şükela:  tümü | bugün
  • ikinci aktör olarak rol aldığı filmlerde sevgilisini kendisinden daha çok seven, filmin finalinde onun mutluluğunu herşeyden önce tutan insan.
    aşık olduğu şarkıcı türkan şoray ve besteci cüneyt arkın'ı ayırmak için önce elinden geleni yapan, amacına da ulaşan, buna rağmen son anda iki sevgiliyi birleştirip tüm varlığını onlara bırakan ve çekip giden gerçek aşık.
    ceketinin yakalarını kaldırıp yağmur altında yaşlı gözlerle yürüdüğü sahnedeki yüz ifadesi poster olmayı hak eder.
  • gercek adı "ekrem şefik uçak" .
  • turk sinemasina kuskun oldugunu bundan 10 sene kadar once deklare etmis oyuncu. sebep olarak "ataturk" rolunu kendisine vermemeleri dolasmisti dillerde taa o zamanlar.
  • turk filmi klisesidir ekrem bora'nin babacan tavirlariyla bir kucuk hanfendiye kol kanat germesi, sonra onu durtmeye baslamasi ve tabi o sirada ortada bir de esas oglan unsurunun bulunmasi. esasli adamdir. gurur vardir bir kere. hep dik yurur, guzel gulumser. lale belkis'a yakistirirdim hep.
  • turk filmlerinde beni endiselendiren kisi.zira bir çok aktorun iyi karakter mi kotu karakter mi oldugu bellidir daha film baslamadan ama ekrem bora iyi de olabilir kotu de.filmin sonunda vicdaninin sesini de dinleyebilir,canilesebilir de.çok tehlikelidir
    (bkz: mazallah)
    (bkz: bora bora)
  • turgutreiste bir yazlığı ve kendini beğenmiş bir karısı vardır.
  • (bkz: aslan adam)
  • giderek bir david lynch filmi karakterine benzeyen açik renk -ve hatta seffaf- aktör
  • star tv de gece haberlerine katılan levent kırca kişisinin rahmetli dediği fakat da hala yaşayan türk sinema oyuncusu.

    olmuyor, olmayacak o kadar!
  • yeşilçam sineması hakkında görüş ve tecrübelerini gayet samimi ve komik bir şekilde aktarmış oyuncu..

    bir röportajdan alıntıyı paylaşmak gerekirse :

    "...türk sinemasında senaryo diye bir olay yoktur. gündelik yazılır.

    emprovize yani...

    tabi, gayet tabii. ben hayatımda senaryo okumadım. samimi söylüyorum. şimdi yapımcılar çok aşina olduğumuz insanlar. ben derim ki anlat bakalım bana, bu hikaye benlik mi yoksa ahmetlik mi? nedir yani? ona göre konuşalım.

    sizlik dediğiniz nasıl oluyor?

    sert, haşin karakterler. gang hikayeleri falan. öyle şeyler geliyordu. jön prömiyer olmadım hiç. göksel arsoy öyledir mesela. o türk sinemasında çok büyük bir çığır açmıştır. bunu kabul etmek lazım. genç kızlara hitap etmiştir. gerçi biz de hitap ediyorduk ama zaman aşımına uğramıştık. gerçek anlamda gençlere ilk hitap eden odur. sinemanın öyle bir anında göksel çıktı ki parlak yüzlü bir çocuktu. e genç kızların ilgisini uyandırdı tabiatıyla.

    siz ise hep sizlik filmlerde oynadınız...

    evet ben hep benlik filmlerde oynadım. yani ne ikinci rol oynadım ne de jön prömiye oynadım. geliyorlardı, anlatıyorlardı, dinliyordum. eğer kafama uygunsa tamam diyordum, değilse başka birine bırakıyordum.

    peki kaç film yaptınız?

    valla geçen gün şöyle bir kendimi zorladım. şöyle bir sayayım filan dedim. unuttuklarım filan oldu. 200'ün üstünde. marlon brando sekiz tane yapmış hatırladığım kadarıyla. bunun yanında biz o kadar enteresan hadiselerle karşılaştık ki... üç günde film bitiyordu. rejisör cin gibi bir adam olursa, mesela semih evin gibi bir adam olursa bitiyordu film. hiç unutmam ayşe kız diye bir film. ne biçim isim bu diyordum ben. üç gün çalıştık gayet iyi.. fakat o kadar enteresan ki, şimdi sabah rejisör filme çağırıyor, yalnız sen diyor iki tane de değişik kostüm getir, kravat getir diyor. peki diyoruz getiriyoruz. 1500 metre film çekiliyor. böylece iki film çıkıyor üç günde.
    ...hayır benzemiyor, alakası yok. mesela birisi ayşe kız'dı. o böyle köyümsü bir hikaye. öbürü ise tamamen farklı böyle vurdulu kırdılı bir hikaye. biz film çekilirken uyanmıyoruz. söylemiyorlar. sahneleri bağdaştıramıyoruz diyoruz ama söylemiyorlar. biz de bir film parası alıyoruz. böyle üç film çekildiği de oldu. sonra biz diyoruzki sanatçıyım film yaptım... böyle filmcilik mi olur yani.."

    (ayşegül sönmez/deniz kutlukan: "ekrem bora: "motor sesini hala arıyorum", negatif, şubat 1998, sayı : 38, s.62-65.)