar arasındakilerin mülkü/yönetimi allah'ındır. dönüş de o'nadır."

    burada matta incilinden hareketle "kötülüklerin artması" ve tanrı'nın yeni insanoğlunu yaratmak için eskisini hiç beklenmedik anda ortadan kaldırması ile kuran'dan hareketle kıyametle birlikte kötülüklerin cezalandırılması, tanrı'ya dönüş ve diriliş temalarının hepsi stoa felsefesindeki ekpyrosis teorisinin özünde bulunur. bu teoriye göre, yukarıda da bir ölçüde aktardığım gibi, kaderle aynı anlama gelen tanrı sonsuzdur. kimilerine göre diğer tanrı ve tanrıçalar da çürüyebilir, bir tek zeus ölümsüzdür. zeus'un etken tanrısallığı bütün edilgen maddelere sızmıştır. var olan düzen, şu an bu satırları yazan, okuyan, ekşi sözlük, trabzandan kayan küçük çocuklar, hepsi tanrı'yla kimliklenen ateşten yaratılmıştır. o hâlde hepsi yine ateşle yok edilmelidir. işte bu teoriye göre, ateşle yaradılan evren, ateşle yok edilir. ve bu süreç, nietzsche'nin sonrasız dönüş nazariyesini andıran bir şekilde her defasında, bitmeyecek ölçüde tekrarlanır. yani evren ateşten yaratılır, platon yaratılır, aristoteles yaratılır, isa yaratılır, muhammed yaratılır, napolyon yaratılır, atatürk yaratılır, obama yaratılır, sen yaratılırsın, o yaratılır, eski sevgilin yaratılır, trabzandan kayan çocuklar yaratılır, yaratılır oğlu yaratılır... sonra herbir şey, tek tek yine ateşle yok edilir. bu süreç sonsuz kere tekrar eder; "hep aynı şekilde gerçekleşerek" tekrar eder. peki, niçin?

    yukarıda ipucuyu verdim. insanlık her defasında daha kötüye gittiği için. doğu nitelikleri taşıyan stoa ekolü, batı ekollerinden farklı olarak, sözgelimi platon'un academia'sından ya da leucippus ile democritus'un materyalist disiplininden farklı olarak fazlasıyla fanatiklik içeriyordu. bertrand russell bunu felsefe tarihinde çok doğru tespit etmiştir. gerçekten de onda yunanî bir taraf yoktur; belki de bu yüzden ondaki dinsel sadakat anlayışı roma'da altın çağını yaşamıştır. russell aynı kitabında neredeyse "ilk stoacılar doğuluydu, son stoacılar ise romalı... nerede bunun yunanîliği?" diye soracak olur. haklıdır. bu ekolün öğretilerinde doğu mistikliğine bulanmış karamsarlığı duyumsarsınız; bu karamsarlık evrenin gidişatı meselesine de sirayet etmiştir. her yaşanan gün bir öncekinden daha kötüyse bu gidiş ne zaman sonlanacak? ben her gün, bir öncekinden daha mutsuz uyanıyorsam, bir gün bu ipin kopacağını düşünemez miyim? işte stoacılar, daha sonradan hıristiyanlığı ve islam'ı da etkileyecek olan bu "bir gün mutlaka kopacak ip" öğretisini sonsuz kere tekrar eden bir süreç olarak görüp, "öncesi nedir?", "sonrası nedir?", "tanrı'yı kim yarattı?" gibi iç gıcıklayıcı soruların da üstesinden gelmiştir.

