168114 entry daha
  • "itirazım var bu zalim kadere
    itirazım var bu sonsuz kedere
    feleğin cilvesine hayatın sillesine
    dertlerin cümlesine itirazım var!"
  • - bu gün aracımın yıllık bakımını yaptırmak için oto sanayisine gittim. daha ilk andan itibaren karşılaştığım kaynak makinalarından çıkan kıvılcımlar olsun, birbirine karışan ama ahenk içinde kulağıma gelen çekiç sesleri/torna sesleri olsun, köşe başında ışığın yeşile dönmesini beklemeden kuralsız bir şekilde sadece ara gazı vererek dolaşan şahinler-serçeler olsun, beni resmen cezbetti arkadaş *. sanki hollywood’ta aksiyon film sahnesindeymişim de, ben sanayiye giriş yaparken yönetmen bir-iki-üç motor demiş gibi kendimi bi değerli hissettim.

    yıllarca her faaliyeti saati saatine düzen içerisinde planlanmış biri olarak, düzensizliğin bu kadar hoşuma gitmesi normal olmamalı. resmen sanayiye girince kendimi buldum ben. tamam dedim ya, sonunda buldum. yıllarca aradığım huzur yanıbaşımdaymış ama ben görmemişim arkadaş. benim mekanım burası, yani sanayinin göbeği olmalı. her an atraksiyon her an olay. tam bana göre bir hayat. sabah erkenden sanayiye gidip dükkanımı açsam, kademe çayı demleyip bir güzel içsem, dükkanlar arası gezip tozsam, komşu dükkandaki kankilere orantısız eşek şakaları yapsam ne hoş olurdu*

    ama bunların hiç biri şu an için ulaşabileceğim bir hayal değil maalesef. şimdilik kendi aracımı dolmuşçu modunda sürerek bu duygularımı bastırmam gerek. başka bir bakım gününde görüşmek üzere iki gözümün çiçeği.

