• dün gece uyuyan nisanlimin ağzını burnunu elimle kapattım, bir süre sonra ölebilecegini düşünüp bıraktım. hormalasini nasıl durduracagimi bilemediğim için az daha birini öldürecektim.
  • bir süre yokum buralarda. döndüğümde daha güzel bulmak ümidiyle
  • peşinen not: bu entry'yi göbeğimi kaşıyarak giriyorum. çok kötüyüm çok.

    benim çocukluğumdan beri işlerim yolunda gitmez. herkesin kolaylıkla başardığı şeyler için benim aşırı kıç yırtmam gerekir. şanssızlıklar falan hep beni bulur. bu durum iyiden iyiye canımı sıkmaya başladı. genel anlamda işlerim sonunda tatlıya bağlanır ama bir sürü insanın bu işleri bir yerlerden yardım alarak, ankara'da dayı bularak çok kolay çat pat yapmaları, çok şanslı falan olmaları sinirimi bozmaya başladı.

    bunca yıl başıma gelenleri okusanız hak vereceksiniz.

    yaş 11: o sıralar okul nöbetçisi olmak hayalim. çok cool geliyor bana. aylarca sıranın bana geleceği günü bekliyorum. o gün, hiç olmayan bir şey oluyor ve okullar tatil oluyor. ortaokulda nöbetçi olamıyorum. şimdi düşününce komik. çocukken üzmüştü ama. *

    yaş 18-20: yeniden üniversite giriş sınavına girmeme izin verilmiyor çünkü ışık göremiyorlar bende. bu nedenle hem istemediğim bir üniversiteye devam edip hem de kendi kendime sınava hazırlanıyorum. milletin dershanelerle ve özel derslerle kazandığı okulu kıçımı ciddi anlamda yırtarak, yalnız çalışarak kazanıyorum.

    yaş 23: yurtdışı için bir bursa başvuruyorum saçma sapan insanlar kazanıyor bana burs çıkmıyor. şok oluyorum. meğerse tanıdık gerekiyormuş burs almak için. aynı bursa başvurup interview olduğu gün burs aldım diye kutlama yapanları görüyorum seneler sonra. millet sonuçlar açıklanmadan sonucunu biliyormuş.

    yaş 25: araştırma görevliliği sınavına giriyorum. herkesin o dönem bir hafta ya da 10 günde kadrosu gelirken benim gelmiyor, bir ay boyunca beleşe zorla çalıştırıyorlar. nedenini çok sonradan öğreniyorum, sınav sonucuna itiraz eden bir mal varmış meğerse, hocalar da itirazın sonucunu inatla açıklamadıkları için benim atanmam bir türlü olmuyormuş.

    yaş 26: kadromu başka yere taşımak için yeniden ar-gör sınavına giriyorum. master danışman hocam sınava girmemem için beni uyarıyor. girip kazanıyorum. beraber çalıştığım herkes sınavı kazandım diye arkasını dönüyor bana çünkü çok sevgili arkadaşları kadroya girememiş oluyormuş. bir sürü sıkıntılar, sorunlar bok gibi ortamda çalışmak zorunda kalıyorum.

    yaş 27: doktoraya yurtdışında başvurmam için bir belge gerekiyor. okulun lisans öğrencilerine 10 dk içinde verdiği belgeyi almam 3 hafta sürüyor. öğrenci işlerini o belgeyi bana vermeye ikna edemiyorum bir türlü. meğerse lisansüstü için ingilizce belge verecek adamları izinliymiş. kendi belgemi kendim ingilizce'ye çeviriyorum ve bir sürü yalvarmalar sonucu imzalatıyorum belgemi.

    yaş 27: zorla aldığım belgeyi hard copy olarak postalamam gerekiyor başvurabilmek için. internetten başvuru yapılamıyor. sonucunu bile bilmediğim bir doktora başvurusunu yapabilmek için haftasonu bir günlüğüne güney kore'ye geliyorum. uçak bileti parası, otel parası, yorgunluğumdan vs bahsetmeyeceğim ama giderken ankara-istanbul uçuşum rötar yapıyor diye atatürk havaalanı'nda soluğum kesilene kadar koşmak zorunda kalıyorum.

    yaş 27: danışman hocam beni olabileceğim son gün mezun ediyor. kabul aldığım okulda doktoraya gidemememe, olduğum okulda doktoraya başvurmamam yüzünden öğrenciliğimi ve kadromu kaybetmememe ramak kalıyor. gerekli imzaları bir günde alıp, yine bir günde geçici mezuniyet belgemi alabilemek için ankara sıcağında kocaman kampuste ordan oraya koşuyorum.

    yaş 28: hamile kalıyorum. çok az kişinin hamileliğin 37. haftasında başına gelecek puppp zıkkımı 19. haftada başıma geliyor. kaşınmaktan uyuyamıyorum. aylarca kaşıntı çekeceğimi bilip şansıma küfrediyorum.

    benim her işimde hep aşırı zorluk vardır. devamı gelmese keşke ama devamı gelecek...
  • elimi tut, avucumun içinden..
  • öbür dünya kavramına inanmıyorum ama sadece eski dostumdan özür dileyebilmek, ona neden yanında olamadığımı söyleyebilmek için cayır cayır yanacağımı bile bile olmasını diliyorum.
  • - hayyam'ın dediği gibi; "ne mutlu bu dünyaya hiç gelmemiş olana.." zaman makinasını icat edip çekip gitmeli. geçmişe. bu saçmalığa bir dur demeli. veya o ana kadar gitmeli... "hayır bu doğum gerçekleşemez." (anladınız siz onu)

    - bazen eleştirdiğim kınadığım insanlara dönüşüyorum. bi garip hallerde yakalıyorum kendimi. resmen tokat gibi!

