şükela:  tümü | bugün soru sor
  • sol freymdeki “ekşi itiraf” başlığını yanlış okumam sonucunda “acaba bu neymiş ki? “ dediğim başlık.
    (bkz: yaran yanlış okumalar)
    bundan böyle, sözlükçülerin ihtilaflı konularının paylaşıldığı başlık olabilir.
  • sözlüğe, topluma dair eleştirilerimi genelde duygusala bağlayanların durağı ekşi itiraf başlığına yazmak içime sinmiyordu, (ara: ekşi muhalif)'i siyasi görünümüyle eledikten sonra işbu başlık altında toplamaya karar kılmıştım -ki benden önce biri düşünmüş, tebrik ederim.

    ilk huysuzlanmayı yapalım;

    entrylerinizi açtığımda "bir çok", "bir kaç" ile başlayan cümleleri gördüğümde, boyum kadar olsa da, o yazıyı anında kapatıyorum. diline hakim olmadan kelam etmek bende yetkinlik uyandırmıyor. hayata dair birikimlerin olabilir ama bunu bir turiste nasıl kendi dilinde anlatmak gerekliliğin varsa, bilmeden yapamıyorsan, kendi dilinde de bu hoşgörüyü bekleyemezsin. önce gramer. sonra kramer vs. kramer.
  • ikinci de gelsin:

    film müziği ve film şarkısı iki ayrı şeydir arkadaşım. genel olarak müzik adı altında geçse de, sen bunu bilmelisin. soundtrack bu ikisinin toplamı. film müziği film score olarak geçer. bu tip derlemelere film için yazılmamış, sadece kullanım için alınmış şarkıları katamazsın. film için yazılanın genelde sözsüz versiyonu da olur zaten. bu cehalet de midemi bulandırıyor. elimi kirletmiyorum.
  • arayı açmadan üçleme yapalım sonra the godfather part iii gibi bütünlüğü kaybediyor.

    (bkz: başlık açarken dikkat edilecek hususlar/@kolombre) burada değindiklerim azalacağına kanser gibi yayılmış.

    (bkz: ütopya/@kolombre) bir gecemi düzeltmeye verdiğim bu anlam ayrımı tartışmasından sonra dediğime gelinmesi, hakkımda yersiz provokasyon yapan kalemlerin hesaplarının silinmiş olması, yazılara kategori eklediğimiz tasnifçiliğin bile hesabımdan çekilmiş olması yine kara mizah şeyler.

    ayrıca, aslanın hala ormanda yaşadığını, köpekbalığının ayrı yazıldığını düşünen yazarları görüyorum bazı. cehalet 1000 şekilde ortaya çıkabilir, ama olgunluk görüldüğü gibi tanınır, başka hiçbir şeye benzemez demiş âlâbalık. alabalık dedim karnım acıktı, bari yemeğe gideyim.
  • başlık ile altında yazılanlar pek de uyumlu değil. daha çok derdini, sıkıntısını anlatma; mızmızlanma entrileri var.

    benim bildiğim ihtilaf kelimesi daha başka şeyler va'd ediyor. buraya ne yazılacağı konusunda birlik sağlanmalı, bunu da ilk entrilerin sahipleri yapmalı. yoksa bu haliyle tutmaz bu başlık.

    o değil de, yalan yanlış tutuyormuş başlık, biz de verdiğimiz akılla kalırız:)
  • girilecek içerik ne kadar doyurucu olursa olsun, açtığınız başlık dandik yahut itici şahıslar/eylemler barındırıyorsa pas geçiyorum. entry'i başlık temsil eder zira, genel aramada "oha şu başlığa niye yazmışım ki" dediğim oluyor ve siliyorum.

    üstteki yoruma gelince, zaten dolunmasın, şurada kafa dinleyelim diye vadettiği ayrılığı temsilen muhalif fikirlerimi paylaşıyorum. formatın müsaade ettiği serbesti içinde özel bir alan bulmuşuz, daha ne isterim.
  • sözlükteki faydalı başlıklar ve terimler havuzu için yazar taraması yaparken pek çoğunun aktif yazmayı bıraktığını, dönenlerin de buradan bezmiş olduğunu gördüm. keşke 3-4 sene kadar evveli bu derlemeyi yapmaya koyulsaydık, hem bu kalemlerin emek payesi verilir hem kar topu etkisiyle bugünkü yozlaşmanın önü biraz olsun alınırdı. diğer yandan, spesifik alanlarda uzmanlaşmış bu kadar çok yazar barındırdığını bilmiyordum sözlüğün. çok değerli kalemler var. ben bıraktığımda bana destek olan pek çok yazar oldu; aynını bu kalemlerin emeğini güncel kılmak için yapmak, yeni bir şey üretmekten çok daha anlamlı olacak.

