şükela:  tümü | bugün
  • aziz ve muhterem eksi sozluk cemaati,

    oncelikle son iki gundur gelen elestirileri, eylemleri yakinen takip ediyorum. daha yakindan takip ettigim konular ise hali hazirda sorgu/ifade ile ugrasan yazarlarin meseleleri. simdi uzerindeki temel yanlis anlasilmalari duzeltmek istiyorum. bunlari duzeltebilmem icin once bir tane sacmaligi tekrar duzeltmem lazim:

    "kapatilma ihtimalin ortaya cikip kesen tehlikeye girince sansur karsiti leopar, yazarlar tehlikeye girince tiss"

    eksi sozluk son 5 yilda 3 kere kapatildi. bakin kapanma ihtimalini geciyorum, gercek anlamda kapatildi. bir tanesi iki ay surdu. o zaman kesem tehlikeye girmedi cunku agzimdan tek kelime cikmadi da "ihtimaller"den mi kesem tehlikeye girdi? yilda uc dort kere savciliga ifade verirken, ataturk'e hakaretten ifadem alinirken kesem tehlikeye girmedi de bir tane "ihtimal"den mi kesem tehlikeye girdi? faks cekip "hakkimdaki her seyi silin" diyen akp milletvekiline "silemeyiz" diye yanit fakslarken kesem icin en iyi olani mi yaptim? hadi bunlari bilmiyor olabilirsiniz tib'in kapatma emri entry'mi (bkz: #23338161) okumadiniz mi? derdimin eksi sozluk'un kapatilmasi degil kurumun sapitmasi oldugu gercekten hic mi anlasilmiyor? yazidan anlasilmiyorsa videosu var: http://video.cnnturk.com/…n-ssgsi-cnn-turke-konustu

    daha ayrintili isterseniz ayni gun iki saat sonra ayni gomlekle katildigim tv8'deki programin kaydini bulun izleyin. yok gundemi uc bes takintili tipin yonlendirmeleriyle takip edecekseniz sizin icin umit yok zaten.

    burada israrla "benim kapi gibi avukatlarim var bunla rahatca mucadele edebiliyorum ama her sitenin bu lukse sahip olmasi mumkun degil onlarin magduriyeti ne olacak" uzerinden rezilligin esas boyutuna yaptigim vurgu fight club senaryosunu satir satir ezberleyebilen bir kafanin algilayabilecegi bir duzeyde diye umuyordum. degil mi? ben hakkaten ulusal tv'ye cikip "ben neyse ki rahatim diger siteler dusunsun" demis olabilir miyim? ya da site kapatilinca sorun etmeyip kapatilma ihtimalinde ortaligi velveleye veren? oyle manyak?

    eksi teknoloji ltd. ve purut avukatlik burosu calisanlarinin 15 mayis 2011 sansure karsi yuruyus'un bildirim dilekcesi icin kanunen gerekli 7 kisiden 5'ini teskil ettigini, cunku organizasyon ekibinden geri kalanlarin cesitli sebeplerden imza atmaktan cekindigini ve kalan 2 boslugu doldurmak icin 1 hafta boyunca gonullu aradigimizi zar zor bulabildigimizi biliyor musunuz?

    eksi teknoloji ltd. sti.'nin bastirdigi binlerce pankartta (kirmizi orta parmaklar ve beyaz uzerine siyahli kirmizili tum yazili pankartlar, bazilarinin fikir ve metinleri bizzat bana ait) eksi sozluk reklami gordunuz mu? hangi pankartlarda kimlerin reklamini gordunuz? sizce kimin reklama/virale ihtiyaci var? nasil kacirdim ben boyle firsatlari bir para kazanma dehasi olarak?

    paramin pesinde kosuyor olsam hukumete, devletin kurumuna canli yayinda saydirir miyim? siz ayni benim yaptigimi yapan parasinin derinde baska kimi gordunuz de beni paramin pesinde kosmakla itham ediyorsunuz? hangi akli basinda sermaye sahibi devlete saydirmak gibi manyaklik yapmis da beni bu manyakliktan "prim edecegim"i zannederecek yargiliyorsunuz? prim etmek istesem sansur gibi onemli bir konu icin ayrilan ulusal tv zamanini eksi sozluk polemikleriyle harcasam daha iyi reyting yapmaz miydim? siz bilirsiniz bu reyting islerini. paraysa tek derdim neyi tercih etmeliydim?

    siyasi ve sahislara dair girisleri tumden yasaklamis kafasina gore adam ucuran olusumlarin yaninda durup eksi sozluk'e "baskici ve yasakci" hangi yuzle diyebiliyorsunuz? "adnan oktar hakkinda entry girilebilen tek sozluk" diye sloganla niye tv'ye cikmadik biz? oradan iyi prim yapardik bak.

    sansur karsitligimin "sadece kesem tehlikeye girince" devreye girdigini iddia edenlere bu ayni bkz'i dorduncu verisim: (bkz: #19265975). hayir kesemin tehlikeye girmesinden endise etmemden daha dogal bir sey olamaz ama bu konuda "kesesi tehlikeye giren" binlerce sitenin yapmadigi seyleri ben niye yapiyorum? ben niye son 1 yilda turkiye'de davet edildigim yiginla etkinlikte "sansur" anlatiyorum? daha da onemlisi bunlari baska hangi sermaye sahibi yapiyor da bu yaptiklarim size "para icin yapiyor" intibasi uyandirdi? etkinliklerden aldigim plaketleri eritip pirinc fincan yapip satiyorum ama bu paragozluk sayilmaz. ticari kafa.

    benim acimdan eksi sozluk'un turkiye'de internet kulturune kattigi en onemli konu "dogruyu yanlistan ayirdetme sorumlulugunu bilgiyi edinene yikmasi"dir. cunku gercek elestirel bakis bunu gerektirir, dogrusu budur. kimsenin lafiyla gaza gelmeme, kendi suzgeci disinda kimseye takilmama. acikcasi su noktada "para odakli" hareket ettigimi dusunen herkesin suzgeci sinifta kalmistir. isterseniz basa donup tekrar saglamasini yapin.

    ---------

    simdi ikinci onemli konu kanzuk'un 7. maddesinin yaygin tefsiri:

    "biz msn'iz feysbukuz oglum, yazarlar da ne halleri varsa gorsun"

    oncelikle belirteyim, kanzuk'un bu duyuru metnini yollamadan once bastan sona okudum ve 7. madde dahil olmak uzere "bence sorun yok" diye onay verdim. zira soylenen sey su:

    "eksi sozluk insanlara bilgi paylasimi ve etkilesimi saglayan ticari bir platformdur. bu tur platformlarin kullanicilarina hukuk destegi taahhudu vermesi mumkun degildir"

    bu boyle. bu demek degil ki biz yazarlar "polis geldi napayim?" deyince "siktir lan orospu cocugu geber pezevenk" diyoruz. hatta kanzuk su anda ifadesi alinan yazarlarla benden daha fazla ilgilenmekle mesgul. ben de acikcasi onlarin magduriyetini azaltmak icin son iki gundur calisiyorum.