    "niçin?" sorusuna "insanlık daha kötüye gittiği için" diye cevap vermiş olduk. geç dönem stoa okuluna mensup seneca ise bu ekolün, geride en fazla metin bırakmış temsilcisi olarak ekpyrosis teorisinden bahsetmeden ölemezdi. nitekim ölmemiştir, bazı geceler beni ziyarete geliyor, hoşça vakit geçiriyoruz. naturales quaestiones'te bu teoriyi daha da ileriye taşıyarak, evrenin sonunun yangın felâketiyle yani ekpyrosis'le değil, onun da dahil olduğu bir dizi felâketlerle geleceğini söylemiş; dahası büyük sel felâketini de merkeze oturtmuştur. seneca'ya göre, dünya bir ruh da olsa, ağaçlar ve ekinler gibi, doğanın yönetimindeki bir madde de olsa, başlangıç anından son anına kadar etken veyahut edilgen bir şekilde deneyimleyeceği her şeyi, bir nevi kaderini -baştan- kabullenir. dünya, bu konuda, tüm yetileri doğumundan önce, embriyo halindeyken belirlenmiş olan insanı andırır; seneca'nın burada yaptığı benzetmeye göre, çocuk sakal ve gri saç yasasına doğuştan sahiptir (ben bundan bir entirimde bahsetmiştim diye hatırlıyorum); ne kadar küçük olursa olsun bedenin tüm nitelikleri ve yaşamın her dönemi doğuştan bellidir. benzer şekilde dünyanın yaratımı, güneş'i, ay'ı, ardışık safhalarıyla yıldızları ve tüm duyusal yaşamın doğuşunu içerir. yeryüzünde birçok değişim yolu vardır; bunlardan biri, kışın ve yazın yaptığı gibi, doğa yasası olarak kendini gösteren seldir. dünyanın yok oluşu sadece yağmurla, deniz baskınıyla ya da depremle gelmez; bütün bunlar yok oluşun unsurlarıdır. bütün bu unsurlar, doğaya yardım eder; doğanın işleri ancak bu şekilde yerine getirilir.

    filozofa göre tanrı'yla eşitlenen doğa, tüm gücünü kullanarak ahlâksız insanları ortadan kaldırarak, onların yerine yenilerini, yani masumlarını yaratır. peki, niçin? seneca'ya göre yeni ve masum insanlara en ufak bir kötülük örneği/modeli bile olmamalı; bu yüzden var olan tüm insanlık ortadan kaldırılmalı. böylece topyekûn temizlik, topyekûn masumiyet anlamına geliyor. stoa felsefesine göre, bedenden yükselip, ruhen tanrı'yla buluşmadıkça (kuran'daki allah'a dönüş temasıyla karşılaştırınız) kimse yücelmiş sayılamaz; hatta seneca, kişinin ruhen yücelişini, yaşamının bir gayesi olarak sunuyordu. o hâlde aslî yükseliş tanrı'ya doğrudur, bedenden kurtulmayan ruh, bedende tutsak halindedir. yücelen ruh ise, zincirlerini kırıp tanrı katına varmış demektir. oysa insanlığın çoğu ekpyrosis ile yıkımı hak eden hâl ve davranışlar içindedir; bu onun kaderi olarak görülmüştür; insanlık kötülükten sıyrılamaz; sıyrılabiliyor olsaydı, stoa felsefesi ekpyrosis'in yani "yanarak yok oluşu"n daimî bir biçimde gerçekleştiğini düşünmezdi. nasıl ki spinoza, insan iyiyi de kötüyü de içten gelen dürtüyle yapar diyor, onun gibi stoa felsefesinde de insan içten gelen dürtüyle başına alevler düşmesini, cayır cayır yanmasını veyahut selin altında kalmasını (kavimlerin helakı meselesini düşününüz) daimî bir biçimde hak eder. tasarım budur. dibe vuran insanlığı topyekûn temizleyip, yeryüzüne masumiyeti ekme fikri acımasız görünse de, etrafında gördüğü pisliklerden, yozluklardan, çiğliklerden bunalan ve sonunda ölüme zorlanacak ölçüde iftiraya uğrayan bir filozofun (benzerleri gibi) iç dünyasından hareketle, makro alemle ilgili eskatolojik karamsarlığa kapılması şaşırtıcı olmasa gerek.

    şunu söyleyeyim gitmeden önce. bu konuda türkçe kaynaklı internet alemimizde bir (sayıyla 1) tane web sahifesi yoktu. bu entirinin böyle bir boşluğu doldurduğuna olan inancım, demirel'in deyişiyle, devletin, görevinin başında olduğuna olan inancımdan sağlamdır. entiriyi, uzmanlar arasında "stoacıların ekpyrosis teorisini destekler mi, desteklemez mi" diye tartışılan, heraclitus'un 66. fragmanıyla kapatıyorum.

