şükela:  tümü | bugün soru sor
  • hikayemizi herkesin hikayesinden sıyırmak yaşamdaki tek marifetimizdir desek yanılmış
    olmayız. bunu bize özgü kılan şeyler neyse onun peşinden giderek yüceltiriz. detaylar ancak
    başkalarının yaşamlarındaki gibi sıralanmadığında kıymetlidir. yalnız bu sebeple günümüz
    insanının diğerlerinin hikayesinden ayıracağı bir “kendilik öyküsü” oluşturamayacağını
    rahatlıkla söyleyebiliriz.
    bunun sebebi elbette dilde gizlidir. dünyada hemen her şeyin içinde bizi diğerlerinden
    ayıracak bir bakış açısı, bir anlatı bulmaya gelmemiz yüzünden, bizim için dünyanın " ne
    olduğu” diğerlerine sunulacak en keskin belirleyici şeydir.
    son yirmi yıldır bizim ülkemizde de dil değişime uğradı. kişisel gelişim furyasının olumsuz
    etkisiyle “farkındalık sahibi olmak” gibi tanımlar entelektüel ve bilge bir kişilik olmayı
    tanımlayan şeylerin yerini aldı.
    herhangi bir meselede o meselenin sebep ve sonuçlarını olabildiğince basit ifade edebilmek
    dururken o meselenin sonuçlarının yarattığı duyguyu ifade etmeye yöneldi insanlar.
    dildeki bu katmanlaşmanın olumsuz etkisi şudur: hikayede kopukluklar başlar ve asıl olan
    anlatılamaz bir şey olarak altta kalırken üstte yalnızca duygusal bir çukurun içindeki insan
    kalakalır. bu sebeple günümüz insanının buhranı da diğer insanların buhranından ayrılmaz bir
    katmanda birleşir. günümüz insanı hikaye anlatamayacağı için gündelik yaşamının parçalarını
    toplumun takdir ettiğini düşündüğü formlarda birleştirerek sunar. fotoğraf paylaşma
    yazılımlarında “hikaye” özelliği eklenmesi insanların çoğunlukla var olmayan hikayelerini
    değerli görerek ve göstererek içi boş, esastan uzak bir varlık halini sürdürmelerini
    destekler.
    bugünün insanlarının “dünya budur” diyerek gördüğü kelimeler, yani o fotoğraflar aslında
    büyük bir körlüğün ve dünyaya karşı sağır bir ruhun dışavurumudur.
    hal böyleyken dünyanın ne olduğuna karar veren insanın sınırlı algılamasıyla yeniden
    biçimlenmiş estetik algısının ona “iyi, güzel, harika” olduğunu söylediği yani değerli
    bulmasına neden olduğu şeyler teknoloji sahibi bir primatın beğenebileceği şeylerdir.
    bu sebeple insanların değerli bulduğu şeylerin çoğunun (gündelik yaşamın içinde olanlarının,
    tv’den süzülenlerin) değersiz olduğunu ve tiksindirici olduğunu söylersek yanılmış olmayız.
    insanların kendi kelimeleri ve kendi deneyimleri olmadığından içine girdikleri bu “beğen”
    kıskacı aslında geçici bir oyalama sağlar. kullanılmayan organlarımızın gücünün düşmesi gibi
    kullanılmayan bu zihin hikaye oluşturamadığından başkasının hikayesini almak, geçici olarak
    kabullenmek, yaşamak ve gerçek bir insan olmanın duygusundan uzaklaşmak durumundadır.
    gerçek bir insan olmak ancak deneyimlemekle mümkündür. göğün rengini hayranlıkla izlemek
    yerine göğün rengini hayranlıkla izleyen bir insanı izleyecek olan insanları düşünerek
    yapılmış bir hareketler bütünü insanı ancak bir “aptal” yapar.
    genç nesilin ölümüne savunduğu ve özdeşim kurduğu yazar, çizer, şarkıcı ya da oyuncuların
    çoğunun bu estetik verimliliğin çok altında kaldığını ancak insanların bunun
    değerlendirmesini yapamayacak kadar zayıf durumda olduğunu söylersek yanılmış olmayız.
    devletler,önce estetiği değiştirir sonra etik değişiverir. değişen bu dünyanın etiğinde
    ideal insan olma tasavvurunu anlamaya çalışan sıradan biri bile zayıftır ve yalnızdır.
    kimse mükemmel olamaz derler. mükemmelin tanımı bile kirlenmişken basit bir insan olmayı
    eksik bir şey gibi gösterirler ve insanlık giderek budala yolunda yürür.
    kelimeler her şeydir. kendi kelimeleriniz var mı?