    sunu anlamaniz lazim: eksi sozluk yazarlarina hukuki destek taahhut edemez. bu cok acik ve net. bu pratikte de teoride de bir yigin sebeple imkansiz. gorunen o ki eksi sozluk maasli yazarlari olan bir yayin organi olsaymis daha iyi olacakmis zira genelde sikayetler "tum iyi yazarlar gitti" ve "yazarinin arkasinda durmuyor" ustunde. e ben bunu yapabilmem icin formatimi degistirmem lazim, gazete olmam lazim, dandik yazdigini dusundugumu, benim gorusume uymayani atmam lazim? acikcasi benim onda buldugum deger eksi sozluk'un su anda yarattigi degerden daha fazla degil.

    diger onemli bir mesele:

    "bu ifadesi alinan yazarlarin akibeti ne olacak?"

    bu sorusturma surecinin bir parcasi. henuz ortada bir dava yok, mahkeme yok. benim bizzat yasadigim, avukatsiz donemlerimden benzer bir ornek icin (bkz: ssg'nin yozgatlı polis macerası). gunumuzde ise yilda 3-4 defa savciliga gidip benzer ifadelerden veriyorum.

    yargiya sevkedilmis konular uzerine yorum yapamiyoruz ama benim burada gordugum en buyuk risk yazarlarin kimliklerinin dava dosyasina gecmesinden dolayi "anonimliklerini kaybetme" riski. bunu telafi icin eksi sozluk olarak bu sekilde magdur olan tum yazarlara yeni bir hesapla devam etme imkani verecegiz.

    simdi daha az onemli meselelere gecelim:

    "eksi sozluk bilgileri hukuki mercilerle paylastigini daha onceden soyleyebilirdi ona gore tavir alirdik"

    2006'da belirtmisiz (bkz: kisisel bilgiler/#10347863). ama bunu belirtmemis de olabilirdik zira tum sirketlerin ve internet sitelerinin uyguladigi bu prosedurler kanunda zaten yazili. bizimki kamuoyunun lehine bir tekrar olmus.

    "sen hukuken sakincasiz buldugun icin beni yanilttin"

    durumun oyle olmadigini soylemistik (bkz: gotumuze girebilir/#17633604). ama fatih altayli sakincasiz buldugumuz 400 entry'yi mahkeme karariyla sildirebilmis, hatta kendi lafini "hakaret iceriyor" diye sildirtmis, simdi kazan ölmüş garip mi?

    "eksi sozluk yazarlara karsi sorumlulugu geregi en azindan cikabilecek sorunlara dair daha net bir farkindalik yaratabilir, bir hareket baslatabilirdi"

    ben acikcasi konuyu götümüze girebilir'den daha net ve acik izah eden bir ifade bicimi bilmiyorum. ama bu konu uzerinde yazarlarin magduriyetini azaltacak onlemler ve secenekler uzerinde zaten calisiyorduk, calismaya da devam edecegiz.

    "sahi bir leopar vardi noldu ona?"

    hircinlasti hircinlasti, daha hircinlasmaz dedik, daha da hircinlasti. önünü alamadik.
  • benim bildiğim kadarıyla malum haber gerçek. uygulama da yasal.
    polis yasal yollardan talep ediyor; sözlük yasal sorumluluğu gereği elindeki bilgileri veriyor.

    çok uzatmayayım: sözlük yasal yükümlülüğü sebebi kimlik (ip, vb.) bilgilerini verdiği yazarları
    (ve yazar dilerse herkesi) bu işlemden haberdar etmelidir.

    neden haberdar etmelidir?

    1. çift taraflı şeffaflık gereği haberdar etmelidir.

    sözlük, devlet'e karşı yükümlü olduğu kadar yazarlarına karşı da yükümlüdür.

    yasal bir zorunluluk sebebiyle dahi bilgimi paylaşıyorsan, paylaştığın bilgisini
    bana da kayıtsız, şartsız; nedensiz, gerekçesiz vermelisin, verebilmelisin.

    2. sosyal sorumluluk gereği haberdar etmelidir:

    hakkında polis (ya da devlet) eliyle, inisiyatifiyle soruşturma başlatılan bir kişi,
    sadece kendisini temsil etmek zorunda değildir.

    devlet eliyle yürütülen her türlü tedhiş, yıldırma, caydırıcılık politikasında önden
    ve zamanında haberdar olmak, haberdar edebilmek manasına da gelir.

    benzer gerekçelerle, benzeri şekilde toplu soruşturmaya uğrayanlar soruşturma sürecinin
    en başında, hem de sözlükçe onanmış somut bir kaynak göstererek, durumlarından
    kamuoyunu haberdar edebilirler, sivil toplum kuruluşlarından ve yasal danışmanlarından
    destek ve bilgi alarak, haklarının bilincinde ve haberdar olarak sürece dahil olurlar.

    3. (2. maddeye bağlı olarak) sözlüğün tavrını göstermek açısından haberdar etmelidir:

    sözlük yasal sorumluluğu gereği yerine getirdiği eylem ve işbirliğini siyaseten savunmak zorunda değildir.

    bir uygulamanın yasal olması, makul ve makbul olduğu manasına gelmez. sözlük yönetimi
    eğer bu uygulamaya karşıysa, polis devleti konusunda siyasi çekincelere sahipse, ilk iki maddeye
    dayanarak kullanıcıları ve kamuoyunu bilinçlendirmeye çalışır, bir dayanışma ve karşıt duruş
    gösterir destek verirse, destek alır. işbirliğini, işbirliği ettiği kişi ve kurumlardan yana sınırlarsa
    (bence yok yere) şaibe altında kalır, töhmet olur, zahmet olur.
  • kanzuk bu uygulama ile alakalı şu açıklamayı yaptı:

    ''3. peki yazarlara neden haber verilmiyor, bu yapılan etik mi?
    etik olup olmamasından daha önemlisi, yazarlara haber vermiyor olmamız bir kanuni yükümlülük. haber vermemek zorundayız. cmk 157 gereğince soruşturma(yani ip bilgilerinin istendiği aşama) gizlidir ve tck 285. maddesi bu gizliliği ihlal edenlerin cezalandırılacağını açıkça belirtmektedir. bu konuda kapsamlı bir yazıya bu adreslerden ulaşabilirsiniz, ikisi de aynı yazıya ilişkin linklerdir. 245-247. sayfalarda ilgili konuların yorumunu bulabilirsiniz, ayrıca bu geniş bir yorum olup, 247. sayfadaki 6. no.lu dipnotu okursanız avukat ve şüphelinin dahi bu gizliliğe uyması şeklinde ciddi görüşler olduğunu görebilirsiniz.

    http://auhf.ankara.edu.tr/…-59-02-okuyucu-ergun.pdf

    bunun üzerine kanzuk'un verdiği linkte yaptığım okumada, şu paragrafa ulaştım:

    ''iii. harici gizlilik
    basın kanunu m. 19/1’de, “hazırlık soruşturmasının başlamasından
    takipsizlik kararı verilmesine veya kamu davasının açılmasına kadar
    geçen süre içerisinde, cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme
    işlemlerinin ve soruşturma ile ilgili diğer belgelerin içeriğini yayımlayan
    kimse”nin para cezası ile cezalandırılacağı öngörülmüştür.
    burada yasaklanan, soruşturma sırasında gerçekleştirilen işlemlerin
    ve bunlara ilişkin belgelerin gerçekleştirildikleri olgusunun değil; bunların içeriklerinin açıklanmasıdır.