    "ateş gelecek ve her şeyi yargılayıp mahkûm edecek."
  • f. g. downing, "cosmic eschatology in the first century: “pagan”, jewish and christian" başlıklı makalesinde (ac 64, 1995, 99-109) ekpyrosis teorisini açıklarken diyor ki, yahudi-hıristiyan terminolojisindeki evrenin sonuna ilişkin ifadeler bu tek-tanrıcı geleneğin dışındaki paganlara yabancı değildi. nitekim onlara göre de evren yaşlanır, ölür veya ateşle son bulurdu; bu düşünce, büyük ihtimalle i.s. 1.yy.'da yaygın olarak -farklı inanca gönül bağlamış- kitleleri etkilemiş olmalı.

    ilkin özellikle de presokratiklerden itibaren evrenin fizikî yapısından ötürü, tıpkı kendisindeki canlılar gibi, bir gün yaşlanıp çürüyerek öleceği düşüncesi ortaya atılmıştı. "başlayan her şey biter" diye düşünülerek, "en etkin element olan ateş madem ki evrenin başlangıcına sebep oldu (buna bazı metinlerde tuhaf bir şekilde "patlama" - explode da diyorlar: krş. big bang), o hâlde ölümü de ondan gelmelidir" şeklinde bir destek ünitesi oluşturulmuştu. bu açıklama tümüyle fizikî iken, zaman içinde evrenin "yok olacağı" düşüncesi evrenin "yok edileceği" düşüncesine dönüşerek ahlâkî bir niteliğe bürünmüştür. bu nitelik baskın kosmoteoristlerin ya da bu konuyla ilgilenen ekollerin materyalist düşünceden, maneviyatçı-etik düşünceye kaydığını gösteriyor. sonuç mu?

    seneca - paulus mektuplaşmalarının da gösterdiği gibi pagan aleminden tek-tanrıcı aleme yatay geçiş; bir nevi çift-anadal. zaten halklar i.ö. 1. ile i.s. 1. yy.'lar arasında doğu etkili bir "kahraman beklentisi" içindeydi. isa - insanlığın tamamı için kefaret ödeyen kahraman tipinin yatay geçişi gibi, kıyamet fikri de yatay geçmiş görünüyor. bu şekilde kaynak bulmalar neticesinde, zeitgiest the movie'ye gerek kalmaz. zaten onun başlığında söylemeye çalıştığım da buydu; batı külliyatı, afedersiniz ama, hıristiyanlığın ne "mal" olduğunu iyi bilirken, bir filmle "tam aydınlanma" gerçekleşmiş olmaz. bilenin bildiği mevzuuyu, bilmeyenler yeni öğrendiklerinde coşkuya kapılabiliyor. oysa zaten bilinenin bilinmesi, bilmeyenin aydınlanması anlamına gelmiyor; çünkü aydınlanan zamanında aydınlanmış, parsayı toplamıştı. demeye çalıştığım buydu, yeri gelmişken tekrar edeyim dedim.

    tekrar ekpyrosis'e döneyim. mevzuu tam kavrayamamış olanlar için, onu şu şekilde hikâyeleştiriyorum: bir gün biri size eskiden dere, şimdi sie balçık olan bir zemin üstüne yaptığınız evin bugün değilse de yakın bir tarihte çökeceğini söylüyor. siz de, bunu bildiğiniz halde maddî yokluktan ötürü (insanın doğa karşısındaki kırılganlığı/mağlubiyeti) başka bir yere taşınamayacağınızı söylüyorsunuz. gel zaman git zaman, bir an geliyor ve başka biri size, yaşamınızın önceki bölümünde yapmış olduğunuz hatalardan/günahlardan ötürü tanrı'nın size büyük bir yıkım getireceğini söylüyor. siz de, hatalarınızı/günahlarınızı bildiğiniz için, bunun doğru olduğuna inanıyorsunuz. ilk su baskınında ya da depremde eviniz çöküyor ve siz bunu tanrı'nın gazabı olduğunu düşünüyorsunuz. haksız mısınız? hayır. gerçekten de geçmişte hatalarınız, günahlarınız olmuştu; olan biteni, seneca gibi, kendinizdeki ahlâkî çöküntüye bağlayabilirsiniz. ancak bunun fizikî bir açıklaması da var.