    (bkz: sanayi)
    (bkz: oto sanayi)
    (bkz: sanyiye aşkla bağlı adam)
    (bkz: ruhum amele)
  • şimdi düşünüyorum da, ne zamandır kendi başıma oturup, istediğim müziği açıp sakin sakin içmiyorum. kendimle takılmayı özlemişim bildiğin.
  • hayatımın güzel olmasını istiyorum be sözlük ben de mutlu olmak istiyorum.
  • 2006'nın başları. ağır liseliyim, matematik öğretmenim melda hoca'nın yanığıyım. bitiyorum kadına. gözüne girebilmek, dikkatini çekebilmek için ölümüne matematik kasıyorum. eğitim hayatı boyunca matematikten 55 alamamış ben, kopyasız 88 falan alıyorum. o gün matematik varsa jilet gibi geliyorum okula, bütün kızlar bana yanık, ben melda'ya... durumdan haberdar olan arkadaşım da veriyor gazı bana. brad pitt gibi adamsın, şöyle klassın, böyle şekilsin. daha da kabarıyor umudum. bu böyle bi 4 ay devam ediyor...
    yine bir matematik dersi, nefesimi tutmuş kapıya bakıyorum. tıkırt! girdi kapıdan ceylanım... attı kitabı defteri, her zamankinin aksine "arkadaşlar bir duyuru yapacağım" diyerek girdi mevzuya.
    "haftasonu için iki gönüllüye ihtiyacım var, parktaki etkinlikte stand kurup okulumuzu temsil edeceğiz. aranızda gönüllü olan var mı?"
    gönül mü? ayıpsın. mavzer gibi kalktım ayağa. başka da gönüllü çıkmadı zaten ama yalvarıyorum eros'a içimden başkası olmasın, yalnız kalalım diye. başkası da çıkmadı zaten okul genelinde. akşama doğru yanına çağırtıp "cumartesi şurada hazır ol koyucugum, ben seni gelip alacağım" dedi.
    o hafta neredeyse hiç uyumadım, cuma da zaten sabahladım. 8'de alacak beni, 5'te aynanın karşısına geçip 7'de ayrıldım. vicdanıma kadar parfümle doldurdum her yerimi ve saat tam 8'de dediği yerdeydim. 10 dk geçmeden gelmişti bile. 15 dk kadar süren bir yolculuk yaptık tek kelime etmeden. o cıvıl cıvıl sesiyle "günaydın koyucuğum" dedigini hatırlıyorum sadece. heyecandan cevap bile veremedim. neyse vardık stand'a, bir kaç küçük dokunuşun ardından tezgahı açtık. yarım saat geçmeden ortalık şenlendi, akın akın kız geliyor tezgaha. iş atanı mı ararsın, feybuk adresini karşımdaki banka kazıyıp göz kırpanını mı... melda'da duruma ayıkıp "hadi yine iyisin" falan diyor bi yandan, sinir krizi geçiriyorum içimden. derken, saatler geçiyor. saat 15 gibi bir boz höğürtü kopuyor, çılgın atıyor gökyüzü. öyle bir yağıyor ki yağmur, aşk çiçeklerim sulanıyor adeta. millet de dağılınca "hadi gidelim artık biz de" dedi ciğerim. toparladık ortalığı atladık arabaya. biraz sürdükten sonra "aaa sen açsındır şimdi, hadi bi yemek ısmarlayayım sana" demez mi kalp kuşum... işte oğlum koyu, şimdi tam sırası...
    20 dakika sonra bir iskenderciye varıp verdik siparişi. tek kelime etmedim, o da telefondan birilerine yazıyordu sanırım. neyse geldi sipariş, vedat milör gibi kavradım catalı. bir kaç lokma atıp geriye yaslandım, o da dokunmadı yemeğe. başını kaldırıp yemeğe bakmadı bile.
    "eeee" dedi birden. "nasılsın, hiç konuşamadık, nasıl gidiyor bakalım" diye de ekledi. geçiştirdim. ama baba nasıl cool, üff... "tiyatro yapıyordun di mi sen?" diyince aldım topu göğsüme, buradan yürümem mi kaleye?
    - evet, haftasonları (hocam falan hak getire)
    + yaaa, nerede oluyor oyunlar?
    - kültür merkezi'nde. ama keman kursuna gittiğim için son zamanlarda fırsat bulamıyorum, ayrıca futbol antrenmanlarım da oluyor.
    + oooo, keman da çalıyorsun demek...
    sonra bi anda bitti muhabbet. toparlanıp atladık arabaya. 15 dakika kadar sürdükten sonra, ineceğim yere yaklaşık 500 m mesafedeki ışıklarda durduk. kıvranıyorum koltukta, bir şeyler söylemek istiyorum ama kipirdatamiyorum dudaklarımı. sonra bi an, akılalmaz derecede güçlü cesaretimi son bir eylemde bulunmak üzere hissediyorum dilimde ve asla unutamayacağım şu cümleyi söylüyorum;
    "seni seviyorum" ve başımı ona doğru çeviriyorum.
    10 saniye falan baktı ilkin, tepki vermedi. arkadaki hanzo kornaya asılınca toparlanıp yola devam etti. benden bu kadardı zaten, her tarafım uyuşmuş gibiydi. biraz sonra ineceğim yere geldik, durdu, inmemi bekledi. adım atacak, kolumu kaldıracak halim yoktu sanki. tam derin bir nefes alıp hareket edecekken, birden kökledi gazı. gidiyoruz ama nereye? n'aptım lan ben? vites topuzunu götüme sokacakmış gibi kavrıyor, ilk kez 130'u görüyorum ibrede.
    bir süre sonra, 3 katlı, dış kapısı buzlu bir binanın önünde durduk. aşağı indi. peşinden gittim. beynim öylesine uğultulu ki, kendi düşüncelerimi bile duyamıyorum. kapıyı açtı, gri seramikleri olan bir koridora girdik. asansörü çağırdı, bindik. 3'üncü kata çıktık. ahşap desenli, çelik bir kapıya yöneldik. titreyen elleriyle kapıyı açtı, içeri girdik. uzun bir holden salona doğru yöneldik. 2'li bir kanepeye oturduk ve göz göze geldik. bakıştık, dakikalarca. soyunduk, seviştik, saatlerce. uykum geldi. yatıyorum ben. alayı yalan. şimdi uydurdum.
  • su son 1 yildir, ask, sevgi, sevgililik, baglilik, sadakat, guven konusunda yeni tanimlar gelistirmeye calisiyorum kendime. belki gunumuz toplumunda erkeklerden ve kadinlardan beklenen rol modeller farkli oldugu icin ve benimde empati yetenegim kotu oldugu icin gucluk cekiyorum. bu konuda cahil oldugumu kabul ediyorum artik. dar kaliplari ve kit tanimlari kirmak kolay degil ancak. yillardir ogrenerek geldigimiz bir tanimi kirmak zaten ne kadar kolay olabilir? kim o sosyal cevreden cikmadan bu tanimlarini kirabilir? aklima gelmisken, bu tanimlari kim koydu kuzum buraya allasen? baska isi gucu yok muydu?
    anlamakta zorluk cekiyorum. anlamadigim bir sey oldugu zamanda sinirleniyorum. kendimi kotu ve mutsuz hissediyorum. her sey benim icin tanimli ve net olmali. yazili veya yazisiz. ama net. sevmiyorum griyi. kendimi basit kucuk bir modernist olarak goruyorum. bulanikliga ve griye henuz atlayamadim. aslinda atlamak icin giymistim mayomu. ama ayak ucumu batirinca suyun rengi hosuma gitmedi. herkes girmek ve anlamak zorunda mi bu postmodern dunyayi ?
    postmodern ne peki? yahu kim koyuyor su kaliplari ? gitsin bir hobi edinsin kendine. ne bilim ahsap boyasin en kotu. neyse oyle iste.
  • #98594698

    popüler bir başlık olduğu için buraya da kopyaladım. halinize şükredin :)
  • bu hayatta neden tek bir şey olmalıyız, ben her şey olmak istiyorum
  • çoğalıp gitti yıllar öyle özledim ki seni
    şimdi sensiz buralarda kuru bir dal gibiyim
    gel yanıma kurtar beni...
    dönme kışa üşütürsün sıcacıktan ak içime
    leylak renkli bir sevinçle uzat bana ellerini
    yaz gibi gel...kiraz gibi...
  • 15 gunluk kizim az once kendi pirtlamasina uyandi *. kiyamam ben bebegime ya, yok boyle bi sevgi aşk... analik baskaymis hakkaten
1517 entry daha