    dolayısıyla, bir belgenin düzenlendiği ya da bir soruşturma işleminin yapıldığının yayınlanması
    yasak kapsamında değildir.'' (soruşturmanın gizliliği, okuyucu-ergün, sf. 261)

    bu bağlamda soruşturma konusu edilmiş olmamızın bizden gizlenmesinin cmk 157 ve tck 285.'e bağlanması bana makul gelmiyor. kanzuk'tan meseleyi daha da netleştirmesini rica ediyorum.
  • neden bu kadar şaşırıldığını anlamadığım durum. ekşi sözlük insanların istediği her şeyi yazabileceği bir blog değil, aksine devlete vergi ödeyen bir şirket. ntvmsnbc'den falan tek farkı arkasında bir medya grubunun bulunmaması. yani o nick'in arkasına saklanarak ağzına geleni söyleme devri geride kaldı. nasıl ki televizyonda canlı yayına çıksanız söyleyemeyeceğiniz şeyler belliyse, artık bunları sözlükte de söyleyemiyorsunuz. girdiğiniz her entry'den yine kendiniz sorumlusunuz.

    size yakın zamanda başımdan geçen bir olayı anlatayım.

    saat akşamüstü 6'ya geliyor ve dışarıdayım. babam aradı ve azarlar bir ses tonuyla "nerdesin sen?!" dedi. ben gayet rahat bir şekilde birazdan geleceğimi söyledim. eve ellerinde telsizlerle iki tane sivil polis gelmiş. savcılıktan arama izinleri de varmış. beni daha fazla beklemeyip eve girmiş, buldukları tüm laptop'ları almış ve babamla birlikte karakola gitmişler. babamı çağırmalarının sebebi evdeki adsl hattının onun üzerine olması. yani polis ip adresine bakınca otomatikman babam zanlı durumuna düşüyor. neyse yarım saat sonra falan ben de karakola gittim. hala daha olay ne bilmiyorum. öğrendim ki tanımadığım biri benden "bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma" gerekçesiyle şikayetçi olmuş. evet herifi tanımıyorum ve böyle bişey de yapmadım. şöyle ki ben iki ay öncesinde rastgele bir web sitesine giriyorum ve bakıyorum benim bir web sitemin kopyası. hemen domain'e whois çekiyorum ve gördüğüm mail adresini google'da aratıyorum. sitenin sahibi bu sektörde faaliyet gösteren birçok kişinin bildiği bir forumun (bkz: r10.net) üyesiymiş ve aynı forumda benim de üyeliğim var. kendisine sadece meraktan "bu site senin mi?" diye bir mesaj atıyorum ve "evet noldu?" diye cevap veriyor. daha sonra ben kendisine bir daha cevap verme gereği duymuyorum. sitesine de bir daha bakmıyorum. tam da benim buna mesaj attığım günün evvelsi günü herifin sitesi google'da sandbox'a girmiş. yani google siteye bir ceza vermiş ve arama sonuçlarında geriye atmış, dolayısıyla da ziyaretçi sayısı %90 düşmüş. herif de bundan beni sorumlu tutmuş ve savcılığa gidip forumdaki nick'imi vererek şikayette bulunmuş. şikayet dilekçesinde de hiçbir kanıt yok. kendisine attığım "bu site senin mi?" mesajımı imalı bulmuş. dilekçede böyle yazıyor. sonuna soru işareti koyduğum için herhalde. zaten çocuğun ne bok yediği belli değil. dilekçede sadece şüphelendiğini yazmış. bunun üzerine savcılık forum yönetimine mail atıp benim bağlandığım ip adreslerini istiyor. forum yönetimi son giriş yaptığım ip adreslerini liste halinde veriyor. sonrasında tahmin edileceği gibi bu ip'ler ttnet'ten sorgulanıyor ve adsl hat sahibi, ev adresi gibi bilgiler edinilerek sivil polisler evime yollanıyor. hem de ortada bir bok olmamasına rağmen adamlar arama izni almış ve sadece benim değil, babamın laptop'unu falan da götürüyorlar. "senin internette siten varmış neden böyle şeylerle uğraşıyorsun?" gibi bir soru sorabilecek zeka seviyesine sahip bir polis memuruyla muhattap oluyorum en kötüsü. evet tüm bunlar sadece 17 yaşında bir ergenin "ben bu kişiden şüpheleniyorum" demesi üzerine oluyor. çocuğun telefonunu bulup arıyorum ve yediği bokun farkına varıp şikayetini geri alacağını söylüyor. sonraki gün şikayetini geri alıyor ama bu sefer de savcı "biz yine de laptop'ları inceleyeceğiz" deyip olayı kamu davasına dönüştürüyor. evden alınan laptop'lar incelenmek üzere bilişim suçlarına gönderiliyor. avukat aracılığıyla harddisk'leri bırakıp laptop'ları geri alma gibi bir hakkımızın olduğunu öğreniyorum ve harddisk'leri kendi götürdüğüm yeni harddisk'lere yedekletip laptop'ları alıyorum. bu bir hafta boyunca işimden gücümden geri kaldığımı da ekleyeyim. asıl harddisk'lerse yaklaşık 5 ay bilişim suçlarında kalıyor. ki ben gidip laptop'ları almasam onlar da bu süre boyunca orada kalacak ve ben internet reklamcılığından para kazanan biri olarak hiçbir suçum olmamasına rağmen 5 ay boyunca maddi zarara uğrayacağım. yedekleme için satın aldığım harddisk'lere verdiğim parayı, avukat masrafını ve işin manevi boyutunu saymıyorum. 5 ayın sonunda eve savcılıktan kağıt geliyor. yapılan incelemede hiçbir delil bulunamamış. yani bir suçum yokmuş. hadi be?

    evet. rastgele bir siteye giriyorum. herifin birine "bu site senin mi?" diye mesaj atıyorum. aylar sonra ben herifin sitesinin adresini bile unutmuşken eve arama izniyle sivil polisler geliyor ve 2'si ailemin olmak üzere 3 adet laptop'u götürüyorlar. bin liraya yakın masraf ediyorum. 5 ay sonra dalga geçer gibi "yaa kusura bakma biz böyle yaptık ama aslında suçun yokmuş" diye kağıt gönderiyorlar.

    tamam ortada bir şikayet varsa görevini yapacaksın ve ilgileneceksin de o şikayet dilekçesinde hiçbir kanıt yoksa olayı bu raddeye getirmenin ve insanları mağdur etmenin gereği var mı? ya da neye dayandığı belli olmayan arama izniyle odama girip laptop'umu götürürken fark edilmemesi imkansız olan masaüstü bilgisayarı ellemiyorsan ben bu işten ne anladım? belki ben suçluyum ama laptop'u değil masaüstü bilgisayarını kullanıyorum?