    şimdi benim burada cevaplamayacağım sadece iki bkz. verip geçiştireceğim krıtik soru geliyor; peki, o hâlde yaşamınızın önceki bölümünde hiç günahınız,hatanız olmasaydı da yine yokluktan o "ölüm riskini barındıran" evde yaşamak zorunda kalsaydınız, yıkımınızın nedeni ne olacaktı? tanrısal gazap mı, yoksa fizikî gerekçeler mi?

    (bkz: kötülük dünyanın güzelliği için zorunludur)
    (bkz: tanrı varsa niye bu kadar acı var söylemi/@jimi the kewl)
  • bozulmanın hangi aşamasındayız? sürekli bir bozulma düşüncesi hâkim. en içrek örgütlenmelerden, en göz önündeki, apaçık ekşi sözlük'e kadar, her şeyde bozulma olduğuna duyulan derin inanç kasıp kavuruyor. kibrit olsa bu kadar süre dayanmaz: bir yerde patlak verir. ekpyrosis teorisi de bu tarz bir bozulma düşüncesinden türemiş, kaçınılmaz bir son gibi. spectator'de aktardığım güdüklüğe bağlı olarak, konumunuza (kameraların konumuna) göre, bu, olumlu ya da olumsuz bir neticedir. ama tek bilinen, bu düşüncenin zamanın bir noktasında akıllarda döllendiğidir.

    bu döllenişi heraclitus'un ateşine yoranlar olduğu gibi, onunla ilgisiz görenler de vardır. bu "ilgisiz"lerden biri c. çakmak üstadım olmuş. diels'in derlediği fragmanlara bakarsak heraclitus'ta ateşin evren nezdindeki öneminin büyük olduğunu görürüz. örneğin fr. 66’da ateşin geleceği ve her şeyi yargılayıp mahkûm edeceği söylenir. c. çakmak’a göre bu fragman, stoacılar tarafından ekpyrosis öğretisini desteklemek için kullanılmışsa da, fr.30’daki tutumundan ötürü heraclitus'un dünyanın yok oluşu anlamına gelen “evrensel yangın” düşüncesinde olmadığını bilmek gerekir. hem adaşım hem de galatasaray'dan ötürü, takımdaşım olan bay çakmak, heraclitus'un "bütünün kendisi olan bu kosmos'u ne bir tanrı ne de bir insan meydana getirmiştir. o, daima belli ölçülere göre yanan, belli ölçülere göre sönen ezeli ve ebedi ateştir." [1] fragmanının stoacıların ekpyrosis teorisine neden zıtlık teşkil ettiğini şöyle açıklıyor:

    "kozmik düzen veya yapı ezeli ve ebedi olarak mevcuttur. kozmik düzen her zaman mevcut olan ateşin belli ölçülere göre yanması ve sönmesinden başka bir şey değildir. bu kozmik düzen içinde yer alan nesneler sürekli değişir, ama kozmik düzenin kendisi değişmeden kalır. bu fragman, stoacı 'büyük tutuşma' öğretisini, yani 'her şeyin toptan yok olup ateşe dönüşeceği düşüncesini' hiçbir şekilde desteklemez." [2] fr. 66'daki "ateşin gelip her şeyi yargılaması ve mahkûm etmesi" durumunun stoacı ekpyrosis teorisiyle ilişkili olmadığını düşünenler çoktur. örneğin bay çakmak'tan farklı olarak g. s. kirk de bu fragmanın ekpyrosis duyuşu içerdiğini söylemiş ancak fragmandaki pros tropai'ın yani ateşin dönüşümünün fragman 31'deki fizikî dönüşümle ilişkilendirilebileceğine de dikkat çekmiştir [3]. bu fragman ise -bay çakmak'ın çevirisiyle- şöyle: "ateş önce denize dönüşür; denizin yarısı toprağa, yarısı yakıcı buhara. deniz toprak olmasından önceki orana göre çeşitli şekillerde boşalarak aynı ölçüsünü bulur." [4]

