şükela:  tümü | bugün
107712 entry daha
  • tansiyonum 13/9 çıktı, neyin gazına gelip ölçtürdüm acaba, benim gibi pinpirikli insana göre bir hareket değildi ya neyse bu gece de takacak bir şey çıktı!
  • uzun zamandır içinde "istanbul" kelimesi geçecek diye haber bile okuyamıyorum. bu kelimenin beynimde yarattığı patlamadan kaçıyorum köşe bucak. ama bugün kırtasiyede üzerinde galata kulesi olan bir ajanda gördüm ve galata kulesi geldi gözlerimin önüne tüm güzelliğiyle. galata'da tam da o saatte sabahın tazeliğinde çay içerken hayal ettim kendimi, gözlerim doldu.

    ne kadar uzağa kaçarsan kaç istanbul arkandan arsızca gelirmiş, bu da kalbi çok acıtırmış, bunu anladım.
  • ilgimi çekmeyen insanları dinlemiyorum. anlatıyorlar, soru soruyorlar, tepkiler veriyorum, bazen ilgisiz davrandığımı farkettiklerini farkedip biraz dinleyip ilgili görünüyorum ve dinlememeye devam ediyorum. çok nadir aklıma bir şey takılıyor ve "ya bana bunu anlatmıştı ne demişti." falan diyorum, sonra unutuyorum.
    dinlemediğim insanları görmemeyi de başarabildiğimde huzurda boyut atlayacağım.
  • oturdum gece gece belki 40. kez devlerin aşkı’nı izledim. şu sahnedeki sevdaya bakınca, ne kadar çöplük ilişkiler içinde yaşadığımızı anlıyor insan.
  • hayatta yapmam/yapamam dediğim şeyleri yapmak durumunda kaldığımda, daha güzeli yapmak isteyip başardığımda oyun oynarken harita açmış gibi hissediyorum. fon müziğim değişiyor hatta bazen achievement patlıyor kafamın üzerinde..
    kendini aşmanın, geliştirmenin bendeki anlamı bu =)
  • bir kız var şimdi hani öyle nazenin edalı derler ya, öyle ışte. çok zaman oldu bir kadınla ilgili güzel şeyler düşünmeyeli, hissetmeyeli. yalansiz, belki bi yedi sekiz yıl olmuştur. ha oldu da sevgili, ya onlar sevmedi, ya da kendim sevmedim dicem de doğru olmaz. ben sevilmedigim için sevmedim galiba.
    yıllar önce bir sevgili vardı hayatımda.. adı önemli değil aysu diyelim. günlüğümde de aysu diyorum ona. hem ismine yakın bu hem de romantik.
    ondan bahsederken ne kadar doğru bilmiyorum ama yaşam felsefemi edindiren insan olarak tanımlarım. ılkgencligim onunla geçti. o hiç genç gibi değildi. her şeye bu kadar mı akılcı mantıklı yaklaşılır. yıllarca okb anksiyete ilacı alan benim gibi herifi güzel bir insan yaptı.
    ayıp yok, giyinmeyi, konuşmayı, yemek yemeyi bile öğretti.
    ama kolay adam mıyım, adam mıydım da onu da sormak lazım.
    üniversiteyi bıraktım.
    o üniversitenin üçüncü sınıfındaydi.
    sonra başka bir bölüme başladım.
    hala benimleydi. öğretiyordu.
    okuldan uzaklaştırma aldım.
    aynı zamanda o atanmıştı. öğretmen oldu.
    aysu artık benden bir şey olmayacağını anladı.
    hiç unutmam harem'de ayrıldı benden.
    o gün bütün üsküdari elimde birayla bazen kaybolarak bazen ağlayarak altunizadeye kadar yürüdüm.

    uzaklaştırmadan sonra çok şey yaşadım.
    mephisto'da kitap satiyordum.
    ordan da atıldım.
    nasıl yapmalı? okul yok, iş yok, aysu yok, para yok. bıraktım mı? yok.
    sonra işe girdim. parasızlık bir süre her şeyi unutturacak yeni dertler edindirmisti zaten. okulu da aysuyu da unuttum
    hasılı altı ay cezamız bitti. üç beş kuruş para da vardı. okula döndük.
    ben mezun oldum sonra. hem tam zamanında; bütlerle, yaz okullarıyla olsun olduk hem de atanacak puan da aldım. çok soğuk bir memlekete öğretmen geldik.
    benden bir şey oldu mu bilmiyorum ama hep zor zamanlarda yalnız kaldım. hep insanlar güçlü iken bıraktılar, bunu yadirgamiyorum. ama artık ben de zayıf değilim. siktiriboktan bir öğretmenlik de olsa yoksul değilim.