    demek istediğim; türkiye şu an bilişim suçlarında öyle bir yerde ki, hemen yarın istediğiniz kişi hakkında, hiçbir kanıt olmadan "ben bu heriften çok fena şüpheleniyorum" diye şikayette bulunduğunuz takdirde çok rahat söz konusu kişinin evine polis yollatıp laptop'una el koydurabilir, işinden gücünden edebilir, ek olarak muhtemelen avukat tutacak olması sebebiyle maddi zarara uğratabilirsiniz. ortada hiçbir şey olmadığı halde böyle bişey yaşanabiliyorsa sözlüğe girilen bir entry'den dolayı yaşanması çok normal. ssg'ye kızmak yersiz çünkü savcılık istediği takdirde kendisi bu bilgileri paylaşmak zorunda. peki bu sırada şikayete konu olan entry'nin yazarına entry'sini silmesi yönünde bir uyarı yapılamaz mıydı? her ne kadar benim başımdan geçen olayda da forum yönetimi tarafından bilgilendirilmememe rağmen, yapılabilirdi ve - yasak değilse - yapılması da gerekirdi. ama o saatten sonra yazar entry'sini silse bile dosya hazırlanırken gerekli screenshot'lar alındığı için bu eve polisin gelmesini ve karakola gidip ifade vermenizi engellemeyecektir diye düşünüyorum. o yüzden "ekşi sözlük yazarlarını değil polisi kolluyor!!!" diye ortalığı ayağa kaldırmanın hiç gereği yok. iş ciddiye binince arkasında duramayacağınız entry'ler girmeyin yeter.
  • kusura bakmayiniz ama bu denli mevcut hukuk rejiminin, yasaların ve çoğu zaman keyfi şikayetlerin ve ayni derecede keyfi olduğu görülebilen savcılık taleplerinin tümü ya da büyük bölümü yerine getirilecekse, dahası "bütün bunlar yasal birer zorunluluk", "oynayacak yerimiz dar", "ne yazıyorsa yapıyoruz, tak diye istiyorlar, şak diye yapıyoruz, bazen biraz direnip şa.. kısmına kadar olanı yapıyoruz" diyorsanız, bu durumda ekşi sözlüğün bir "iç hukuk sistemine" ihtiyacı yoktur. "götümüze girebilir" türü entry silinme gerekçelerine, preatörler'e, ispiyonculara vs. hiç gerek yoktur. bu durumda sözlüğün ve yazarların yazdığı her şeyi, mevcut kişilik haklarını, düşünce açıklama özgürlüklerini vs. "sözlük hukuku' dışına çıkarırsınız, mevcut ceza yasalarına tabi kilarsiniz. ara bölgelere, gri yönetim mekanizmalarına, iç hukuka gerek yoktur. siz sadece savcılıkla yazışmaları yürütürsünüz, sözlük avukatları savcılıkla yazışmaları, konuşmaları yürütür. bunlar sözlük yazarlarını ilgilendirmez. böyle bir durumda sözlüğün iç hukuku da, sözlük avukatlarının görüşleri de sözlük yazarlarını ilgilendirmez. bu durumda sözlük kendi hukukunu yazarlarına dayatamaz, dayatmamalıdır, isteyen istediği gibi, istediğini yazar. bu durumda istendiği gibi sözlügün facebook'tan, turkcell'den herhangi bir farkı kalmaz.

    sözlük yazarları ise yazar arkadaşlarıyla kendi mecralarında dayanışma gösterirler. ekşi sözlük tüzel kişiliğinden ise herhangi bir beklenti olamaz. yazarlarina turkcell müşterisi muamelesi yapan bir kurum, müşterilerinden de turkcell muamelesi görür. iş bu durumda "her koyun kendi bacağından asılır" türü saçma sapan açıklamalar yapılmasına, sözlüğün kendisini "soruşturmanın gizliliği" kuralının bir tarafı olarak görmesine, "yazdıklarınıza dikkat edin" türü ilkokul öğretmeni kulak çekmelerine de, bu tür tavırlarla alay etmeye de gerek olmaz.

    dolayısıyla ekşi sözlük eğer kendisini yazarların ve ifade özgürlüğünün bir bileşeni gibi değil, yasal otoriteye yardimci ya da memur bir figür olarak düşünüyorsa, henüz yerleşmemiş ve saçma uygulamalarla sakatlanan bilişim hukukunun kullanıcılardan ve özgürlüklerden yana bir doğrultuda gelişmesi için de herhangi olumlu bir rol oynayamaz. oynayabileceği rol en fazla hükümete ya da bilişim kuruluna yapacağı "yasalarınız müşterilerimi, yazarlarimi kaçırıyor, lütfen biraz daha özgürlük" şeklinde bir serzenişten öteye gitmez. yeteri kadar serzenişte bulunursaniz ve gerekli ilişkileri kurarsaniz sizi de "yasanın konuşulduğu" masaya çağırabilirler.

    ama ekşi sözlükten ifade özgürlüğü sözkonusu olduğunda yasal yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınması, gerekiyorsa da "minumum düzeyde" yerine getirmesi beklenmelidir. bunu yaptiği zaman da yazarlarını bilgilendirmesi beklenmelidir. yazarlari ihtiyaç duyduğunda onlara destek olması, direnmesi ve en önemlisi kendi iç hukukuna yasalar ve savcılar karşısında da sahip çıkması beklenmelidir. ifade özgürlüğü adina gerekirse cezai müeyyide görmeye razı olması, suç unsuru görmediği entryleri yazanların ip numaralarını vermemesi, direnmesini beklenmelidir. ekşi sözlüğü ekşi sözlük yapan şey de budur. sözlük yazarları gözünde ekşi sözlük bünyesinde avukatlar bulunmasının meşru kulan tek şey de yine budur. bir tek yazarın kapısına "kutsal değerlere hakaret" gerekçesiyle polis dayanıyorsa bunun bütün sözlük yazarlarını ilgilendiren bir konu olduğu da, "hukuk, yasa, tasa... yazdıklarınıza dikkat edin ama!" türü samimiyetsiz açıklamalarla geçiştirilemeyeceği de açıktır.

    nihayetinde aşağıda yazıyor, devletin olduğu kadar sözlüğün de yazarlarını "küçük düşürmesi ve ebleh yerine koyması yasaktır". aynı zamanda sözlüğün yazarlarının küçük düşürülmesine izin vermesi de yasak olmalıdır.

    değilse zaten sözlükte yazanların da bizzat ekşi sözlüğün de bir anlamı yoktur.
  • nedense kimsenin ilgisini çekmeyen bir durumdur.

    zödüt: harbiden gerzekler ordusu. ulan ben bu ikinci entiriyi yazdıktan sonra millet birden entirileri arka arkaya dizdi. , ilk entiri ile arada geçen zamanı gördün mü kestane.. nesini kötülüyorsunuz anlamadım ki mal mısınız nesiniz..
  • kanzuk'un konuyla ilgili açıklamasını okudum, durumun daha netleştiğini düşünüyorum.
    ben de bir kez üstünden geçeyim:

    1. ekşi sözlük'ün yer sağlayıcı kimliği:

    bu, benim götümüze girebilir (ve dolayısıyla suç ve cezanın şahsiliği) bağlamında
    defalarca dile getirdiğim bir konu. ekşi sözlük bence de yer sağlayıcıdır.

    o halde götümüze girebilirdeki göt kimin götüdür?

    eğer ki sözlük, yer sağlayıcı olarak üstüne düşen yasal sorumluluğu yerine getirecek
    5651 gereği "ka­nu­nun 8 in­ci ve 9 un­cu mad­de­le­ri­ne gö­re ha­ber­dar edilme­si ha­lin­de
    ve tek­nik ola­rak im­kân bu­lun­du­ğu öl­çü­de hu­ku­ka ay­kı­rı içe­ri­ği ya­yın­dan kal­dır­mak­la
    yü­küm­lü­" ise neden gg gibi bir iç hukuka, düzenlemeye gerek duymuştur?

    eğer ''teknik olarak imkan bulduğu ölçü''de yasadışı entryleri silme lüzumuyla siliyorsa
    nasıl olur da, teknik olarak imkan bulduğu varsayılabilecek entryler hakkında açılmış bir
    soruşturmada ''yer sağlayıcı''dan ibaret değerlendirilmeye alınır, ve içeriğe yönelik bir
    soruşturmada nasıl sadece 'tanık' olabilir?
    doğrudan şüpheli olarak değerlendirilmesi gerekmez mi?