    heraclitus'tan kaynaklansın, kaynaklanmasın, sonuçta böyle bir fikrin döllendiğini görüyoruz. peki neden ateş? ateşi "üstün ilke" ya da "her şeyde bulunan element" olarak gören stoacılar, belirli tarihlerde tüm evrenin ateşe dönüştürüleceğini daha sonradan yeni bir evrenin yaratılacağını; ilk ateşin, şeylerin özünü içeren bir tür tohum olduğunu düşünmekle, aslında devir-daimi kabullenmiş olur. j. douglas’ın bildirdiği gibi, stoa felsefesinde etken ve edilgen olmak üzere iki ilke olduğu söylenmiştir: edilgen olan, maddeye; etken olan ise, evrensel ateş olarak da görebileceğimiz, tanrı'ya denk gelir [5]. o hâlde ebedî dönüşün yönelimi tanrı'ya doğru olmalıdır. etken tek ilke tanrı'ysa, edilgen olan onun karşısında eğilmek, ona teslim olmak durumundadır. böyle olmadığı vakit, edilgenin hareket ettirilmesi mümkün olmaz. bu durumda edilgen etkene muhtaçtır, ona dönmeden edemez. işte bu yüzden yunancasıyla ekpyrosis, latincesiyle conflagratio, türkçesiyle "büyük yangın" bir tanrısal cezalandırmadan öte, kurtuluş anlamını taşır.

    bozulmanın had safhaya ulaştığı anda gelecektir ateş, inanılan bu. ancak bu bir kere olmayacak. nietzsche'nin "sonrasız dönüş"ünü anımsatan bir dönüşle, tekrar tekrar gerçekleşecek. zaten tam da bu nokta, yani insanlığın olabilecek en kötü noktaya vardığı anda meydana gelecek olan bu büyük yangının yeni bir başlangıcı doğurması ve doğurulan bu yeni başlangıcın da bir an geldiğinde büyük yangınla son bulması; en nihayetinde bu durumun sonsuz kere tekrar etmesi düşüncesi, heidegger'in heraclitus'un ilgili fragmanlarında ekpyrosis teorisini ötelemesine neden olmuştur:

    "burada, kozmik yangın (ekpurosis) -doktrinini ele alan bir kişinin yerdeğişim ilişkisini şu şekilde belirlemesi gerekir: her şeyin (panta) yerine ateş geçer ve -düzene sokma (diakosmesis) çerçevesinde- ateşin yerine de her şey (ta panta) gelir. bu durumda ateş ve her şey (ta panta) ilişkisini dar bir kıyasla altın ve mallar arasındaki ilişkiye göre anlarız. kozmik yangın (ekpyrosis) - doktrini anlamında katı stoa stili içerisinde kişi, her şeyin (panta) ateşin kozmik yangın içerisinde yok olduğunu ve düzene sokma içerisinde de ateşin her şeye dönüştüğünü söyleyebilir. fakat bu durumda sonsuz bir oluşun aslî yapısının zamansal bir süreçten ibaret olduğunu öne süreriz." [6]

    o hâlde problem, zaman problemi. ne zaman ve ne surette gerçekleşecek bu yangın? meselenin sadece bu teoriyi heraclitus'la ilişkilendirmek olduğunu sanmıyorum, ötesine geçip, insanın hangi dönemde aklına hangisinin yatmış olabileceğini de düşünmesi gerekir. misal olur ki, bugün şu satırları okuyan ekşi sözlük yazarları ve okurlarının, gelinen noktada sözlükten şikayetlerinin bir sanal yangınla son bulacağını, ancak bu yangının sözlüğü 99'a geri götüreceğini düşünelim. herbirimiz başlangıca döndüğümüz, hiç bıkmadan, "sonrasız dönüş"ün karakterine uygun olarak bize biçilen 10 senelik rolü oynadığımız; bir 10 sene sonra yine aynı noktada ekşi sözlük'ü bir büyük sanal yangına teslim ettiğimiz fikri bize hangi teselliyi sunabilir?

