şükela:  tümü | bugün
  • bugünü unutmak istemedim, geriye dönüp baktığımda "hangi gündü?" sorusunun cevabını hatırlayayım istedim. normalde sebeplerini uzun uzun yazıp rsa ile şifreleyip bir güzel de tarihime not düşerdim ancak sözlüğün bu tarz bir entrye izin vermeyeceğini tahmin ediyorum. zira ben olsam içeriğini çözemeyeceğim şeyi barındırmazdım.
  • sanki ölecekmişim gibi bir huzur. ne demekse artık ama şu anki huzur başka türlü tarif edilemez herhalde. ders çalışıyordum, kitabı kapatıp müzik dinlemek geldi içimden. yeni aldığım güzel kokan kremden de sürdüm elime yüzüme. içimde böyle kelebekler uçuşuyor ama nedenini bilmiyorum. sevgilimden ayrıldım, maddi sıkıntım var, mezun olunca işsiz kalacağım. çevrem de bir tane güveneceğim insan yok. ama müthiş bir huzurluyum. bilmeden haplandım mı ne oldu acaba ?
  • onedrive'ı adam akıllı kullanmayı yeni öğrendim ve sırf bu sayede teknolojiye bakışım değişti.

    dünden bu yana kendimi mağara adamı gibi hissediyorum. bi dosyayı laptoptaki onedrive klasörüne atıp daha sonra hiç uğraşmadan tablet ve telefondan aynı dosyaya direkt ulaşmak ne büyük bir nimettir yahu. kutsayacam neredeyse. cidden hikmetine fazla sual etmeyip öyle kullanmak lazım*.

    itiraf içre itiraf: ulan bir teknolojiye binali yıldırım gibi kapasitesiz bir adamdan bile daha geç aşinalık kazanmak ne büyük bir utanç kaynağıdır be!
  • bildiğin ve bilinen tüm hatalar. aynı yola defalarca sapıp elin kapı pervazında umutsuz kırılmalar. düşmeler, kuyunun dibini görmeden, deniz nedir bilmeden geçilen her yaz.

    yoksulluk, kırılan kalbin, dokunduğun ellerin soğukluğu, dokunduğunda eline duyduğu soğukluk, kış korkun, yaz üşengeçliğin, nefesinden kaçan her başarı ve yitip giden tüm zaferler.

    boşluğa yazılan ve seni düşüren her adım aynı sonun malumu. bir tek ihtimal var.

    seni kurtaracak, beni kurtaracak, dünyayı kurtaracak tek bir ihtimal.

    kendini tanımak. cümle dinden, inançtan, puttan, milletten, dogmaların her birinden daha kıymetli bir ders. alıp başarıyla verdiğin vakit geri kalan her yol doğru, her yanlış bile senin için en doğrusu.

    bir tek şey öğrenebildim hayatta. kimseyi para, bilgi, güç, zeka kurtaramaz. kendini tanımaktan başka.
  • sen, bundan sonra asla hata yapmam diyip her defasında aynı hataya düşenlerin de rabbisin. beni affet.
  • iyi ki doğdum...
  • eski sevgilimin dogum gununu muhtemelen yine unutan ve kutlamayan cok olacak. bense daha geceden hatirlamama ragmen aramiyorum. yalnizca kutlama niyetiyle arasam da tehdit edilebilirim zira, gerek direkt gerekse dolayli yollardan. iyilik yapip denize flan atmiyorum artik herkes icin.
  • yeterince mücadele ettim ve kazandım. ama biliyorum ki bu bana mutluluk getirmeyecek.

    o yüzden az sonra hayatımı sonlandıracağım yere gidecem, bütün hazırlıklar tamam.

    biliyorum aranızda beni takip edenleriniz var. sağ olun ama artık gerek yok. kendinize iyi bakın.

    hoşça kalın...
  • şuan dünyanın en elit taksicisinin kullandığı taksiyle işe gidiyorum. dinlediği klasik müziğe daha fazla dayanamayıp kulaklık taktığım ve ilk çalan şarkı da tarkan-yolla olduğu için de kendimden utanıyorum. *
  • (fark ettim ki, belki de anonim olduğuma güvenip değil de, anonim olamama umudu ile içimi döküyorum, buraya; görürsün diye... olur mu ya?)

    dışarıda sabah ya da akşam olması çok da fark etmiyor; içimde gün ile gece, senin hayâlinin hüküm sürdüğü bir sıralama ile, gerçek zamandan bağımsız: tıpkı umduğum gibi, "biz"e has bir zaman algısı; lâkin sadece bence yaratılan ve bence yaşanan... sen daha gelmeden, ben "biz"i kurmaya başladım bile; oysaki yanlış bu, sen, bendeki senden bağımsız, senin doğrun olan sen, olmadan, "biz", nasıl hem senden, hem benden bir parça olabilir?

    daha önce de, dolaylı olarak, demişim ya: konuşmalı mıyım yoksa susmalı mı, gelmeli miyim yoksa beklemeli mi; hangisini yapsam sana erişebileceğimi bilemeden, sarkacın iki yönünde gidip geliyor aklım. onu izlerken ben, hipnotize oluyorum; hayâlinde ve olasılıklarda kaybolup gidiyorum sık sık. gidiyorum, geliyorum, gidiyorum...

    sabah uyandığımda, sadece yeni bir fotoğrafını gördüm diye bile öğlene kadar kelebekler uçuşabiliyorken etrafımda -içime bile sığamıyorlar, sen düşün birikmişliğimi!-, başkaları için öğlen vaktiyken, benim için ise içime düşen güzel sözleri söyleyememenin hüznü, akşamı erkenden getiriyor. akşamlar ise kış günleri, yaz geceleri; gecelere ise yıllar sığışıveriyor kendiliğinden. düşünsene: saçlarının yeni hâlinin ne kadar güzel olduğunu bile söyleyemiyorum, ne sana, ne başkasına!

    yine, tekrar: "bir yığın mucize de gerekiyorsa beraber olmamız için, yine de gel, lütfen..." zira artık inanıyorum: mucizeler beklenilmez, inşâ edilir. ve umut ediyorum: geleceksin, ve beraber en büyük mucize'mizi, biz'i inşâ edeceğiz. bekliyorum, umuyorum, inanıyorum. hazırım.