    ben bunun temel bir ayrım olduğuna inanıyorum.

    eğer sözlük, kendi iç hukuk mekanizmasından geçmiş bir konuda yazarlarından ve
    ifade özgürlüğünden yana tavır alırsa, ki almalıdır, salt tanıklık yapan yer sağlayıcıdan ötede
    bir yerde, yani şüpheli olarak, bile isteye, kendini konumlandırmalı ve bu tip kovuşturmalarda
    ****ilke olarak**** yazarların yanında durmalıdır.

    anladığım kadarıyla kanzukla da anlaşamadığımız temel ayrım bu: ilkeler.

    kanzuk, bu tip ayrımlarda müvekkili ve ortağı olan kişi ve kurumları, müşteri ve aracı olarak
    gördüğü kişilere tercih ediyor. bunun profesyonel bir davranış olduğunu teslim ve kabul ediyorum.
    şüpheli muamelesi görmezken 'şüpheli' ile beraber konumlanmak, müvekkilini ve kendini
    'anlamsızca' riske etmek manasına geliyor. anlamsızcayı kafes içine aldım, çünkü bunun anlamlı
    bir hareket olduğunu düşünmek için orada bir mana, ya da, manayı belirgin kılan siyasi, ahlaki bir lüzum
    olduğuna inanmak gerekiyor.

    kanzuk'un buna inanmasını beklemiyorum. profesyonel anlamda, verili durum içinde stratejik olarak
    en doğru ve en uygulanabilir, bilindik, uyarlanabilir ve yasal bir çözüm yolunu tercih edebilir. ama o
    çözümleri tercih etmek, bana göre, 'çözüm bulmak için yeterince çabalamamak' olarak kendisinin de
    teslim ettiği mesleki deformasyonu ve zaafiyeti beraberinde getirir.

    o zaafiyeti aşmak için de hepimiz konunun aleni, açık ve ortadan konuşulup, çözümlenmesine
    çalışmalıyız. eğer bir topluluk olarak bilinç ve özerklik kazanmak istiyorsak, doğrudan kendi tarafımıza
    değil, bağlı bulunduğumuz topluluğun ***tamamına*** karşı bir sorumluluk zinciri içinde olduğumuzu
    kabul etmemiz ve ona göre hareket etmemiz gerekiyor.

    bu da ''mantık algısı''nı genişletmek, profesyonel bağlamın ve ezberlenebilir yasal sorumlulukların ötesinde
    bir hukuka sahip olmayı, iletişim ve işbirliğine açık olmayı gerektiriyor. ben kendi adıma mantık algımı
    ve hukuki formasyonumu, herkese dönük ve paylaşılabilir bir şekilde, genişletmek için elimden geleni yapmaya
    çalışıyorum. kanzuk ve ait olduğum topluluktaki herkesin de bu sorumluluk bilincine ve zarurete ayacağını,
    umuyor ve bekliyorum.

    tüm bu dediklerimin verili durumda doğrudan manası ne? sözlük, hakkında soruşturma açılan yazarlara
    haklarında soruşturma açıldığını bildirmeli, bildirirken de bilgi verici/yer sağlayıcı değil, suç sayılamayacak
    bir fiilde ortak olduğunu -ilke gereği- ikrar ederek savunmalıydı. bunun, yaratacağı riske rağmen, şu
    dakikaya kadar alınmış olduğunu bildiğimiz diğer risklere denk ve paralel olduğunu düşünüyorum.

    2. gelelim işin hukuki altyapısına.

    gerçi hukukçuların çoğu 'adaleti sağlamak' maksadıyla görev ve formasyon almazlar ama fonksiyonel
    olarak lisanslı her hukukçunun 'adalete hizmet ettiği' varsayılır. bu durumda, eğer ilgilenirse,
    kanzukla soruşturmanın gizliliği esasının hukuki temellerini de değerlendirmek isterim. neye hizmet ettiğini
    en azından felsefi olarak meşru kılacak kadar 'hukuk altyapısı'na sahip olduğunu düşünüyorum.

    soruşturmanın gizliliğinin gerekçelerinden başlamayı uygun görüyorum. elimizde bu esasın uygulandığı
    verili ve belirli bir örnek de var. dahası bu esasın sınırlarının tartışıldığı, nihai yargıyı değil, bir dizi içtihadı
    konu alan, bunu da 'sonuç yerine' tevazusu ile bitiren, referanslanabilir bir kaynak metin de var.

    bu kaynak metin'e referansla bir kaç soru sordum ve metne temel olan saikler çerçevesinde bir yorumda
    bulundum. bunlara yönelik gelen yanıtlara bir bakalım:

    ''soruşturmanın gizliliğini ihlal etmemekle yükümlü olan kişi bunun bir işe yarayıp yaramayacağını sorgulamak ve sakınca görmüyorsa bunu ihlal etmek gibi bir lüksü bulunmamaktadır. zira kanun suçu gizliliğin ihlal edilmesinin sonuca etkisi olup olmadığından bağımsız olarak düzenlemiştir.''

    bu son cümledeki iddia, kanuna kaynak olan hukuki esas'ın kanun koyucu'nun dogma olarak temel
    aldığını iddia etmeye benziyor. hukuki pratikte usul esastan önce gelse de, esas'sız bir usulü oluşamayacağını
    kuramsal olarak teslim etmemiz gerekiyor. öyle olmasaydı referans metin soruşturmanın gizliliği'ni gerekçelendirmek
    ile vakit kaybeder miydi?

    böyle bir kuramsal gerekçelendirme olduğu sürece, aklı ve izan duygusu olan kim, eğer mesleki şartlandırmalara
    ve risk yönetiminde minimum hamle prensibine teslim olmamışsa, soruşturmanın gizliliğine dair bir 'ihlal ihtimali'ni
    sürekli gözeterek hareket etmek zorunda hisseder?

    soruşturmanın gizliliğini ihlal etme suçu, isnat edilir edilmez otomatikman karara bağlanan bir suç mudur?
    kanun koyucunun gerekçelendirmesini, ve hukukun esaslarını bilen, ya da, bildiği varsayılan bir hakim'in de
    incelemesine tabi değil midir?

    elimizdeki örnek durumda hangi hakim ve 'ben yazarıma bildirebilir miyim?' diye sorulabilecek kadar seçim
    elastikiyeti verebileceği varsayılan savcı, basın yayın yoluyla işlenmiş bir suçta delil karartma, ya da,
    kaçma gibi bir durumun imkansızlığını hesaba katmadan, 'soruşturmanın gizliliği bozulmuş' diye -usulen- hüküm verir?

    soruşturmaların askıya alınabileceği, davaların düşebileceği, her savcılığa intikal eden meselenin illa cezaya
    dönüşmeyeceğini söylüyorsak, bu elastikiyeti neden 'soruşturmanın gizliliği' konusunda da tanımıyoruz?

    yorumların mesleki daralması ile alakalı örnek olsun diye veriyorum:

    ''yine bir husus: soruşturma "savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla" gizli, sen niye yazara haber
    vermiyorsun? cmk'nın ilgili hükmü, soruşturmanın gizliliği ilkesinin bahane edilerek müdafi ve şüphelinin
    dosyaya erişiminin savcılık tarafından kısıtlanmaması, yasaklanmaması için konmuş bir hükümdür.''

