şükela:  tümü | bugün
113858 entry daha
  • https://youtu.be/9kiowmxsdwc

    ansızın içime bir türkiye özlemi düştü.
  • bu teknolojiden, bu kontrol mekanizmalarından, bu dijital tahakkümden bıktım. istediğim gibi yazamamaktan bıktım. biyo iktidarın her yerde olmasından bıktım. sürekli takip ediliyormuş, izleniyormuş, denetleniyormuş hissi yaşamaktan bıktım. gelecekte beni ne bekliyor diye düşünmekten, rahatça içimi dökememekten bıktım. toplumun belirlediği kurallara uymaktan bıktım. bir şeyleri garanti altına almaya çalışmaktan, iş ve özel hayatımda sağlam bir sıfat kazanmaya çalışmaktan, haksızlıklardan bıktım.
    halbuki yaşamak böyle zor değildi binlerce yıl önce... kurallarımız, zorunluluklarımız, yargılarımız, kaygılarımız yoktu. beslenme ve barınma kaygılarımız vardı en fazla ve onları da doğanın verdikleri ve içgüdülerimizle çözüyorduk. sayımız azdı ama mutluyduk. şimdi ilkel olan biz miyiz bu mutsuzlukla, yoksa onlar mı “ilkel”di?
    bu hayatı böyle çetrefilli hale getiren bizler, yüzyıllardır ilkel değil miyiz zaten?
    bu dijital hapishaneyle, bu saçma ve sadece güçlülere yarayan siyasetle, bu toplumsal “düzen” palavralarıyla mutlu olabildik mi?
    ben binlerce yıl öncesine gidip, mutlu bir “hayvan” olmak istiyorum yine... bu boş amaçlardan sıyrılıp, tek amacı beslenme, barınma ve üremek olan o şanslı kişilerin yerinde olmak istiyorum. hırstan, kaygıdan, paradan, ikiyüzlü ahlakçılıktan, palavra kariyer hedeflerinden, alışveriş kandırmacasından, çoklu ve bencil ilişkilerden, kendi zalim şekilciliğimden ve sevdiklerime bağlılık prangasından kurtulmak istiyorum. ölümü ve yaşlılığı bu çağdaki gibi arabeskleştirmeden, karşı koymadan kabullenmek istiyorum. basit kabile yaşamıma dönmek istiyorum...
    binlerce yıl önceki atalarımız şimdiki yaşamımıza tanık olsalar, muhtemelen bize acırlar ve asıl vahşetin, tutsaklığın, zalimliğin, bu çağda olduğunu düşünürlerdi.
  • *”bozuk saat bile günde iki kere doğruyu gösterir” sözünü duyduğumda aklıma gelen tek şey “iyi de hangi ara?” sorusu oluyor.

    *dinlediğim şarkıya vokalin armonisini bulup eşlik etmeyi çok seviyorum.

    *buradaki ilk itiraf entry’lerimden birinde “çalışmayan bir mutsuz olarak çalışan mutsuzların hislerini merak ediyorum” demiştim, ki tünelin ucu bombok bir yere çıktı. çalışmayan mutsuz olmak daha iyiymiş.

    *bir keresinde ayağı sakatlanan bir abimiz ayağına ne olduğu ile ilgili ödüllü bir tahmin başlattı ve kimse ödülü alamadı. ayağına köpek basmış.

    *metal dinlemeyenlere garip gelebilir belki ama bu müziği dinleyen insanlar “böğürtü” denen brutal vokalden şarkıyı kimin söylediğini çok rahat ayırt edebilir.

    *ağustos böceği ile karınca hikayesinde her zaman ağustos böceği’ni tuttum. enstrüman çalan adama saygım var.

    *allahsız, kitapsız diye sövdüğünüz adamların hepsi allahlı ve kitaplı.

    *bazen durup dururken “benim gibi adam nasıl ingilizce bilmez?” diye düşünüp üzülüyorum.

    *otuz yaşıma geldim ama hiç otostop çekmedim. buna rağmen çok defa gideceğim yere götürdüler.

    *yaz saati uygulamasını bir türlü kabullenemediğim için sabahın köründe kalktığımda ışıkları kesinlikle açmıyorum. kahvaltıyı da o karanlıkta hazırlıyorum.

    *spora başlayalı üç ay oldu ve her ayın sonunda vücuttaki değişimi gözlemlemek için aynanın karşısında fotoğrafımı çektim. fotoğrafların üzerine de çektiğim tarihleri yazdım. muazzam değişimler var: birinde 1. ay; birinde 2. ay ve diğerinde de 3. ay yazıyor.

    *yeni kurduğumuz grupla yılbaşı gecesi bir kafede sahneye çıktık. bildiklerim dışında on şarkıyı son gün çalıştım ve akorlarını ezberledim. son bir tane daha varmış; sahnedeyken öğrendim.

