şükela:  tümü | bugün
  • gece herkes uyumuşken "şıpıdık öldürmeli" diye bağırıp bir şeyleri yıkıp dağıtasım geliyor.*
  • itin biri," kedim eski patronum."demis.. gönder gitsin evden bas kicine tekmeyi.
  • gecenin beşine henry purcell ile giriyorum.

    gecenin başlarındaki yerinde duramamazlık şimdilerde bir sakinliğe geçti ve ılımasına birkaç dakika kalmış kahvenim tam da ideal sıcaklığına bürünmüş olmasını yaylıların ve de sigaranın hizmetine alıp zamanın yumuşamış köşelerini bir topa çeviriyorum.

    yazarken her daim aradığım kendisini saklı kılmışcasına bir tatla buyuran aleniliğim ve bunun bir manada tam tersini getireceğini de biliyorum ama aradığım zaten aşikarlık değil, okuyucumu inşa etmek ki bahsi geçen yuvarlak özneler sıklıkla bu mahareti sergileyemediğinden, kendimi çuvaldıza taktığım ipi iğneden geçirirken bulmaktayım.

    bu noktaya dek her şey açık ve seçik. kapalı bir oda yok; anahtarı aranan. fakat şimdi başlıyorum yazmaya.

    yeşil kadife bir elbisenin omuzlarına düşen sarı saçların sahibesi bir minik elf kadınının ölümsüzlüğünü avuçlarımın içinde bulmasının verdiği bir küçük esriklik anı ufağından bir öforiye evrilirken, kendimi sarhoşlukların aldatıcılığından hızla arındırıyor, safi hasılası topyekün bir öz imhadan ibaret yaşamın özetini hulasa ile süsleyerek bir tefeciye rehin bırakıyorum hızlıca.

    uzun soluklanmaları yeğliyorum aklın bu geceki başıboşluğunda. gemi vurup azıya alarak sürdüğüm çok macera oldu geçmişte elbet ve böylelerinin beni bıraktığı orman göbeklerindeki yosunlu taşların kokusunu elde haritayla ziyaret edilmiş taş duvarlardan daha iç gıdıklayıcı da buldum her seferinde ama bu gece uzun soluklanmaların sıkıcı eliyim.

    bu noktada önce gerisin geriye, sonra tam tersine, iyice öne yaslanır, dirseklerine doğru eğilmiş kafasını fincanına yaklaştırır anlatıcı. kıpırdamadan durursa, bir yerde bir cümleyi kendisine fısıldayabileceğini düşünmektedir. dakikalar geçer, cümle gelmez. nabokov'un on satırlık bir bölüm için bir ay uğraştığını anımsatarak moral vermeye çalışır kendisine ama hemen sonrasında, nabokov'un bu on satırda neyi anlatmayı istediğini bilerek bu bir ayı geçirdiğini, kendisininse bu jokere sahip olmadığını fark eder. hayal kırıklığı tahammül edilemez bir boyuttadır.

    tahammül edilemez bir boyuttaymış. seni şakacı ve de cakacı. bir gözün voyage of time'da, bir gözün monsieur klein'de, kaytarmak için alelacele dizilecek birkaç fiyakalı cümlede ve voila denip kalkmada. kimi kandırıyorsun?

    lese-majeste diyebilirim bu aşamada ve cruel trilemma'dan yakınabilir, nemo tenetur se ipsum accusare ile sıyrılabilirim elbet meseleden. mamafih beni bilirsiniz, hiç gerek yok bunlara; yazgım bir enfant terrible olmak her daim.
  • üstüme basıp çıkanların mutlu olmasını hazmedemiyorum.

    üstelik benim üstüme basılmasına bile isteye izin vermiş olmama daha da sinir oluyorum.

    ben bunları hak etmedim. biliyorum ki pürüzsüz devam edecekler hayatlarına benimse burnum boktan çıkmayacak. lanet olsun.
  • sabahin en acikli taraflarindan biri de bindigin toplu tasima veya serviste birinin erteledigi alarmi yolda giderken duymak, yazik artik kimin calisaniysa, hep ayni yerde caliyo bide.
  • angelica