    burada cmk'nın bu hükmü nasıl oluyor da bu kadar net, sadece tek bir gerekçeye bağlanıyor? nasıl oluyor da
    soruşturmanın gizliliğine gerekçe olan 'delil karartma', 'suçsuzluk ilkesine zarar', 'yargısız infaz' gibi çekinceler
    dışında bir takım gerekçeler varmış gibi ''savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla'' gibi bir hüküm
    soruşturma açılan kişinin soruşmaya dahil olan kişi tarafından hakkında soruşturma
    açıldığına dair bir bilgi veremeyeceğini kapsayacak şekilde daraltılıyor? nasıl oluyor da, haber alma
    hakkı bağlamında korunmaya alınmış bir hakkın bu usulün üstüne çıkabileceği 'harici gizlilik' dahilinde
    tanınıyor da, haberdar olma hakkı bu hüküm bağlamında dahil edilemiyor ve asla da edilemeyeceğine
    hükmolunuyor? hukuki tartışmalarda yorum ve içtihat ayrılıkları diye bir şey yok mu? yoksa neden
    hala iş mekanize olmadı? neden anayasa mahkemesi, hukuk felsefesi nevi kurumlar var? neden proflar
    birbirlerine giriyorlar?

    kanzuk'un verdiği referans metinde bu tip hükümlerin esnetildiği emsal davaları, durumları da imkansız mı kabul etmemiz
    gerekiyor? hukukun, olay ve durumlardan bağımsız, durağan ve değişemez olduğunu mu iddia etmemiz gerekiyor?
    bu, yine hukuki altyapısı olan birisinin, gerek gördüğü ve inandığı sürece uygulamaya sokmaya çalışacağı bir
    hukuki bir açılım olamaz mı? hukuki altyapısı olan kişi, kanun, nizamname ve statükoya biat ve itaat eden,
    mevzuatı en iyi şekilde bilip, onun çerçevesine uymaya çalışan sözleşmeli fikir işçisi midir sadece? yoksa
    adaleti, adalete inandığı için, hukuku, hukuka inandığı için ilerletmeye, genişletmeye çalışan bir insan mı?

    bu ayrımı değerlendirmeden, yani işin için biraz tefekkür, biraz vicdan, biraz da refleksivite katmadan,
    pro forma devam etmeyi ben, herşeyden önce bir insanın kendi kendisine karşı hukuksuz ve adaletsiz
    davranması olarak kabul ediyor ve reddediyorum. tüm bu çabamı da o reddiyeye ek olarak değerlendirmenizi
    rica ediyorum.
  • konuyla alakalı yine kanzur tarafından cevaplanması gerektiğini düşündüğüm iki iddia var, hem linkini veriyorum, hem de silinir milinir bir şey olur diye kopyalıyorum:

    1.kanzuk başlığında cichorium endivia entrysi, sözlüğün vodafon'a yakınsatılmasını soruşturma gizliliği ve taraf-tanık bağlamında sorguluyor:
    (bkz: #24156672)

    ''talep halinde yazar bilgilerinin savcılığa verilmesiyle ilgili açıklamasına bir nokta dışında katılıyorum. üşenmemiş; gayet güzel açıklamış. katılmadığım nokta kanzuk'un soruşturmanın gizliliği husunda sözlüğü üçüncü kişi olarak görmesi... kanzuk soruşturmanın gizliliği ilkesi ve bu ilkenin ihlalini yaptırıma bağlayan ceza yasası maddesi ile ilgili temel bilgiyi yazısında vermiş. fakat sözlükle yazarı arasındaki ilişkinin vodafonla müşterisi arasındaki ilişkiden farklı olduğunu ve sözlükte yazılanlar suç teşkil ederse sözlüğün de internet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla mücadele edilmesi hakkında kanun gereği yayınlayan olarak bundan sorumlu olacağını dolayısı ile yürütülen soruşturmada sözlüğün üçüncü kişi olmadığını es geçmiş. sırayla gidelim;
    sözlükle yazar arasındaki ilişki vodafonla, aveayla müşterisi arasındaki ilişkiden yayın yoluyla işlenen suçlar anlamında farklıdır. örnekle açıklayacağım. ali diye bir adam var diyelim. bu adam vodafon müşterisi, aynı zamanda da ekşi sözlük yazarı olsun. ali bir gece vakti eşini öldürüp kayıplara karışsın. ya da evrakta sahtecilik işine girsin. savcılık da hem ekşi sözlükten hem de vodafondan "bize bu kullanıcınızla ilgili elinizde ne bilgi varsa verin" diye talepte bulunsun. yürütülen soruşturma bakımından sözlük de vodafon da üçüncü kişidir ve ali'ye bilgi verirlerse tck 285 anlamında suç işlemiş olurlar. adam öldürme suçuyla sözlük yazarlığının, ya da vodafon müşteriliğinin bir bağı yok. şimdi de aynı ali eşini öldürmemiş, evrakta sahtecilik de yapmamış ama ekşi sözlükte yazdığı bir yazı ile cumhurbaşkanına hakaret etmiş olsun. savcılık da aynı şekilde hem vodafondan, hem sözlükten bu kişi ile ilgili bilgi istesin. işte burada vodafonla, sözlük ali'yle ve söz konusu soruşturmayla ilişkileri bakımından birbirinden ayrılır. vodafon yine üçüncü kişi... ama sözlük soruşturmaya konu yazıyı yayınlayan olarak yazıyı yazan gibi fiilden sorumlu... yayınlayan olarak sen de sorumlusun yahu. ayrıca konuyla ilgili seninle yazarın arasında hukuki menfaat çatışması da yok. " ben yazarımla birlikte etkin bir savunma yapmak için yazarımı durumdan haberdar ettim" dediğinde soruşturmanın gizliliğini ihlal etmeme prensibi senin ve yazarının savunma hakkını kısıtlayacak şekilde yorumlanabilir mi? bilinir ki soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmemesi gerekliliği soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlamakla birlikte şüpheliyi de korumak için var olan bir mefhumdur. kaldı ki yayın yoluyla işlenen suçlarda yazarı durumdan haberdar etsen adam napacak? alt sınırı belli bir suç için arizona'ya mı kaçacak? ki kaçacaksa yine kaçar zaten. bilgileri verdiğinde aslolan davet kağıdıyla çağrılmasıdır yazarın. kağıt gelince kaçacaksa yine kaçar. kaçmadı diyelim. ifade verip serbest kalacak. yine kaçar. delil mi karartacak? yazıyı silse delil ortadan kalkıyor mu ki?''

