şükela:  tümü | bugün
111568 entry daha
  • *15 gündür asker gibiyim. her sabah 9'da uyanıyorum ve tam 5 saat 40 dakika ders çalışıyorum.

    *çocukken dünyanın dönmesi ama başımın dönmemesine anlam veremezdim.

    *bir kelime olsaydım; boşver ya da eyvallah olurdum. eyvallaha daha yakınım.

    *aylardır ağlayamıyorum içtiğim ilaçlardan dolayı. halbuki ağlamayı çok severim.

    *ilişkilerimde çok istikrarlıyım. nasıl başlarsa başlasın hep terk edilen taraf oluyorum.

    *büyümek istemiyorum annem babam yaşlanır.

    *çok sık baş ağrısı çekiyorum. migren taşımı şakaklarımdan gözlerime kadar sürüyorum.

    *çıkmaz bir sokakta çok temiz bir dayak yemeyi ağzımın burnumun kanamasını çok isterdim. böyle bir rahatlama hissi verecek gibi.

    *ben güzelim bu hayat çirkin.

    *bir keresinde bir adam beni o kadar delirtmişti ki ondan kurtulabilmek için aylarca psikoloğa gitmiştim.

    *kyk borcunu borç olarak göremiyorum. ne zaman ki hapse atarlar o zaman öderim.

    *alkol almıyorum ama kafam çok güzel. sarhoş gülüşü var bende. şu videodaki leyla kim anne ya dediğindeki gibi.

    *mustafa kemal atatürk'ü ve orhan veli'yi çok özlüyorum.

    *geçen sabah aceleyle dişlerimi fırçalarken diş fırçası kutusunda kendi diş fırçamı gördüm. söyleyeceklerim bu kadar.
  • yaa yine beni bekleyip uyumamış sevgilim özür dilerim
  • kedilerin gizemli dünyasının bir kâşifi olarak dikmek isteğim bayrağı tam olarak nereye saplayacağımı karar vermekle geçen uzun saatlerden sonra bir kâşif olmanın pek de eğlenceli bir hadise olmadığına karar verip cayıverdim.

    hayatımın kısmen bir böl ve yönet durumu olduğunu hayal edip kendimi küçük küçük parçalara böldüm akşamın eşiğinde. dudaklarıma yapışmış kâğıtları tırnağımla temizlerken, kuşbaşı olmuş ruhumun kimi parçalarını kıymaya çevirmekten başka bir çıkışımın olmadığını düşündüm sonra. bazı lokmaları hazmetmek için dişlerinin keskin olması gerek zira ve çok daha zorlarını hazmederken törpülenip erimiş olan dişlerim, artık bu lokum kıvamına gelmiş olanları sadece yutarak çıkacağı yere yollayabilmekte.

    zamansız, mekansız ve geçmişi her daim silik ve belirsiz, yarı şeffaf ama her anı dünyanın kendisi tarafından yoğrulmuş şehvetin kendisinin bir maceranın ve anın sürekliliği ile var olduğu, yaşamın ise dün, bugün ve yarını es geçip bir kapının eşiğinde görüldüğün ana büründüğü, hafiflikten ibaret bir yaşamın arayışı.

    boğazımdan aşağıya süzülen duman dalgalarının sismik etkilerinin verdiği haşhaşilikten ve parmak uçlarıma sirayet eden kaçamak alkol damlalarının kafamı saran halesinden muaf, sadece kendim olduğum için tüm hücrelerimi saracak bir baş dönmesinin büyüsü bana kalan, yaşam diye seslendirdiğim bu yeri yurdu belli olmayan hayatta.
  • bazen kendimi çok yalnız hissediyorum. ve şu an o hissiyatı yaşadığım anlardan bir tanesindeyim. yan daireden kahkahalar gelirken ben ise burada sadece entry girip boş boş tavanı izliyorum.

    edit:imla
  • en azından bir "hayır gelemem" yazsaydın. hiç bir şey yazmamandan daha iyi bir durumdu.

