• beklemenin tek güzel tarafı içinde sen olman.

    kapatmıyor demiştim, keşke kapatmasaydın.

    kabul. zorlamayacam. ama bazen çok zor işte, biliyorsun. arada göstersen kendini? ben sormadan, söylemeden, haberim olmadan... yine konuşmayalım da arada göreyim tek.

    edit: mutluyum sözlük. :) mutlu uyuyorum.
  • gece saat 3'te beni telefonda çok güldüren yazar.
    iyi ki varsın.

    dipnot: hâla gülüyorum.
  • kedim yavruyken “büyüyünce götüm gibi bişi olcan galiba lan, burna bak, amk laz çakması... huyun güzel ama ordan yırtacaksın belli” diyordum. hem huyu güzel kaldı, hem de baya baya pofidik yuvarlak kafa, sevgi fışkırığı, ultra sırnaşık bişi oldu çıktı.

    götünü yediğim...
  • hatalarından ders almayan rezil bir insanım. sonunda en çok üzülen taraf hep ben oluyorum. kimseye hiçbir bok olduğu yok.
  • sadece işi düştüğünde veya ilgi çekmek istediğinde yazan amlılara bir güzel görüldü atıyorum. aynı zamanda ortak gruplarda da muhabbet çeviriyorum. arkadan sinsice mesajları okuyup nasıl da kuduruyorlar ahaha.
  • 3 ay oldu o hatalı kararı aldığımdan beri. çok pişmanım. kendi vicdanım beni boğuyor. artık dayanamıyorum buna gerçekten çok ağır geliyor bu vicdan azabı. özür dilerim yaşattığım hayal kırıklıkları için. ben ki kibirlenen kendini zeki gören kadir kıymet bilmeyen bir erkekmişim. artık yoksun. ne yazık ki ne yazık bu vicdana.
  • benim abim pırlanta gibi bir çocuktu. herkes gıptayla bakardı. ilk okulu derece ile bitirdi. iyi bir lise kazanmıştı. çocuğun hayatı o günlerde durmuştu o zaman anlamadık. evet tam olarak hayatı durdu. şimdi 33 yaşında olmasına rağmen o 13 yaşındaki bir çocuktan farksız. belki bu durumda bir çok insan vardır. kısaca içimi dökeceğim sözlük.

    ilk kez o zaman evden uzaklaşıyor olmanın ve ergenliğin getirdiği bir ruhla haytalıklar yapmaya başladı. okulu kırıyor, ödevlerini yapmıyor, sınavlarda kopya çekiyordu. o güne kadar hayatta hiç bir karar almamıştı. bir karar alınacaksa annem alırdı. o günden sonra da bunun değişmemesi için elinden geleni yaptı annem. başarılı da oldu. öyle bir baskı uygulardı ki, yakalanmamak için pasif kaldık çoğu zaman. zaten o yaşta atacağımız hangi adımı anneme beğendirebilirdik? evde sürekli abimle kavgalar ettiğini hatırlarım. gittikçe şiddetlendi kavgaların, baskıların ve kontrollerin. zamanla annemin baskısı atılacak her adımda annemin karar vermesi hastalığına dönüştü. giyilecek kıfafet, çalışılacak sınav, oynanacak oyun, hepsi annemin onayından geçiyordu. annem bilerek eziyet boyutunda bizi kırıyordu.

    ilk büyük eziklik,

    abim hukuk fakültesine merak sarmıştı, annem kavga bile etmedi bu sefer inanır mısınız. öyle sert bir dille red de etmedi. yok saydı sadece. lise 2'de alan seçilirdi o zaman. tavırlarını anlatamam o günlerdeki. bize sanki suçluymuşuz gibi davranmaya başlamıştı. bizi her gördüğünde yüzünü ekşitmesi, o emir vererek konuşmaları. abimin eşit ağırlık seçecek olma ihtimaline karşı kasten yaptığı bir baskıydı. abim de 15 yaşındaydı. paşa paşa sayısal seçti ama kalbi kırıldı.

    ikinci büyük eziklik(ler)

    dedim ya baskıların boyutu her gün artıyordu diye, annem kafası attığı zaman abimin arkadaşlarını aramaya başlamıştı. (cep kontrolü, telefon kontrolü gibi huyları vardı. herkesin telefonunu almıştı) bizi küçük düşürürdü. inanılmaz ezilirdik insanlara karşı. dışarı çıkmaya, gezmeye korkar olduk.