    *lisedeyken sınıftaki gürültümüzü duyup sınıfa gelen tarih hocamız “tavuk kadar sınıftan allah kadar ses çıkıyor” diye bağırmıştı. o andan itibaren bir şeyleri karşılaştırma kıstasım hep o cümle olmuştur.

    *yolda yürürken karşımdan gelen kızla göz göze gelirsek gözlerini kaçıran ilk ben oluyorum. “hay aq yine aynısı oldu” deyip yoluma devam ediyorum sonra.

    *onca stresin içinde hayattan keyif alamıyoruz. her gün yaşadığımız hayata isyan edip ertesi gün tekrarlamak için uyanıyoruz. farkında olmasak da hayatta güzel şeyler de var. meselâ sevgi; iyilik, yemyeşil bir doğada yürüyüş, sakin bir gün batımı manzarası, çocuk gülüşü ve death metal !
  • -kandil mesajına bile razı insanları şu an uyku tutmuyor.

    -insanın dörtte üçü acıdan oluşur, sudan değil.

    -kötü bir şeylerin olduğunu hissedersin ama üzülmemek için öğrenmeye çalışmazsın ya, işte öyle bir şey.

    -25 yaşındayım ve hala sağım ile solumu karıştırıyorum, sonra bir de kazık yememeyi bekliyorum.

    -kalbim kilitlenmiş gibi. ona düğümlenmiş, ona karışmış, ona sunulmuş; o’na.

    -eğer bir duygu sizi ele geçirdiğinde iyisi ve kötüsü arasında fırlatıp fırlatıp atıyorsa o aşk olabilir.

    -tüm kötüler için; yansın bu geceler.
  • olayın başlığında gereksiz kalabalık yapmak istemediğimden buraya geldim, birkaç ay sonra ailemin pegasusla uçuşu var, rotanın kaza haberinin geldiği rotayla zerre ilgisi yok ama gece gece paranoyalarımı azdırıp, tam yarın için durduk yere keyifli ve umutlu olduğum gecemin canına okuduğun için teşekkürler pegasus, teşekkürler manyak altbenliğim!
  • neşeli günler filminde adile naşit' in turşucu dükkanında münir özkul'la sahnesinin çekildiği yerden az önce çiğ köfte aldım.istanbul' un bu şaşkınlıklarını çok seviyorum .bir de sarhoşken.
  • çocukken daha onurlu bir insandım. mesela birinde salonda top oynarken vitrinin camını kırdım, babam geldi kardeşime kızmaya başladı, hemen okuduğum bir hikaye geldi aklıma; suçlu olanın ben olduğumu itiraf edecektim, babam da bu dürüstlüğümden dolayı beni tebrik edecekti. öyle olmadı, "baba ben kırdım" deyince silleyi ben yedim ama iyi ki yedim, diğerinin yükü daha ağır olurdu (ki öylesinin de yükü var sırtımda)

    sonra ortaokulda hocanın sırtı dönükken saçma sapan bir ses çıkardım, amacım hocayı veya dersi sabote etmek değildi ama oldu bir kere. hoca dönüp, sesi çıkaran ortaya çıkmazsa ders işlemeyeceğini, herkesin cezasını çekeceğini falan söyledi, ben de mal gibi kalkıp ben yaptım dedim, yedim bir tokat da orada. (bu gereksiz bir çıkıştı aslında ama oldu artık)

    velhasıl geçen hafta baba olma ihtimalim olduğunu öğrendim, henüz ihtimal aşamasındaydı, etrafımdaki kimseye bahsetmedim ama 2-3 gün kafayı yiyecektim. artık bir çocuğum olacak ve tamamen beni örnek alarak büyüyecek; trafikte küfür etmem artık mesela dedim, onun önünde pek içmem dedim, bağlama çalarım onun yanında, kitap okurum televizyonu pek açmam dedim vs vs. sonra gerçekleşmedi, olabilirdi yıkılmadım, ihtimaldi zaten henüz, hatta biraz rahatladım gibi, korkularımı erteledim bir nevi. keşke hala o gururlu çocuk olsaydım, hiç rol yapmama gerek kalmazdı, o çocuk olsaydım hala baba olabilirdim pekala, şimdiyse rol yapmam gerekecek çocuğumun önünde. ne kadar zor bir insanın dünyevi hırslarını, insana nefretini bir kenara bırakıp yine çocuk olabilmesi.
  • yazıp yazıp siliyorum, yazamıyorum.
  • 2017'nin geçirdiğim en iyi yıl olduğunu fark ettim. 2018'de de o sırma saçlıma açılsam yeter. ret etsede olur. şişenin dibini birinin adına görmek bile yetiyor bazen.
  • bu gece de uyuyamıyorum. bir gün buraya dün gece hemen uyuyuvermişim yazacağım.
12191 entry daha