    giden zamana değil iyi insanlara olan inancımın azalışına üzülüyorum...
  • işten çıktım.. arabama bindim. otobana çıktım. o ana kadar kendimde kastığım ne varsa bıraktım. direksiyona vura vura, bağıra bağıra ağladım. aradaki yarım saatlik yolun yarısını hiç hatırlamıyorum. o kadar dua ettim ki içimin acısı gitsin diye. gitmiyor. hiç azalmıyor, hiç .görmekle, görmemekle, konuşmakla, susmakla, hiçbir şeyle azalmıyor.
    yüzümün gülmesi onu sağlıklı, karşımda görebilmekten. şükretme seviyem bu çünkü. varlığı beni mutlu ediyor, benim için var olsun diye ölmeyeceğim bencilliğimden.
    öte yandan hislerimi anlatsam, zorlanıyorum, anlatamam. kızıyorum, seviyorum, gün içinde farklı bahanelerle arayıp bir saniye sesini duymak istiyorum, karşılığı olmadığını en ufak sezsem bin parça oluyor içim -ki genelde olmuyor. ne yazabiliyorum içimden geldiği zaman, ne konuşabiliyorum. cam kırıklarına basıp kesilmemeyi beklemek gibi varlığı. hem parıl parıl parlıyor, hem canımı çok yakıyor.
    kafasında ne var hiç bilmiyorum. bazen istiyorum bilmek, bazen de sezdiğine inan diyorum. kolayı öylesi çünkü . inanmak istediğine inanman.
    benim inandığım adam çok naif, çok tatlı. bana sevebildiğimi hatırlatan, onu sevmem, daha çok sevmem gerekiyormuş gibi bakan,çocuk ruhlu, kötüsüz biri. öyle inanıyorum ki içine, söyledikleri yada söylemedikleri sadece canımı acıtabiliyor ama inandırmıyor beni isteyerek üzebileceğine. öte yandan yaşadıklarıma bakıyorum , dram. kurtar kendini kızım diyorum , çık bu içine düştüğün cendereden. güçlüsün sen. yaparsın. ama işte her şey yüzünü görene kadar. sağlıklı olduğunu görüp şükretmemle bir, her şeyin bir gün değişebileceğine inanmalara tam gaz devam.. sevmek gerçekten tüm mantık fonksiyonlarını öldürüyor. insan bazen kendi için zor, acımasız ve kötü olanı kör bir inançla sevebiliyor. seviyorum , elimden başka türlüsü gelmiyor. kızıyorum , ölesiye kızıyorum. bunun da gelmiyor maalesef. beyin hücrelerimin tek tek yok olduğunu hissediyorum bazı zamanlar öfkeden. en büyük beklentisi değerlerine saygıyken, benimkilere göstermediğinde misal. ne düşündüğünü anlayabilmek için gözünün içine neredeyse yalvarır gibi bakarken hiçbir şey anlayamadığımda da.. ulaşmak isteyip ulaşamadığımda da..kendime de kızıyorum. her şeyi hemen kolayca unuttuğumda, sarılmak isteyip sarılmadığımda, ne olursa olsun buradayım yalnız değilsin'i kendime rağmen bir köşede bıraktığımda, öfkeden gözüm döndüğünde, ısrarla anlamak istemediğimde, zamana bırakamadığımda , özetle kendimde bastırıp durdurduğum ne varsa tümüne kızıyorum.
    keşke korkmasak.. keşke zamanda yolculuk mümkün olsa da çok değil, bir sene sonraki ben'e ışınlansam. keşke çok değil yalnızca bir saatliğine içini tümden görebildiğim bir an olsa.. tüm düşüncelerini, hislerini okuyabildiğim bir an. keşke sımsıkı sarılabileceğim bir beş dakikam olsa.. ve içim beni o an durdurmasa. keşke beynim artık bana hatırlatmasa yada o aksini hissettirmek için biraz çabalasa..keşke canım bu kadar yanmasa. keşke özlemesem. en acımasızı bu galiba. şu an sevdiğin bir çok şeyden vazgeçeceksin ama al sarıl uyu deseler, salise düşünmeyecek olmam.
    keşke'siz, mutlu , küçük bir dünyaya cesaretimiz olsa.. bir de bahçede köpeğimiz. evimizin köpeği .

    çok beklersin .. hadi kes ağlamayı da yat.

    sabahına edit: yattım ama pek uyuyamadım. yürüyüşün geldi aklıma , neşeliyken sağa sola açılan adımların.. kızgın, endişeli, tepkili suratın ve kırışıklıkların. her birine tek tek dokunarak açmak istediğim..
    şimdi balıktayız. gün daha aydınlanmadı. kapkaranlık ortalık, bugünlerdeki bana benziyor. birazdan da çayı koyarız, güneş çıkar yavaş yavaş.. o da sana benziyor. dokunsam yanacağım, dokunmazsam ışıksız kalırım.
    içimi özledim.. neşemi veren güleç gözlerini. uzun uzun göremediğimdeki sesini özledim, huzur veren, sakinleştiren sesini..
    çok arabesk oldum ben. bu da hafta sonu modum olsun. seni seviyorum.
  • babamı tee küçükken kaybettim. hiç unutmam, belki gelir diye 1 yıl boyunca her gün saat 7 de balkonda bekledim.

    saat 18:55 teki umudum ile 19:10 daki umutsuzluğum. biri gök yüzü, biri kör kuyu.
  • kpss 2018e son kez gireceğim.

    şubat'ta atanacağımı sanan bir ailem var. muhtemelen onda atanamıyacağım. zaman kazanmak için dedim onu. temmuz'da sınava gireceğim. ağustos'ta öabt var. bu sınavın ilk ataması kasımda. yani ben net 1 yıl daha işsizim. evlenmeye kalksam en az 1 yıl gider. dert bastı. şiştim ya.
  • evim temiz olduğu için çok mutluyum, koca hafta sonu bana kalacak:)
    biriktirmeden temizlik yapınca cumartesi günleri rahat oluyomuş işte.
    sehpada duran mandalina kabuklarını saymazsak tabi... :)
  • bugün, 9u 5 gece bir muhabirin "işte ankara sokaklarında herkes saygı duruşunda..." diye anons yaparken kameranın kadrajındaki yürüyen insan ben, muhabirle o göz göze gelişimiz, ikimizin de o bahtımı seveyim bakışı... farklı saiklerle aynı hissiyatın tezahürü...
892 entry daha