şükela:  tümü | bugün
  • çok düşünüyorum ve bu beni yoruyor. düşünmemeye çalışmayı düşünmek ise ürpertiyor. araftayım.
  • kavgalı kliplerdeki gibi fırtınalı bir ilişkim olsun istiyorum.

    https://www.youtube.com/watch?v=w55nib4uf1u
  • hayatımın son bir yılı gelene geçene veda etmeye ve kendimi insanların yokluğuna alıştırmaya çalışmakla geçiyor, hakikaten bir yerde bu maynakk a ayıp oluyo artık demiyonuz mu?
  • cinsiyetimi soranlar karşısında hissettiklerim aşağıdaki gibidir.

    -bu sorudan pek hoşlanmam ama erkeğim...

    -hoşlanmam çünkü kişilik ve kimliğimin çok az yada önemsiz kısmı benim erkek olmamla ilgili

    - bu soruyu sorana karşı konulmaz bi şekilde “siz” diye sormak istiyorum ve bu beni rahatsız ediyor
  • beni hatırlamıyor.

    ama çok güzel şarkılar hatırlıyor. hatta benimle beraber söylüyor.

    oturduk hastane odasında beraber şarkı söyleyip dans ediyoruz. beni tanımasa da benimle şarkı söylüyor ya, buna da şükür.

    bazen şükrettiğim şeylere ben de inanamıyorum.
  • lanetli sayı 13'e ulaştığım itiraf başlığı. bu başarı ilk defa sadece benim bu kez.

    yazacak pek bir şey yok aslında bu defa. hayatımızdan götüren, kendimizde açtığımız gedikler var. ve bazen ben, doluluktan çok boşluktan oluşuyorum gibi geliyor.
  • çok mutluyum! kalbim ağzımdan taşacak gibi... güzel mi geldin ki sen 2018? böyle devam et olur mu? o zaman dans!*
  • hayatimizda yaptigimiz tercihler bazen hakikaten canimiza okuyabiliyor.

    cidden bu kadar ilgisiz kaldigim sevgiye muhtac oldugum baska bir donem olmamisti.

    cogu zaman bi cok konuda basarisiz oldum hep ancak insan iliskilerinde her zaman iyiydim. seytan tuyu var falan saniyordum kendimde. son 5 aydir bu konuda da dibe vurdum. yaptigim her eylemi zekle yerine getiren bir insandim. artik hic bir seyden keyif alamiyorum.

    tamam belki de bu bir gecis donemi ancak cidden ruhum sondu galiba burda.
  • çok esaslı bir itiraf geliyor. bunu buraya yazıyorum ki içimdeki, asla evden çıkarılmayacağına ikna olmuş kedi tembelliği çıksın gitsin.

    hani bu akp bizim anamızı belledi ya. hani markete gidince yoğurdun, etin fiyatından sinirden köpürüyoruz ya. hani topkapı sarayında beş liraya çay içiyoruz, giftshop'undan bir kitap almak istiyoruz ama alamıyoruz çünkü 50 lira ya..
    istiklalde yürürken inşaat çalışmasının daralttığı minicik yolda o büyük temizleyici motor bizi eve kovalıyor, bu günlerde iş bulduğuna şükret'i ve bence sen yurtdışına kaç'ı ağzına sakız etmiş yöneticiler ile çalışıyoruz ya.

    yoruluyoruz haliyle.

    başlıyoruz kurban psikolojisine girmeye: bize de bu kadarmışcılık, buna da şükürcülük, piyasada bizim gibisi kaldı mı ortalık leş, biz yine en iyiyizcilik/ ya da (bize daha iyisi gösterilince) imkanımız mı olduculuk.

    peki. diyelim ki yarın işler düzelmeye başladı. hiç belli olmaz. yukarıdaki hislerin yarattığı rehavet yüzünden ya elimizde sunacak hiçbir şey olmassa. kendi sıkıntımıza kapılıp günleri bomboş mu geçirmişiz yoksa?

    itiraf da geliyor bu noktada, bazen böyle bir koşulda oluşabilecek yetersizliğim/utancım yüzünden mevcut düzen devam mı etse diye bi ses çıkarıyor içimdeki terbiyesiz. nefret ediyorum bu sesten ve hep yarın işler düzelebilirmiş gibi kendimizi yetiştirmemiz gerekiyor diye düşünüyorum.
  • öleceğim günü sabırla bekliyorum.