şükela:  tümü | bugün
  • yaşam sevincini kaybetmiş yorgun savaşçılara ithafen açtığım başlık.

    mottosu:
    tüm kaybolanlar, kaybolmuşlara rastlarsa zamanın birinde, ekşi hatıralar başlığına yazar.

    çocukken süslü püslü bir deftere, hayatımızdaki insanlar bizimle ilgili bir şeyler yazardı ve biz o deftere hatıra defteri derdik. hala o defterleri saklayan var mıdır bilmem ama kimse o deftere kötü şeyler yazmazdı.

    büyüyüp serpilince, hayatın kaç bucak olduğunu anlayınca hatıralar ekşi tat vermeye başladı. o yüzden bu başlığa tüm bilinçaltını dökmek gerektiğini düşünüyorum. yaralananlar, yaralayanlar, yarabandı vazifesi görenler, yara olarak kalıp kanayanlar herkes yazmalı.
  • kendimi hırpaladığım yaşanmışlıkları hatırlatmıştır.

    zamanında bana ve arkadaşlarıma çok kötü davranan bir adam tanıdım. henüz ergen yıllarımızda... hayatı, kendimizi anlamaya çalıştığımız yıllarda yani. benim tek bir hayalim vardı o zamanlar ve herşeyi göze almıştım gerçekleştirmek için. arkadaşlarım da öyleydi. herkes işini çok ciddiye alıyordu. olmadı. kurduğumuz hayaller bu ülkede beş para etmiyordu çünkü. herkes bir yerlere dağıldı ve bizler koptuk. yıllar sonra tekrar bir araya gelmeye çalıştık ama yaşadığımız onca şey, onca kapanmamış yara birbirimize iyi gelmemizi sağlamadı ne yazık ki.

    geçenlerde çok sevdiğim bir grubun konserine gittim ve birdenbire aklıma yıllar önce birlikte hayal kurduğumuz ve gerçekleştirmek uğruna varımızı yoğumuzu ortaya koyduğumuz arkadaşlarımdan biri geldi aklıma. en son 2010 yılında görüşmüştük. 5 koca yılımı paylaştığım arkadaşlarımdan hiçbiriyle görüşmüyordum. nasıl bir insandım ben? neden bu kadar yalnız kalmak istedim? neden hep kaçtım onlardan? yüzleşmedim acılarla... zor geldi. yorucu ve ağırdı yenilgiyi konuşmak. uğradığım haksızlıkları unutamamışken daha, üstesinden gelememişken acılarımın, beni en iyi tanıyan, en iyi anlayan insanlara yabancı olmuştum artık. sandım ki onlardan kaçarsam yargılamazlar beni. ama ben kendimden kaçamadım.

    işte o konser gecesi, sokaklarda herkes yiyip içip eğlenirken, ben ağzımda içmeyi bile beceremediğim bir puroyla mesaj yazdım arkadaşıma. gerçekten özlediğimi hissettim onu. gerçekten görüşmeye hazır olduğumu... eskileri yad etsek bile üzülmeyeceğimi... bütün o kötü anıların artık beni etkilemelerine izin vermeyeceğimi... sadece hissettim. ve tüm kalbimle bana olumlu yanıt vermesi için dua ettim.

    çok mutlu oldu onu aramama. ve ertesi gün görmek istedim onu. bol bol sohbet ettik. gece oldu biz doyamadık birbirimize.

    ve ona o gece dedim ki: "sen harika birisin. her birimiz eşsizdik hattâ. ve o alçak senin bilinç seviyene, senin harkulade yeteneklerine ulaşamadığı için seni eziyordu. çünkü o basit ve fikirleri beş para etmez biriydi. seni çok kıskandığı için hep aşağıya çekmek istedi. çünkü sen dik başlı ve kişiliği sağlam biriydin."

    önce şaşırdı ve sonra dedi ki: "inan hiç böyle düşünmemiştim."

    hangi birimiz bizim hakkımızda olumsuz düşünülenleri kendi lehine algılıyor ki? bizler hasta ruhlu, narsist insanlar değiliz. herseyimizi paylaşarak varolabileceğimize inanmışız. sahip olduğumuz ne varsa vererek... çoğu zaman da hiçbir şey beklemeden vermişiz... dünya etrafımızda hiç donmedi. kimseye şımaramadık. almaya aç, çıkarları uğruna birbirini satan onursuz insanlardan olmadık. sadece üretmenin ve paylaşmanın yüceliğine inandık.
  • artık seni suçlamıyorum.

    artık sustum.

    hayatımın en kötü yaz mevsimini geçirdim sadece seni düşünerek. senin için yaptıklarımı... senin bana yaptıklarını...

    evet, bugün kabullendim asıl gerçeği. çok ağladım, çok üzüldüm. ardından bayağı bir yas tuttum. çok kızdım. çok küfrettim ardından. ama hepsi geçti biliyor musun? hepsi bugün geçti...

