• baskalari tarafindan dayatilan seylerden nefret ederim. ama bir defa bile olsa sevgililer gununde sevdigim, yanimda olan adama hediyeler almak, onu en sevdigim restorana yemege goturmek, alabildigine mutlu etmek isterdim karsiliksiz. ne yazik ki ne sevgiler gununde, ne de herhangi bir zamanda oyle birisi olmadi. birkac yil once bugunu aglayarak gecirmistim. simdi tepkisizim.
  • hayatın kolay olmadığına kanaat getirdikten sonra, herkesin herşeyi yapabileceğine dair inanç geliştiriyoruz.
    hiç bir duygu kalıcı değil. üzüntü, mutluluk diye addettiğimiz geçişler ne daimi süründürüyor, ne de daimi oynatıyor.
    sonra bir kabulleniş başlıyor. hayat hep böyle ve bu şekilde olmaya devam edecek. bunu biraz olsun bu aciz aklımızla kavradıktan sonra içsel olarak daha dengeli olabilmeye başlıyoruz. bundan sonra kendimize anlam yüklemeden biraz hayatı geldiği gibi yaşamaya başlıyoruz. ne geçmişe takılı, ne ütopik gelecek hayalleri var burada. tam olarak an’da kalıp, gelen her neyse onu yaşayıp, o an’a odaklanıyoruz. bu şekilde biraz olsun daha çekilebilir hayatlar yaşamaya çalışıyoruz.
  • bugünü önemsemeyenlerden biri de benim. ya da bendim diyeyim çünkü az önce yaşadığım şeye üzülmemin başka açıklaması olamaz. çözen olursa anlatsın ben de çözeyim. kapı çaldı arkadaş işe gitti kargom gelecek dediği için açtım kapıyı.açar açmaz mor çiçekleri olan orkideyle burun buruna geldim. esra bıdıbıdı dedi. ben birkaç saniye kendime gelemeyip düşündüm evde esra diye biri var mı diye. yok deyip kapattım kapıyı. çocuk pardon dedi mi demedi mi duymadım bile.

    hiç çiçek almadım hayatımda annem ve kardeşim geçen yıl göndermek için uğraşmışlar ama becerememişler. üzüldüklerini görünce ben çiçek sevmem hem soluyorlar hemen yazık onlara deyip ‘çiçek sevmeyen’ olarak etiketledim kendimi. bir daha da çiçek kabul etmedim zaten. halbuki ne severim papatyayı... neyse. sevindim aslında az önce esra adında birini mutlu eden bir orkide var. biri gülümsedi. belki sevgilisiyle arası limoniydi. çiçeği aldı ,güldü ,affetti...gülümsemeleri çoğaldı. belki o çiçek yıllarca sulanacak , çiçeklenecek onların sevgisiyle. adam çiçeğe her baktığında ‘iyi ki seni gönderdik kerata’ diyecek. çoluğa çocuğa karıştıklarında düşmesin , kırılmasın denerek çiçek yer değiştirmek zorunda kalacak.orkideler yer değişiminden hoşlanmazlar. belki kuruyacak ama evden atılamayacak. sırf o gün barışmalarının nişanesi olduğu için. belki de bunların hiçbiri olmayacak , belki esra diye biri evde yok ya da varsa da çiçeği kabul etmeden çöpe attıracak. bir sürü hikaye çıkar , hangisi doğru hiç bilemeyeceğim.
    siz yine de sevginizi tek güne sığdırmayın. her gün özel , her günü önemseyin. sevginiz hep olsun.
    not: doğum günü hariç hiçbir günü önemsemeyen kişi.
    edit: ya burada ne minnoş kalpli insanlar var hepsine teşekkür ederim. ben unuttum bile o olayı. canım sıkılınca , boşta kalınca ekşide takılıyorum. burası zehir akıtma bürosu gibi bir şey hayatımda. o olayı yaşayıp gittim uyudum unuttum. akşamında 6 yaşındaki birinin doğum gününü kutladık. *
    esra’yı da sordum üst komşuymuş iyi gidiyormuş ilişkisi.başka bir şey bilmiyoruz.olayın benim penceremden görünen kısmı bu kadar. neyse buraya kadar okuduysanız güzel bir şarkı hediye edeyim.
    ( şansınıza gelen şarkı da depresif ama çooook severim bana da gelir umarım)
    ayten alpman
  • son 8 senede ilk kez 14 şubatı yalnız geçiriyorum.böyle olması çok güzelmiş.
  • üstüm başım toz içinde
    önüm arkam pus içinde
    sakallarım pas içinde

    siz benim nasıl yandığımı
    nereden bileceksiniz

    siz benim neler çektiğimi
    nereden bileceksiniz

    siz benim neden kaçtığımı
    nereden bileceksiniz

    siz benim niye içtiğimi
    nereden bileceksiniz

    siz benim neden sustuğumu
    nereden bileceksiniz

    siz benim kime küstüğümü
    nereden bileceksiniz
  • gerçekten yoruldum artık bu hastalıktan.. 20 gündür ebemi ağlattın ebemi! bir durul artık ya.. bir sakin.
  • nasıl bir hayat yaşadıysam artık hiç bir konuda olumlu birşey düşünemediğimi fark ettim. en basitinden:
    -üniversite kazandım. belgeleri verdim. okul başlayacaklar birisi arayıp yanlış olmuş deme yada bi terslik olacak diye düşünmekten uyuyamadım.
    -iş görüşmesine gittim. kabul edildim. evrakları götürdüm herşey bitti ama benim aklımda deli sorular ya sizi istemiyoruz derlerse diye. (9 yıldır çalışıyorum)
    -internetten bir ürün alıyorum. bu ürün kesin bozuk gelecek diye düşünüyorum.
    -zam zamanı geliyor zam vermiyecekler diye düşünüyorum.
    -araba almaya çalışıyorum. expertize gösteriyorum. sorun yok arabayı alıyorum birkaç ay sürekli bir sorunu çıkacak diye düşünüyorum.
    -telefon alıyorum sürekli düşecek gibi geliyor.
    ....
    hiç olumlu düşünerek haraket etmeden yaşıyormuşum. hayatı kendi kendime zindan etmeyi düstur etmişim sanırım.
  • hayatta her istediğim oluyor. ama bu süreç o kadar uzun sürüyor ki artık olduğunda mutlu olamıyorum.

    bir de sürekli ya maksimum da oluyor her şey, ya minimum da..

    çözümü bilen lütfen söylesin. kurşun döktürmek değil, sıktırmak lazım sanırım. (bkz: swh)
  • herşeyi ve herkesi arkada bırakıp sıfırdan bir hayat kurmanın mümkün olması için elimden ne geliyorsa yapardım fakat biliyorum bu durumun imkansızlığı da peşinden sürüklediğini...
  • telefon geldi kargonuz var diye, ben kargo beklemiyordum. 'ne oluyor lan, kim bana ne gönderdi' diye bir anlık bir heyecan yaşadım. merdivenlerden inerken ampul yandı dün kedi maması almıştım. 30 saniye süren bir heyecan yaşattım kendi kendime.