143497 entry daha
  • ankara'da hafta içi sabahları eymir'e gelip birlikte yürüyüş yapmak isteyen yazarların ve çaylakların bir mesaj uzağında olduğumu itiraf ediyorum
  • sevgilim markette temizlik yaparken çamaşır suyu porçöz zehirlenmesi yaşamış, normalde gerek yokmuş ama temiz olsun diye öyle yapmış, ayağını da buruşturmuş. akşam işten geç çıkmadığım zamanlarda onu ben arabayla alıp evine götürüyordum. neyse bugün geç çıktigim için eve ben götüremedim. kiremithane'de yaşadığı, evi yürüyerek 20 dakika olduğu için baban alsın seni dedim, ben söylemem diyor her seferinde, ailesinden bile çekiniyor. canını markette riske attığı yetmedi, eve giderken de riske attı. tabi ben de porçözle temizlik yaptı ve eve her benim olmadigimdaki gibi tek gittiği için kizip bağırdım. bana ne amına koyim. markette zehirlenip fare gibi, it gibi mi geberir, yolda tinerci mı bıçaklar, sapık mı tecavüz eder, bana ne amına koyim. ailesini sikim, ölümü hayatı sikim, ölürse ağlayanın gözünü sikim.
  • çok sevdim seni, en güzel senelerim, şarkılarım. düşününce gökyüzü bile farkliydi lan, hava daha tatliydi sanki, yildizlar daha parlak. belirsizlik ve seninle olamama korkusu, sonunda cok da guzel olduk, cok guzel bi 4 sene gecirdik. ne dersen de, iyi ki benim olmussun ve umarim hep mutlu olursun. insallah hava hep daha tatli olur sana, gokyuzu bi farkli ve yildizlar cokca parlak. sevmek güzel şey...
  • ben az arkadaş seviyorum, iki tane elli kuruş da bir lira yapıyor on tane on kuruş da...
  • kendimi tek bir cümleyle tanımlamam gerekse ‘tam olarak hiçbir şey ama herşeyden de birazcık’ diye tarif ederim.. sağcılar fazla solcu buldu beni, solcular da hep biraz sağcı. tam olarak hiçbir yere ait olamadım. anneme göre evlatlığım da, sevgililerime göre sevme şeklimde bir eksiklik oldu hep. aramadıkları sürece aramadığım arkadaşlarım vefasızlığımdan, kendileri için neredeyse hiçbir şey yapmadığım evcil hayvanlarım ilgisizliğimden şikayet ettiler.
  • an itibariyle 30a'dayım, beşiktaştan osmanbeye gidiyorum. şu an zincirlikuyu taraflarındayız. fazlasıyla kalabalık, feminist olduğunu düşündüğüm bir kadın topluluğu, yaşasın feminizm ve freud'dan alıntılar içinde naralar atıyor. içlerinden biri otobüsü ateşe verelim mi diye arkadaşına bağırıyor. görüntü almaya çalıştım anında tükürük yedim. tek bir kadın dahi olmayan 30a'da sanırım tüm erkekler olarak bu gece tanrıya kurban edileceğiz. hepinizi sevdiğimi itiraf etmek istiyorum.
    edit1: içimizden biri az önce sırf lars von trier'e benziyor diye vahşice katledildi. korkuyorum.
  • düşünüyorum da zaman gerçekten insanda çok şeyi değiştiriyor.

    benim gibi analitik düşünen bir insan için bunu kabullenmek zor oldu biraz. ama insan gerçekten yaşadıklarıyla şekilleniyor. beynimiz yaşadıklarımızla şekillenip “rasyonel” olduğunu iddia ettiği seçenekleri tercih ediyor.

    kendimi tükenmiş hissediyorum. artık hiçbir şey heyecanlandırmıyor. insanlarla muhabbet etmeyi bile gereksiz buluyorum. nefes alıp ağzımdan kelimeler çıkarmak, bir şeyler anlatmak o kadar zor geliyor ki artık. eskiden böyle insanları hiç anlamazdım. şimdi çok iyi anlıyorum sözlük. beynim artık bu düşünce yapısını çok daha gerçekçi hissettiriyor bana.

    hiçbir şeyi yapmaya bir enerjim kalmadı. bunları yazmak bile zor geliyor. ifade edemiyorum da zaten.

    evet ifade edemiyorum. aslında anlatmak istediğim şey yazdıklarımın hiçbiri değil. anlatamıyorum. yoruluyorum.
  • uzun yıllar önce bir balığım vardı, sahip olduğum ilk ve tek evcil hayvanım. sazanaki'ydi adı. hayvanı bana kakalayan arkadaşım japon sazanı olduğunu iddia etmiş, ben de kabul etmiştim ve adını da sazanaki koymuştum. sevgilimden ayrılmıştım, canım çok sıkkındı, yaşayan, gözlerinin içine bakabileceğim ve konuşmayan bir canlıya ihtiyacım vardı evde ve balık bu kriterlere son derece uygundu. sonradan ortaya çıktı foyası, eve gelen nadir arkadaşlarımdan biri 'ne japon sazanı lan bildiğin kırmızı dere balığı bu’ deyince büyü bozuldu. ama sevmiştim ben hayvanı, ismini de değiştirmedim o yüzden. öyle yaşadık gittik bir süre. sadece uyuduğum ve içki içtiğim bir hafta boyunca yem vermeyi unuttum kendisine. yaklaşık bir hafta sonra ayıldığımda fark ettim tabi durumu ama yem vermeye de üşendim. inatla yaşamaya devam etti hayvan. ben de merak ettim yem vermezsem ne kadar yaşar diye. hesapta iyice zayıfladığını ve artık dayanamaz hale geldiğini görene kadar bekleyecek, sonra yemleyecektim kendisini. hiç sesini çıkarmadı hayvan. fizyolojisinde de bir değişiklik olmadı. bir sabah kalktığımda öldüğünü gördüm. çok asil bir ölüm dedim içimden ve alüminyum folyoya sarıp küçük bir cenaze töreniyle karşıdaki çamaşırcının kapı önündeki saksısına gömdüm. sonra da aklıma bile gelmedi kendisi. şimdi sorun şu. aradan geçen onbeş yıldan sonra ilk defa o balık için üzülüyorum ve şu an resmen gözlerim dolu. yapmış olduğum hayvanlıktan dolayı gecikmiş bir vicdan azabı mı çekiyorum yoksa yaşlanmaya mı başladım bilmiyorum. bildiğim şu, eğer bir balığınız varsa sakın onun açlıktan ölmesine izin vermeyin. yoksa onbeş sene sonra bir akşam müzik dinleyip acıbadem likörü içerken o balık birden aklınıza gelip içinizin sızlamasına ve ağlamanıza neden olabilir.
  • bugün doğum günüm yeni bir yaş bakalım neler getirecek bana

    edit ; yeni yaşım bana güzel insanlar denk getirdi gayet de mutluyum
  • bir hayal kırıklığı ki kırıldığını bile hissettirmiyor.

    (bkz: füsun akatlı)
607 entry daha