    üçüncü büyük eziklik

    abim ders falan çalışamadı. sayısalcı oldu ama sınav sonuçları kötüydü. o da eşit ağırlık işletme bölümüne girdi. istanbuldaydı okul. annem muradına ermişti. çok sevdiği oğlu şehir dışına gitmeyecekti. burda da baskılar bitmedi. abim gezmek ve okumak arasında bir seçim yaptı sanırım. biz onu okuyor sanırken o hiç bir derse gitmemiş. aynı zamanda doğru düzgün bir yer gezse ona da yanmayacaktım. üç beş arkadaş bulup yıllarını kantinde batak oynayarak geçirmişti. daha çok gezmek daha çok para demekti. bizde paranın p'si de yoktu. akranlarımız dünyayı gezerken biz aslında batak oynayan o 3 5 enayiyle aynı kaderi paylaşıyorduk. anlayacağınız kendine hiç bir şey katmadan ite kaka geçirdiği 8 yılın ardından mezun oldu.

    dördüncü ve en büyük rezillik ve eziklik

    annemin abimle kavga ettiği günler bitmiyordu yıllardır. üniversite bitti bitmesine ama şimdi daha büyük bir kavga başladı. iş bulması gerekiyordu. abim evden dışarı adım atmaya kalktığında gezeceğine iş bul çalış diye başlayan bir gürültü kopuyordu. inanılmaz bir şekilde de 10 15 dakika sonra sarmaş dolaş olurlardı. annem abimin başvuracağı işlerle de ilgilenmeye başladı. önce abimin mezun olmuş arkadaşlarını taradı. onlardan abime iş bulmalarını istedi. olmadı. kendi eski tanıdıklarını aradı hiç biri olmadı. internetten bulduğu iş yerleriyle görüştü, hiç biri olmadı. iş görüşmelerinde ne söyleyeceğini hangi kelimeleri seçeceğini çalışrlardı birlikte. biz yavaş yavaş biten bir insanın ne durumda olduğunu hissetmedik. ben o günlerde abime ilk kez dışardan bir gözle bakmaya başladım. normal değildi. duruşu, yürüyüşü, konuşması farklıydı. hissediliyordu bir problem olduğu yani. sabırsız hareketleri vardı, korkardı her şeyden, bir iş istediğinizde dönüp birine bakardı hemen nasıl yapayım diye. her yerde annemi arıyordu. okul da 8 yıl uzamış, hiç bir konuda bilgisi gelişmemiş. tabi kimse işe almıyordu. ona ilk kez teşhis koydum. o 26 yaşında bir çocuktu.

    patlama noktası

    artık stres gittikçe artmıştı, yıllar geçiyor hiç bir şey değişmiyordu. bulduğu işlerde de 2 ay 3 ay çalışabiliyordu. daha büyük bir problem başlamıştı. panik atak!

    iş yerine gittiğinde fenalaşmalar başladı, hatta sadece iş yeri değil, kapalı ortamlar, nefes almanın zorlaştığı anlar, sıkışık yerlerde düşüp bayılmalara başladı. doktorlara gitmeye başladık. ilaçlar çok az etkiliyordu. daha sonra iğrenç bir hayat yaşamaya başladı abim, geceleri sabaha kadar bilgisayar oyunu oynayıp film izlemeye başladı. gündüzleri de uyuyordu. çünkü o üniversitede bulduğu 3 5 enayi de evlenip çoluk çocuğa karışmıştı. artık arkadaşı da yoktu. annem kıçına kına yakabilirdi, oğlunu ondan çalacak kimse yoktu artık. daha sonra sedef hastalığı başladı. her yeri kızarmaya başladı. o pırlanta gibi çocuk stresten müptezelin birine dönüştü anlayacağınız.

    bunu yazma sebebim karantinada annem babam abim hep birlikte olmamız ve yıllardır yaşadıkları bir kaç kavgaya tekrar şahit olmam oldu.

    beni ve babamı da başka bir gün itiraf ederim artık.
  • 122 oldu bugün.
  • 22 haziran didiler. bekleyelim bakalım.
  • "kalpsiz dediğin kişinin başkasını ne kadar sevdiğini görünce, şanssız olanın sen olduğunu anlıyorsun."