    üşüyorum. bir o kadar da özlemişim seni. hep diyorum ya hani "yaşlı bir çınarın hüznünü taşıyorum" diye, seni bu kadar çok özlediğimde de yaşlı bir çınarın durgunluğunu taşıyorum üzerimde. sanırım sana her geçen gün daha çok alışıyorum, daha çok aşık oluyorum. ve de bu korkularım azalacak derken tam tersine korkularımın daha da artmasına neden oluyor. bazen yüreğim ağzıma geliyor. gri bulutlar kaplıyor etrafımı. sensizliğin trajedik bir tiyatrosu sanki. öyle zamanlarımda hiç bir şeyin tadı olmuyor. ne yiyebiliyorum, ne bir şey yapasım oluyor. elimde sigara kulağımda müzikle duvarları izliyorum. yine öyle bir gece. sanırım fazla alınganım ya da duygularımı, sevgimi doğru şekilde yansıtamıyorum. bilmiyorum. bildiğim tek şey; hayatım nereye giderse gitsin, sensiz olmak istemediğim. kaç kere kafamda çekildi sensizlik tiyatrosu biliyor musun? ve de hepsi birbirine o kadar çok benziyor ki. sırf seni görürüm diye kaçtığım kıtalar, seni aklıma getirirse bir şeyler diye kapadığım gözlerim, kulaklarım... senden önce yarım yaşıyordum hayatı, sen geldin beni tam yaptın. ama gidersen yarım bile kalamayacağım. gerçekten çok fazla, gerçekten çok fazla. ne zaman i know it's over söylesen bana, kahkahalar atarak hıçkıra hıçkıra ağlamak gelir içimden. sanki biteceğini yüzüme vurmanın hüznüyle sesinin verdiği mutluluğun karmaşası. seni çok seviyorum. günaydın sevgilim.
  • hayatımın en korkulu gününü yaşıyorum. annem birazdan histerektomi ameliyatına giriyor. uzun zamandır belli olan, kolay bir ameliyat ama bu benim deli gibi korkmama engel değil. ben çok küçükken anneannemin de aynı rahatsızlıktan vefat etmesi zırıl zırıl ağlamama engel değil. 24 yaşında bir abla olarak güçlü görünmeliyim ama şu an dünyanın en korkak insanı benim. birazdan okula gidip otizmli güzel öğrencilerimle ders yapmalıyım ama rüyalarıma kadar giren o korku senaryolarıyla nasıl verimli bir gün geçirebilirim bilmiyorum. galiba dünyada annesi olan tek kişi gibi hissederek büyük bencillik krizi geçiriyorum sözlük. neyse ki bugün burayı kraliçem ameliyattan çıktı onu daha önce bu kadar sağlıklı görmemiştim diyerek de editleyeceğim. biliyorum bu gün de bitecek.

    edit: kraliçemi daha önce hiç bu kadar sağlıklı görmemiştim. tüm geçmiş olsun mesajlarına çok teşekkür ederim. geçti çok şükür : )
  • son birkac yildir yurt disinda yasiyorum. yurt disina cikmadan, anitkabir'e gidip, pasama durumu aktarmis ve kendisinden ozur dilemistim.

    kendimi bildim bileli 10 kasimlarda her zaman ziyaretine gider, saygimi, sevgimi, hayranligimi, minnettarligimi ataturk'e sunardim. yurt disinda imkan olmadigi icin her 10 kasimda tipki az once yaptigim gibi bilgisayardan pasamin su fotografini acip, saygi durusunda bekliyorum saatler 09.05'i gosterdiginde. bunu benden ve artik eksi sozlukten baska kimse bilmiyor. su an bulundugum yerde gece yarisi ama inanin o siren seslerini, o duygulu, aglayan insanlari her bir hucremde hissediyorum o sure boyunca.

    attigim her adimda senin izin var. bastigim topraklar farkli da olsa her an her saniye akillardasin. fikirlerin mi? onlara baglilik suphe teskil etmiyor pasam.
  • daha 12yasimda okul kalemlerim ninja turtless li, defter kaplarim varyemez amcali iken kadın sayılıp ,başim kapatılıp ihl ne gönderildim.ortaokul,lise. 6sene her okul sabahı istemediğim bir kıyafetle, istemediğim bir okula gittim.

    zorla tesettüre sokulmayi hiç anlatmayayim, kendi halime aglayacagim geliyor.

    okuduğum okul ,oss , puanlama sistemi derken ne istediğim üniversiteye gidebildim ne istediğim işi yapabildim.

    sigara içtim diye, ailemin tasvip etmediği bir sevgili edindim diye ev hapsine tabi tutuldum. günlerce dışarı salinmadim, dışarı çıkmama izin verildiğinde de yanimda anne ya da baba adında
    gardiyanlarım oldu.

    e kızı o kadar sikarsan ne olur,kız kacaaaar. kaçtım, eşime. e 12 sene oldu,eşimden bir şikayetim yok.ama daha sigara tecrit zamanından beri ailemle kusuz. bildiğiniz küs.

    oğlan kardeşim var. ailenin sevileni, sevimlisi, kiyilamayani, gözbebeği, aslan parçası, ben ne kadar kara lekeysem o da o kadar sütten çıkmış evlatcik. ana baba yancisi, abla düşmanı.

    bir çok sağlık şikayetim var. hepsinin temelinde ailevi problem ve ailevi ofkeler oldugunu düşünüyorum.zihnimi geçmişten, affedemediklerimden arındırma ya çalışıyorum, basaramiyorum. buradaki bir cok entrymde bile ailevi öfke topu belli oluyor. affedemiyorum.sevilmemeyi hazmedemiyorum.

    dün gece düşünürken jetonum düştü.ne zamanki anne babam ölecek, ben onların artık haksızlıklarına rağmen rahatça yaşayamadiklarından emin olacağım yani, içim o zaman huzuru bulacak.

    yattım pusuya, anne babamın öleceği günü bekliyorum.
  • geçen günlerde yazar oldum ve çaylak iken o kadar hevesliydim ki ne zaman onaylanır vs. diye yazar oldum ekşiyi bile kontrol etmiyorum ilk maceram 2011 yılında başlamıştı 2 sene kadar sonrasında askere gittiğim için hesabım uçtu. ikinci denemem de çok hevesli olmama rağmen sözlüğün benim tanıdığım 2011 yılındaki gibi güzel insanları barındırmamasının etkisi olduğunu düşünmekteyim artık sözlük giderek forum olma yolunda emin adımlar ile yürüye dursun insanları kaybettikçe.