    2. ekşi sözlük'ün savcılığa yazar bilgilerini vermesi başlığında tuthsick iyannachek entrysi,
    süreç ve suça konu olan eylem bağlamında soruşturmanın gizliliği yorumunu irdeliyor:
    (bkz: #24156227)

    ''bütünü ile üzücü ve düşündürücü bir olaydır.
    asıl önemli olan ise, ekşisözlük'ün yazarlara haber vermemesini, cmk m. 157 kapsamında değerlendirmesidir. bu hareketin açıklaması daha doğrusu mazereti; cmk'nın ilgili maddesi olamaz.

    ilk olarak ceza hukuku dar yorumlanmalıdır.
    ceza kanunlarında yazmayan bir konu da kıyas ile doldurulamaz. kanzuk'un vermiş olduğu cevapta atıf yapılan yazıda da;
    soruşturma aşamasındaki usûl işlemlerinin, “savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla” gizli olduğunun öngörülmesi, gerektiğinden bahsedilmektedir.
    savcılığın yapmış olduğu soruşturmada suça konu olduğu iddia edilen eylem zaten meydana gelmiştir. diğer bir değiş ile devam etmemektedir. iddia edilen eylem nedeni ile ceza adalet sistemi karşısında şüpheli sayılanlardan bilgi saklanmasının soruşturmaya herhangi bir olumsuz durum eklemeyeceği de ortadadır. kaldı ki, her türk vatandaşı daha doğrusu adliyeye giden her kişi istediği zaman hakkında soruşturma yapılıp yapılmadığını öğrenme hakkına sahiptir. adına kayıtlı cep telefonunu vererek dahi uyap sistemine dahil olmakta ve hakkındaki bütün adli işlemleri öğrenebilmektedir.
    gizlilikten amaç, savcılığın delil toplama sürecinde işini hızlı ve sağlıklı olarak yapabilmesi olup delillerin karartılmasını önlemektir. kişi hakkında soruşturma yapılıp yapılmadığının bilgisi bu kural içinde sayılamaz ve sayılmamalıdır.
    adliyeden kolaylıkla öğrenilebilcek bir bilginin saklanılmasını doğru bulmuyorum.
    aksi durum adalet anlayışı ile anayasa ve kanunlarda insanlara tanınan hakların ihlali anlamına gelmektedir.

    edit:
    örnek, işyerinize sizin hakkınızda bilgi almak için gelen kolluk kuvveti bilgisini, işyerindeki sorumlu kişi sizden saklması anlamı ortaya çıkacaktır.
    ya da; evinize gelen polis sizi bulamayıp, kapıcı ile konuşsa, kapıcının bu hususu size söyleyemem anlamı çıkacaktır.''
  • bu konuda hakkında bilgi istenen yazarlara en azından tarlalar yeşillendi denilerek bir mesaj atılabilir, anlarız biz.
  • bundan iki hafta önce işyerinin kapıya polis gelmiş. bu ip'den şu tarihlerde ekşi sözlüğe giriş yapmış speolog nickli kişiyi arıyoruz demişler. verdikleri de bir sene öncesinden belirsiz bir tarih aralığı. e bizim kızların tabi ekşi sözlükten falan haberleri yok, ben bakmıyorken varsa yoksa msn, facebook. en fazla habertürk'teki magazin haberlerine yorum yazmışlardır. doğal olarak yok öyle biri demişler. dini aşağılayıcı, halkın manevi değerlerini rencide edici yorumlar yapılmış demişler. yok bizim burada kimse dine hakaret etmez demişler. kuşkulu bakışlar, imalı sorular, zarf atmalar polis bizimkileri töhmet altında bırakmış. o sırada ortaklardan biri gelmiş uşaklı 60 yaşını geçkin bir abimiz. zaten telaşlı bir insandır, polislerin bizim kızları sıkıştırdığını görünce panik olmuş. neyse it sorumlunuz kim onunla görüşelim demişler, ertesi gün geleceğimi öğrenince saat 10-11 gibi geliriz diyerek ayrılmışlar.

    beni arayıp haber verdiler tabi. ben de zamanında basından görmüştüm ama benim de kapıma gelebilecekleri aklımın ucundan bile geçmemişti. birkaç ay önce ilgili haberleri yüzeysel olarak okuyup "vay anasını!" demekle yetinmiştim. insan kendi başına gelene kadar absürd haberlere sanki hayal ürünüymüş gibi böyle yüzeysel tepkiler vererek hayatına devam ediyor. google sağolsun geriye dönüp aratınca konunun burada "ekşi sözlük'ün savcılığa yazar bilgilerini vermesi" başlığı altında yüzlerce entry ile irdelendiğini gördüm. artı gene google'da "halkın manevi değerlerini rencide etmek" şeklinde arattığımız zaman konuyla ilgili onlarca haber çıkmakta. bunların içinde birgün gazetesi haberi "ekşi sözlük yazarlarına adnan hoca baskını" olarak vermiş. bir de değişen nickli arkadaşın yazdıkları var. olayın ne olduğunu üç aşağı beş yukarı kavradıktan sonra sıra geldi avukatlara danışmaya. en başta eşim avukat zaten ama ek olarak cmk madde 147 ifade ve sorgu usülleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olan birkaç arkadaşa daha danıştıktan sonra şu bilgileri aldım:

    -sakin kalın, tabi öncelikle dolandırıcılık ve sahtecilik durumlarına karşı polislerin kimlik bilgilerini isteyin, şüpheli bir durum sezerseniz (sahte polis vs.) bir şekilde oyalayıp 155'i arayın ve en yakın şubeden refakatçi isteyin. bunu direk gelen polislerden öğrendim.
    -neye istinaden suçlandığınızı (dosyada tam olarak tanımlanmıştır ve size bildirilmesi hakkınızdır) dosya numaranızı ve soruşturmayı yürüten savcınızı öğrenin.
    -ifade verirken avukat bulundurma hakkınız olduğunuzu bilin. gerekirse avukatı beklemek zorundalar. soruları avukat eşliğinde yazılı olarak alarak kendinizin de uygun olduğunuz bir tarihte ilgili şubeye yazılı olarak teslim etme hakkınız vardır.
    -yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamak kanuni hakkınızdır.

    zaten cmk madde 147 diye arattığınız vakit gerekli bilgilere çeşitli sitelerden ulaşabiliyorsunuz. unutmayın polislerin sizi yargılamaya hakkı yoktur. alınacak olan ifadeye göre araştırmasını yapacak, suçlu olup olmadığınıza karar verecek olan savcıdır. kendi yorumunu yaptıktan sonra, ya takipsizlik kararı vererek suçlamayı düşürecek ya da sizi mahkemeye sevkedecektir. ama elinde tuğla gibi dosyayla kapınıza gelmiş polisi de kızdırmanın alemi yoktur. bu tarz şikayetler bilişim suçları birimine sevk ediliyor. oradaki polisler de genelde kredi kartı dolandırıcılıkları, çakma alışveriş siteleri vs. ile uğraşan ve politik konulara çok bulaşmayan, savcı tarafından sahaya sürülmüş, yüzlerce ip için kimlik tespiti yapmaya gelmiş senin benim gibi adamlar.