    emeğin kıymetini üreten bilir; hepsine tekrar teşekkür ediyorum, birikimlerini damıtıp hayata geri kazandırdıkları, kendilerinden bir parçayı "diğerler bütünü"ne kattıkları için. umarım bu "değerler bütünü"nün kıymetini onlar da bilirler.
  • bir sonraki cümleye geçtiğimde, öncekinden bir kelimeyi mutlaka fark etmeden kullanıyorum. harfleri fonetiğe uygun sıralarken (inceyse inceden devam, gibi) koca bir kalıp öbeği birebir kopyalamak hoş olmuyor; tersi gibi, kulağa ahenkli kabilinden alıyor sanırım bilinç, ama yerine aynısını koyuyor. harf hatası düzeltir gibi, yazı bitiminde tekrarlı kelimeleri siliyorum çoğu zaman, yerine ikamesi ahengi bozuyorsa cümleyi toptan siliyorum. kalemimle ihtilafa düştüğüm nadir durumlardan biri ve otomatiğe bağlamamın önüne ket vuruyor.

    p.s. ikilenen bir kelime yine çıktı, maviledim, god damn you harvey.
  • kemik cevremi yeterli buldugum surece sabitledigimden, insanlari uzaklastirmak icin de negatif manipulasyon kullaniyorum.

    bu basligi eksi ozelinde actigimdan, burasi icin ornek vereyim. ucuncu kisilerin urettigi bilgiyi baskalariyla paylasima katalizor olarak etki ediyorum fakat alan tarafta yokum. eskinin o buyulu arastirmaciligi coktan yitti gitti.

    lakin bu uzaklasimi rasyonalize edebilmem icin kaynagi degersizlestirmem gerekiyor - ki bir kayip olarak gormeyeyim. yillarimi verdigim alanlarda kanat cirpan kalemleri bu yuzden saygi testine tabi tutuyorum: kimini sozlukteki faydali basliklar ve terimler havuzu icin emek vermedigi, kimini isim kimini telefon vermekten imtina ettigi icin bir cirpida sildim. rehberime gecenlerde de, surekli iletisimi yine kendi kitlesiyle kisitli tutan biri olarak, biriktirici bir koleksiyoner edasiyla figurleri oracikta tozlanmaya biraktim. silesim geldiginde cevaplanmasi gerekmeyen bir sey paylasiyorum, donulmemesi yetiyor.

    ama soyle ornekler de vereyim: dizi senaryosu icin bir komedi alt turunde ornekler istemisti bir arkadas, bir gecemi bu seckiye ayirdim ve yuzlercesini pasladim. bir sure ses gelmedi, sonra konustugumda listemi kullanmadigini soyledi. agzinda surekli is olursa x yuz milyar para kazanacagi soylemi var ve evvelce kullanilmamak icin bu ortamlari terk ettigimden, bu patavatsizlik beni rahatsiz etti. bir konusmada elimde yillarla birikmis film replikleri seckisini paylasmami istedi. onceki kullanilmayan emegin ustune yillanmis emek istemi, yukarida verdigim teste itti: kazanirsa benim payimin ne olacagini sordum. tonuna onlarcasindan asina oldugum bir yapaylikla "bir arkadasina yardim etmis olacaksin" dedi, is baglayinca aramaz olan, paraya tapan arkadas. lokmasini agzindan aliyormusum gibi gard alirken, emek somurusunun ne oldugunu unutmustu.

    insanlar tepeden inme emegin degerini bilmiyor. bana progressive rock arsivini katan bir istisna vardi, benim ona neoklasik metalle beraber, hala bas ustunde tutarim bu emegi. bugune kadar disimle tirnagimla kazip edindigim bilgileri sundugum hicbir organizma bu husuyu bana yasatamadigi icin artik arsiv paylasmiyorum.

    baska bir arkadas da benim derlemelere burun kivirip iliskilere dair sacma sapan entryleri bana pasliyordu, oracikta igrendim. benimle iletisimdeysen once saygiyi edinime gostereceksin. hayatina dahil oldugum her insandan bunu beklerim.

    en iyi dostlarimla ortak pek cok noktamiz var ama tepede kara mizah duygusu ve dolayisiyla kulturel birikim, katiksiz dogallik ve dobralik, degerlerinden hicbir menfaat icin vazgecmemek ve iletisimi her kosulda koruyabilmek yatiyor.

    boyle insanlar tanima sansina erismisken, saniyorum cektigim cizgide hakliyim ve gecilmesi icin caba gostermeyen insanlarin da bana katacagi bir sey zaten yok. somuruyse hic yok.

    ha, sunu da eklemeli: yazmayi seven bir kalem olmam, kisilere, eser basliklarina vb. deger bictigim zanniyla karsilanabiliyor. insanlar buna da alisik degiller. karsimda beni doyuran bir kalem oldugunda ancak cumlelerim kisaliyor. yoksa kendimi okumaktan zevk aliyorum, karsimdaki zevzegi degil.

    buna ragmen narsist bir insan degilim. benim binde birim insanlar on gomlekle kendini satarken ben hala kisisel doyumum icin birikim sagliyorum. ortalik kibir azabindan gecilmedigi icin sovalye zirhim ve kilicimla dolasip cehalet magdurlarina arka cikiyorum. yoksa kalender insana efelendigim, hasa, gorulmemistir. bir de eglenceli oluyor: insanimiz zaten mizah yoksunuyken undernet doneminden kalma mottom "susun ve tapinin" ruhuna burunmek beni bu kitlenin etigine kadar camura bulanmis cirkinliginden soyutluyor.

    the sopranos bitisi.