    şimdi o nazenin edalı kıza geri döneyim.
    cok olmadı tanışalı. üç beş zaman felan.
    gerimde aysu, okul zamanlarim, kitaplarım, günlüklerim, ve bir yığın olay.
    şimdi benim güzel kızım, tamam güzelsin, hem öyle bir zarafetle güzelsin ki içim başıma vuruyor, sancilanacak kadar güzelsin. ama ben sana nasıl anlatayim kendimi. biraz artistik olcak ama vala kendime bile anlatabilmis değilim kendimi. ben sana nasıl anlatayim. öyle gülüp geçilecek bir kiz olsan şimdi kolundaydim ama degilsin, gavur, imansiz adamım size göre ama gene de vicdanim el vermez böyle bir şeye.

    gene de yıllar sonra bu kız ilk defa bir şeyler hissettirdi bana sevgili sözlük ahalisi.
    yani öyle içip içip atarli giderli laflar söylemeye benzemez bunlar, alır yere çalar yıllarca biriktirdigin; kini, öfkeyi, kibiri...
  • "kaynar suya bir kurbağa atarsanız dışarı sıçrarmış.

    ama aynı kurbağayı soğuk suya koyar ve suyu yavaşça ısıtırsanız, kurbağa kanı kaynayana kadar suyun içinde kımıldamadan otururmuş. canlı canlı haşlanırmış.

    belki benim başıma gelen de buydu. "

    john hart belki diyor ama benim başıma gelen kesinlikle buydu.
  • yoda'nın bi sözü var. train yourself to get rid of everything you fear to lose. çok güzel lan. çok güzel. çok ağır. çok doğru. her şeyin özeti gibi. belki de hakikaten öyle.

    motor sporlarına ilgim yok pek. ama schumacher... abi... içim parçalanıyor. bir saniye de olsa adamın yerine koyun kendinizi. sonra elinizdeki en değerli şeyin gitmesinin o düşüncesine bile katlanamadığınız soğukluğuna bırakın kendinizi. bir an. yapabiliyorsanız şayet... nasıl? kötü hissettirdi değil mi?

    şu yukarıda yazdığım iki şeyi birleştirin. yapamayacaksınız. kimse yapamıyor işte bunu. bunun adına ne diyorlar bilmiyorum ama sahip olduğu iddia edilen kişilerin bile pek azında olan bir değer bu.

    gerçi buna sahip olunca bu dünyada da pek bir işin kalmıyor gibi sanki... o apayrı mevzu ama. oraya girmeyeceğim.

    eddie: bu, dünyaya hiçbir değer katmadan, hiçbir işe yaramadan, çalışmadan etmeden yaşayacağım ama canımın her istediği de her istediğimde olsun tamam mı demek değildir. bunu yapan düz orospu çocuğudur. bu düz orospu çocukluğudur. orospu çocuğu olmayın.
  • diş hekimine gitmeyi ne kadar seviyorsam, anestezi yaptırmayı da o derece sevmiyorum. bugün azı dişime anestezisiz dolgu yaptırdım. biraz ağrım var ama çok mutluyum. o iğneyi yaptırsaydım tüm gün baş ağrısı çekecektim, gerenk yok.
  • nasıl/neden yapacağımı tam kestiremediğim bir işi yapmakta oldukça zorlanıyorum. erteliyorum, üşeniyorum, gereksiz buluyorum.

    ders çalışmam lazım ama "nasıl/neyi çalışsam acaba" diye düşünüp kitap okumaya başlıyorum.

    sevdiğim işleri yapmakta da bir dakika vakit kaybetmediğim şüphesiz ki doğru. yani görece doğru, büyük konuşmayayım şimdi.

    örneğin, her ne kadar amatör olsa da, 2 ay sonra yapmam gereken bir sunum var ve sunacağım slaytı 3-4 gün boyunca yoğun kaynak taramasından geçirerek hazırladım.

    görece doğru olan kısmı da yapacağım şeyi seviyor olsam da yeterli motivasyonumun olmaması yüzünden yapamamamla alakalı.

    davul çalışmak mesela. stüdyoya girmeyeli neredeyse 1.5 yıl oldu, practice pad denilen illet de baydı iyice. stüdyoya gidecek fırsatı bulsam zaten nice bagetler eskiteceğim ama şehri daha yeni keşfederken o iş de zor.

    inanır mısınız* ikili ilişkilerimde de aynı durum sürüyor. birileriyle tanışıyorum bir süre görüyorum sonra ilişkim pat diye kesiliyor. neredeyse her gün yeni biriyle tanışmaktan iflahım soldu. şanslıyım birkaç kişiyi şimdilik sabitledim de sürdürülebilir ilişkilerim devam ediyor onlarla.

    ilgi duyduğum kişilerde de öyle. tanışıyoruz, konuşuyoruz ama devamı gelmiyor.

    gelmeyeceğinden/gelemeyeceğinden değil üşengeçliğimden. kendi kendime diyorum ki "şimdi sen bu kızla konuşacaksın, yetmeyecek buluşacaksın, flört edeceksin, sevgili olacaksın dertsiz başına dert alacaksın, en sonunda muhtemelen ayrılacaksın.". olaya böyle yaklaşınca da başlamadan bitenler kervanı genişliyor.

    alternatif de yok ha. ilişkilerden kaçarken yaptığım şey de dizi izlemek falan. ne akademik ne kültürel anlamda ciddi bir yere varabiliyorum.

    üşengeçliğime gelmezse yarın belki ertesi güne planlarım olur, yaşamadan öleceğim yoksa bu gidişle.
17967 entry daha