    asıl gerçek şu ki; ben kendimi layık görmedim senin hayatına dahil olmaya. sana layık görmedim kendimi. bir sürü engeller koydum zihnimde ikimizle ilgili. bir yanım seni çok istedi öbür yanım "olmaz" dedi. fizik kurallarına göre aynı anda hem ileri hem de geri gidemezsin. ben hep bunu yapmaya çalışmışım hâlbuki. sana lâyık görmeyerek kendimi ilişkimizi baltalamışım. herşey, tüm pişmanlıklarım kendi değersizlik duygum yüzünden. bana çok acımasız gelen sonumuzu ben hazırlamışım. "ne kadar şiddetli bir son olursa o kadar iyi görmek için kendi gerçeğimi." diye düşünmüşüm. ne bedenimle barışığım ne de sevgiyi hak ettiğimi düşünüyorum. derinlerde bir yerlerde yara aldıkça "ben sana söylemiştim böyle olacağını. beni dinlemedin." diyen bir ses var. hayatta başıma gelen her olumsuz deneyimi "ben sana söylemiştim." diyerek başıma kakan.
    bir teoriye göre sevdiğin biriyle sadece bedenin ve bilincin konuşmaz. ruhun da konuşur. bizim ruhlarımız herşeyi biliyordu, anlıyordu. seni istediğimi söylerken aslında nasıl ittiğimi... beni incittiğinde, hayal kırıklığına uğrattığında, haksızlık ettiğini düşündüğümde aslında bunları kendi kendime yaptığımı... sen kendimi ne kadar değersiz gördüğümü bana gösteren bir aracıydın aslında.

    bugün kitapçıda tesadüfen baktığım bir kitapta okuduğum şu soru kendime ne denli haksızlık ettiğimi gösterdi.

    "eğer ömrünün sonuna kadar seni rahatsız eden bu olay sürseydi, kendi huzurunu yeniden kazanmak için hangi yönünü geliştirmeyi seçerdin?

    kendimi değerli kılmayı seçerdim.
  • ne diyordum?

    kötü hissettiğini biliyorum. mutsuz olduğunu da. hattâ eşek gibi pişman olup beni özlediğini de. "keşke..." dediğini duyar gibiyim.

    ah ne yazık! mutsuz olmanın sebebi beni tamamen kaybetmiş olmak değil. sen hep mutsuzdun zaten. nasıl mutlu olacağını bilmeyen, seni mutlu eden şeyleri göremeyen milyonlarca insandan birisin.

    eşek gibi pişmansın, evet. ama bensiz kaldığın için değil. benden sonra doğru dürüst biri çıkmadığı için, seni o bitmek tükenmek bilmeyen küçük burjuva bunalımından kurtaracak benden daha iyi biri karşına çıkmadığı için...

    inan bana hayat senin için hiç zor değil. sen zorlaştırıyorsun herşeyi. ailen istediğin zaman sana yeni birini bulabilir. yaşı yaşına uygun, çekici, huyu suyu sana benzeyen, senin gibi küçük hesaplar yaparak günü kurtaran bir küçük burjuva mutlaka bulur. üzülme, yakındır.
  • sanırım kendime acı çektirmek hoşuma gidiyor.

    acılarımı ve seni kutsuyorum. içimde bir seri katil yaşıyor dışarıya çıkmayı bekleyen. zor tutuyorum. dizginliyorum. öfkemi kontrol etmek ve yanlış yapmamak için o kadar zorluyorum ki kendimi.

    geçenlerde cadde boyu yürüyorum. dürülülü dürülülü sesleriyle ortalığı velveleye veren gelin arabası konvoyu geçti yanımdan. ben düğünleri hiç sevmem ve hiç gitmem bilir misin? eğlenemiyorum düğünlerde. sevemiyorum düğün klişelerini. pasta, takı, halay vs... fakat o an o salak korna seslerini duyunca içim öyle acıdı ki. sen geldin gözümün önüne. evlendiğin kişinin elini tutuyorsun sımsıkı. telaşlısın. herkes telaşlı. bir yandan aileler gelin arabasının etrafına dizilmiş, bir yandan da o çok sevdiğin kankaların arabalara doluşmuş kornalarla ortalığı ayağa kaldırıyorlar. herkes heyecanlı, herkes kokoş. parfüm kokularınız havaya karışmış. bense uzaktan öylece izliyorum olanları. yağmurda ıslanan bir sokak kedisi gibi. iyice yerleşince gelin arabanıza dürülülü dürülülü sesleriyle basıp gidiyorsunuz. ben de tamirci çırağı gibi arabanızın egzozundan boğuluyorum. öylece bakakalıyorum ardından.

    seni bana hatırlatan abuk sabuk şeyler olmuyor değil. mesela bugün meslektaşım, oturduğun ilçenin yüzde 70'nin üniversite mezunu olduğunu söyledi. oradaki yaşantısını mumla arıyor. çomar yığınlarının doluştuğu bir yere geldiği için bin pişman. sen de, eğer evlenirsek, gençliğini yaşadığın o ilçede yaşarız demiştin. hatırladım. orada herşeye yeni baştan başlamak. sevgi ve umut dolu masalsı şarkıları dinlemek gibi bir şeydi hayallerimiz. ama bunları düşünmek bile güzeldi. iyi hissettirirdi. gerçek olamayacak kadar güzeldi çünkü.