    netekim ertesi gün dedikleri saatte geldiler. bu gelenler de ellerinde tuğla gibi dosya ile kapı kapı dolaşıp sözlük yazarı arayan arkadaşlardı. bi çay içtik, yemek yedik, biraz havadan sudan konuştuk konuya girdik. dosya üsküdar adliyesi, celal avar 2010/11049 numara ile açılmış, isnad edilen suç ise dini değerlere hakaret ve halkın manevi değerlerini rencide etmek. savcılığa şikayet edilen 200 küsür yazarla beraber benim de nick'imin 18-20.07.2010 tarihleri arasında işyerim ip'sinden ekşi sözlüğe bağlandığı tespit edilmiş. bence ekşi sözlükte konu ile ilgili tartışmanın burada takılıp kalması hatta konu ile ilgili başlığın bu şekilde açılması üzüntü verici. biraz araştırıldığında bu tarz sitelerin giriş yapan anonim üyelerin ip loglarını tutma konusunda kanuni yükümlülükleri olduğu ve savcı talep ettiği taktirde istenen bilgileri verme zorunlulukları olduğu öğrenilebilir. bu aslında olayın içinde teknik bir detaydan ibaret ve bu konuda siteyi değil kanunu ve sistemi eleştirmeli, zira bizim vergilerimizle çalışmakta olan savcı, hakim ve koskoca bir birimin saçma sapan işlerle uğraşmasına sebep olmakta. ekşi sözlük avukatı başak purut’da ntvmsnbc'de sorunu şöyle dile getiriyor: "temel sorun bu bilgilerin neden istendiğidir. yıllardır anlattığım üzere, savcılık bir şikayet geldiğinde şikayet hakkında takipsizlik kararı verecekse dahi, hiç gerek olmadığı halde şüphelinin tespiti ve ifadesine başvurulması yoluna gider. temel sorun bu. savcı önüne gelen neredeyse her şikayeti bu çarka sokmakta, hem kendi yükünü, hem polisin yükünü arttırmakta, isteyerek veya istemeyerek insanlar üzerinde korku yaratmakta. gündemdeki talebe ilişkin olarak savcıyla iki kere konuşuldu, tümünü değil, sadece suç unsuru olduğuna kanaat getirdiklerini vermek istedik zira yerli, yersiz, mantıklı, mantıksız tüm şikayetlere ilişkin ip bilgilerini istedi savcılık." şu anda gündemde olan "başbakan'a facebook'tan hakarete 2 yıl isteniyor" başlıklı haberlerde de kişiye ip üzerinden ulaşıldığı görülüyor.

    isteseler bana zaten gayet rahat ulaşırlar, benim sözlük kayıtlarında gizlim saklım yok ama site anonim, dosyaya işlemek için resmen kimlik tespiti yapıyorlar ve bulabildiklerinin ifadelerini alıyorlar. mevzu bahis şirket olduğu için de huzursuzluk olmasın diye aradıkları yazarın ben olduğumu direk söyledim uzatmadan. 200 kişilik listede bir kişiye daha ulaşabildikleri için çok sevindiler :) kayıtlı 800 küsür entryim arasından şikayete sebep olan hangisi bir bilgileri yok. yani rumuzu genel olarak şikayet etmişler. zaten daha önce başıma gelmişti, entry belli olsa sözlük yönetimi çok uzatmadan mevzu bahis entryleri siliyor. kimin şikayet ettiğini sorduğumuzda "dosyada şikayetçi listesi var, sizi şikayet eden hangisi bilemeyiz, ama gidip öğrenebilirsiniz" gibi bir şey söylediler. konu zaten belli olduğu için çok üstelemedim. kısaca ifadenin özetine gelecek olursak, kimlik telefon adres bilgilerim, ekşi sözlükte x rumuzlu yazarın ben olduğumu kabul ettiğim ve zaman zaman mevcut ip'den siteye giriş yaptığım, fakat yazdığım yorumlarda dini değerlere hakaret olmadığı, halkın manevi değerlerini rencide ettiğim suçlamasını reddettiğim vs. bir paragraf yazdık imzaladık, polis arkadaşları uğurladık.

    olayın sosyal yansımasına gelecek olursak, adnan oktar'ın kendisi ile ilgili yorum yapanlara ilişkin tavrı zaten biliniyor. youtube videoları altına yorum yapanlara dahi dava açmış bir insan. birgün gazetesi şöyle ifade etmiş: "kendisiyle ilgili en ufak bir eleştiri ya da yorumda harekete geçen adnan oktar, bugüne dek sanal alemin en popüler sitelerinden google.groups, ekşisözlük, süperpoligon, antoloji.com, gazete vatan, richard dawkins ve yazar turan dursun’la ilgili internet sitelerine erişimin engellenmesi kararını aldırtmıştı." kendisinin karanlık geçmişi bilindiği halde mevcut haberlere yazılan yorumları okuduğunda insan üzülüyor. sözlük azınlığı ve birkaç blog hariç, ana akım medyada oldukça büyük bir kesim "oh olsun, öyle gizlenip yazmak kolay, sokakta da hakaret edin bakalım sağ kalabiliyor musunuz?" tarzı yorumlar yapmışlar. halbuki bu yazarların birçoğu hakaret falan etmemiş. ortada sadece suçlama var, biz de o suçlamayı reddettik, savcıyı bekliyoruz. bu yorumlar gerçek de olabilir, sistemli bir şekilde provokatif amaçlı yazılmış da olabilir. gerçekten bu tarz yorumlar yapan balık hafızalı saf arkadaşlarımıza arşivden şu haberi bir hatırlamalarını rica ediyorum: kızları kurtardı! bu adam mı bize dini öğretecek? bu adam mı türkiye cumhuriyeti'nde ifade özgürlüğünün sınırlarını belirleyecek? bu adam mı hakaretin tanımını yapacak? bu adam mı bilim hakkında yorum yapacak?

    ama her iki durumda da haberler amacına ulaşıyor. amaç saçma sapan suçlamalarla töhmet altında bırakılan bir avuç insanı itibarsızlaştırmak, çağdışı kalmış hukuk çarkının içine sokup, bu insanlar üzerinden binlercesini sindirmek. yoksa 3-5 kişiyle uğraşmışlar kime ne faydası olacak. bu haberler yayılsın hedef gösterilmekten, fişlenmekten, töhmet altında kalmaktan korkan insanlar korkudan otosansür uygulasın "hizaya gelsinler!" maalesef birçok insan gerçekten korktu, birçoğu susmayı tercih ediyor. yönetimin tavrını ileri sürerek sözlükten ayrılanlar olmuş, hem de kaç senelik yazarlar. bu garip suçlama doğru olsa da olmasa da ortamı bulandırmaya yetmiş. ama konu sadece sözlükle sınırlı değil ki. hangi ortamda yazdığın önemli değil. bugün de haberlerde facebook'ta başbakan hakkında yorum yapan bir kişi hakkında soruşturma açıldığı haberi çıktı. son aylarda çıkan haberleri tarayın, sosyal medya üzerine yapılan baskının haddi hesabı yok. bir gün kapınızda polisi gördüğünüzde ışık görmüş tavşan gibi kalmak yerine, tam da seksenlerin kayıp gençliğine yakışır bir şekilde susmak yerine, artık örgütlenmek gerekiyor. bu ahı gitmiş vahı kalmış hukuk düzeninde bile haklarımız var ve bu haklarımızı hatırlamamız, sonuna kadar savunmamız gerekiyor.

    benim küçük dünyama gelince, bizim işyerindeki kızlar birkaç gün bana yabancılaştılar, vay allahsız kafir diye süzdüler falan. uşaklı ortağımıza konuyu anlatmam epey uzun sürdü, hala anlamamış olabilir. diyorum ya balık hafızalıyız diye, şimdilerde herşey normale döndü, beni eskisinden çok seviyolar :) arada soruyorum "kızlar beni sevir misiniz?" diye, speolog seni herşeyden çok seviyoruz diyolar. maşallah maşallah diyorum ben de. ha adnan oktar hakkında ne yazdın da geldiler diye merak edenlere söyleyeyim, adnan oktar'a bişey yazmamışım ama harun yahya başlığına fi tarihinde "külliyen zaman kaybı.." yazmışım. değişen bişey yok, şu hale bakın vallahi de billahi de külliyen zaman kaybı :)