    - yamulmuyorsam bundan bi 20 sene evveldi. birine çok güzelsin demiştim. "biliyorum" dedi. işte o an ona kafa göz dalmak istemiştim. biliyorum ne lan? insan en azindan bi teşekkür ederim falan der. onun karşılığı biliyorum demek mi? ha ben bunu neden yazdım şimdi? işte o gün bugündür iltifat etmeyi sevmem. nefret ederim hatta.

    - geçen evde otururken dışarıdan gürültülü şekilde çocuk sesleri geliyordu. birden cama çıkıp çocuklara "susun lan!" diye bağırasım geldi... o an bişey oldu... çocukluğuma gidip nefret ettiğim o mahallemizdeki teyzeyle karşılaştım ve sustum.

    - su yaşıma geldim, hala ağlayan biri nasıl teselli edilir bilmem. edemem. o yaş gözden düştüğü an bi mallaşıyorum resmen. hani sarılsam mı yoksa ben de mi ağlasam bilemiyorum.

    - dudaklarını uzatarak poz veren kızların ölmesi gerektiğini düşünüyorum. giderken zafer işareti yapanları da yanlarına alırlarsa daha mutlu olurum..
  • cinsiyetçi birisi değilim kesinlikle. kadın erkek eşitliğine inanır ve savunurum her alanda ve her zaman. ancaaaaak, kadın yöneticilerle çalışmaktan nefret ediyorum. belki hayatın bana yaşattıkları tesadüftür ama 30 yaşıma geldim, hep kadın yöneticilerle çalıştım.

    ulan biriniz iyi olsun ya sadece biriniz iyi olsun da bugüne kadar savunduğum ve inandığım bu eşitliğe saygım devam etsin ya.

    neden empati yeteneğinizi kullanmıyorsunuz? (var olduğunu biliyorum)
    neden kaprislisiniz?
    neden çekemiyosunuz?
    neden sürekli birilerinin ayağını kaydırmaya çalışıyorsunuz?
    neden sizden daha iyisi yokmuş gibi yalan bir dünyada yaşıyorsunuz?
    neden iş hayatında, evlilikte, arkadaşlıklarınızda ve ailenizin yanında hep farklı maskelerlesiniz?
    kötülük yapmaktan neden korkmuyorsunuz? ve neden hoşunuza gidiyor?
    birini üzdüğünüzde neden seviniyorsunuz ve siklemiyorsunuz?
    bu kadar kötü olmak default özelliğiniz olsa bile neden kendinizi değiştirmiyorsunuz?
    kariyer için neden kadınlığınızı kullanıyorsunuz da hem cinslerinize olan bakışı değiştiriyorsunuz?
    ya neden bu maskeli balo ve onun farklı yüzleri ya!?

    bu ülkede hayat zaten bu kadar zorken neden birde sizle uğraşmak kalıyoruz biz ya? sizin gibi olmayanlar sizin yüzünüzden ön yargılarla baş etmek zorunda kalıyorlar farkında mısınız? ya da farkındaysanız neden sikinizde değil? anlayamıyorum.

    ya bu ve bunun gibi yazmaya üşendiğim çokça farklı durumlara örnekleri çoğaltabilirim ama o kadar sıkıldım ki artık sizden, inancımı da yitirmek üzereyim.

    peşin edit: hepinizin böyle olmadığına inanıyorum ama göremiyorum.
  • beni en yakın arkadaşı olarak gören arkadaşım benim için sıradan birisinden öteye geçemiyor.sorun sadece frekanslarımızın uyuşmaması.bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum
  • ülke bu kadar boktan durumdayken, her gün yeni bir olay patlak verirken, ekonomi bu kadar kötüyken, ahlâki olarak çöküşün dibindeyken, birileri çok zengin olup geri kalan herkes fakirleşirken; bu kadar umursamaz şekilde ve ülkede sanki her şey yolundaymış gibi hayata devam etme motivasyonları nedir insanların?

    ben bu sorunun cevabını bulamıyorum. kendi başıma hayata devam edebilmenin yollarını arayıp bulmaya çalışsam da bu saçma ülkede nefes almak gün geçtikçe zorlaşıyor.

    daha gençseniz, az çok kendinizi geliştirebilecek bir alandaysanız; gidin bu ülkeden. çünkü düzelmesinin bir yolu yok artık. ben muhtemelen gidemeyeceğim ama gitmek isteyip de fırsatı olanların durmasının hiçbir manası yok artık.

    bu bomboşluktan bezdim.
  • yaklaşık 3 yıldır hiç bir kadın beni heyecanlandırmıyordu. herkes tahmin edilebilir geliyordu. taa ki onu tanıyana kadar. nasıl oldu da bu duruma düştüm bilmiyorum. göz göre göre kapıldım rüzgarına. bu kadar ortak noktamızın olması imkansız. ama bütün bunlara rağmen gidip konuşamıyorum. halbuki ben herkese, daima "go for it" diyen adamım. iş kendime gelince olmadı öyle. onun unutması gereken birisi var. ama benim bunu bekleyecek sabrım yok. ya ben ilk defa sarhoş bir kadının teklifini reddettim. ilerisi için olur mu acaba ciddi bir şeyler diye. şu iş bir olsun, dileyin benden ne dilerseniz.