    filozof seneca, doğa araştırması üzerine kaleme aldığı eserinde kendi ekpyrosis'ini "ziyadesiyle sel felâketi"ne dönüştürdüğünde, yine sonsuz kere sonsuz dönüşün bir teselli olduğunu düşünmüştü. bunun gibi, 2012'ye iki kala, bir ekşi sözlük kehanetini bir nevi ekpyrosis olarak düşünebiliriz. ama niçin illa ki her şeyi yakma düşüncesi, her şeyi başa alma, her şeyi var olduğu biçimden çıkarıp, başka bir şeye dönüştürme düşüncesi olsun? bana kalırsa bütün bunların nedeni, yeryüzündekine benzer şekilde sanal âlemde de adaletin güdük olduğuna duyulan inançtır. bence buradan hareketle de, heraclitus'un ekpyrosis teorisini öngörmemiş olduğunu düşünebiliriz. çünkü o, 52. fragmanda yaşamı, taşları ileri geri sürerek oynayan çocuk olarak görmüştü. ona göre, krallık çocuğundu [7]. bay çakmak da kaçınılmaz olarak en "çocukça", en fragile yorumu yapmak durumunda kalmıştır:

    "ateş, oyunu bir çocuk gibi özgürce ve hiçbir insani beklentiye yanıt vermeyecek biçimde oynar." [8]

    bu, yeryüzünde olduğu gibi, sözlükte de geçerli değil mi? ben şu vakitten sonra, hiçbir tesellinin "gerçekten" bir teselli olmayacağını, hiçbir müdahalenin işe yaramayacağını, hiçbir önlemin geleceğe dönük herhangi bir korkuya çare olmayacağını düşünüyorum. #17756615 no'lu entiridekine benzer şekilde, mutlak kabullenişin, kontrol edilmesi mümkün olmayan halata karşı mutlak direnişten daha manalı olduğunu söylemek durumundayım. yeryüzündeki "kötüye gidiş" gibi, ekşi sözlük'teki "bozulma" düşüncesi de, kafalardaki adalet gereksiniminin ve diğer beklentilerin tartışmaya açılabileceğini göstermeli. ne umuyordun ki, ne buldun ve bulduğun seni yanılttı? şikayet etmektense ekpyrosis düşüncesinin neden zihinde döllendiğini anlamaya çalışalım. beden bile çürüyorken, ekşi çürümüş, çok mu? hiçbir şey tazeliğini koruyamaz. yeni statüye, yeni bir değer atfetmek gerekebilir. o hâlde bozma ve bozulma için belirlediğimiz örtülü krıterlerin statik/durağan olmadığını anlayalım. bozulmadan kaçandaki bozulmayı kim tespit edecek? bozulmayan da en azından bozulma krıteri önünde bozuk değil midir? her bozulmayanı, bu yüzden başka bir heraclitus fragmanıyla duyumsayarak ("inen ve çıkan yol bir ve aynıdır") bozulan kabul etmek gerekir. "ekşi sözlük, zaten bozuktu." bu da, benim 43. fragmanım.

    notlar:

    1. fr.30: clemens alexandrinus, stromateis, v. 105 (ll.396.10).
    2. herakleitos, fragmanlar, sf.89, kabalcı yay., 2005.
    3. g. s. kirk, heraclitus: the cosmic fragments, p.322, cup archive, 1962.
    4. a.g.e., sf.91; clemens alexandrinus, stromateis, v.105 (ll 396.13).
    5. j. douglas, on the philosophy of the mind, p.67, adam and charles black press, edinburgh 1839.
    6. heidegger & eugen fink, heraclitus üzerine dersler, sf.169, çev. i. görener, kesit yayınları, 2006.
    7. hippolytos, refutatio ix.9.4.
    8. a.g.e., sf.135.
  • arnob. ad nat. ii 9. "qui minatur mundo et venerit cum tempus arsurum, non panaetio, chrysippo, zenoni (credit)?"

    "kim panaetius'a, chrysippus'a, zenon'a ateşin dünya için tehdit unsuru olduğu ve alev alev yanma zamanının geleceği konusunda inanmaz?"