    size verilenler üzerinden mi dünyaya bakıyorsunuz?
    yüksek ihtimalle düşüncenin derinliğini anlamayacaksınız ve heyecanla laf yetiştirmeye
    çalışacaksınız ya da kimsenin görmediği kısa bir yazı olacak bu.
    gören gözlere ulaşır umarım.
    değerli olduğunu düşündüğünüz şeyler değerli değil.
  • şu sözlük ortamından tanımış olduğum ender değerli insanlardan birinin yazdığı ve bir matrix hayranı olarak çok değerli bulduğum şahane yazı.

    favori alması çok sevindirmiş, lâkin altına başka yazıların doldurulmamış olması şaşırtmamıştır. başka ''çok daha önemli'' başlıklarla uğraşmakla meşgul insanlar zira.

    neyse, biz gelelim mevzuya. çok önemli ve çok güzel bir yazı evet, fakat katılmadığım, daha doğrusu aslında eklemek istediğim diyelim, bazı noktalar var. yazıda kaçan bazı noktalar var diyelim.

    yazıda bahsedildiği gibi üstyapı, bize bir dünya sunuyor ve çoğu kişi bu üstyapıya kendi isteğiyle, kayıtsız şartsız teslim oluyor. fakat burada şuna işaret etme gereği duyuyorum:

    yazı bana bu anlamda, ''konfor alanından çık'' temalı gibi geldi. fakat aslında ''konfor alanından çık'' sloganı da üstyapının kişilere sunduğu bir slogan. tasmayı biraz daha uzatmak gibi yani, konfor alanından çık. yazı bunu doğrudan söylememiş ya da bu niyetle yazılmamış olabilir, ki hiç sanmıyorum hakikaten de böyle olmuş olabileceğini, fakat yazıyı okuyunca burnuma böyle bir koku geldiğini söyleyebilirim.

    dolayısıyla, birincisi: bize sistemin uydurduğu ''konfor alanından çık'' sloganından hareket ederek mi konfor alanımızdan çıkıyoruz, yoksa gerçekten konfor alanımızdan çıkmaya mı çalışıyoruz? daha da önemlisi, ikisi arasındaki farkı nasıl ayırdedebiliriz? gerçeğin çok basit ve net bir şey olduğunu düşünen bana göre bu da çok basit:

    eğer üstyapının size sunduğu rahatlık alanından çıkmış olmak, sizin için dağılmak, dağıtmak ve mastürbatif şeyler yapmak anlamına geliyorsa ve mastürbasyonun da ''kendi eliyle kendini aptallaştırmak'' anlamına geldiği gerçeğini düşünürsek... kusura bakmayın ama geriye gidiyor ve konfor alanınızdan çıkmış olmuyorsunuz *

    yok, eğer konfor alanınızdan çıktığınızda zorlanıyor, hakikaten matrix'teki neo gibi ''ulan bütün deneyimlediklerim esiri olduğum şeylermiş'' diyorsanız ve dağılmanıza sebebiyet verecek şeylere takılmadan hakikaten kendi yolunuzda ilerleyebiliyorsanız...

    işte o zaman konfor alanınızdan çıktınız demektir. geçmiş olsun.

    konfor alanında kalmak sizden istenileni yapmak demektir. pavlov'un köpeği olmanız demektir.

    konfor alanından çıkmak ise istediğinizi yapmak demektir.

    denklem çok basit. soru: dağılıyor muyum, yoksa süreç gerçeğiyle yüzleşerek gerçekten istediğim gibi olmaya ve kendimi gerçekleştirmeye çalışıyor muyum?

    toplumsal olarak baktığımızda da şunu eklemem gerekiyor:

    muhalefette bir ''istediğimiz gibi yaşayamıyoruz'' söylemidir gidiyor. ama ''istediğim gibi yaşamaya çalışıyor muyum?'' sorusunu soran, bana kalırsa çok azdır.

    bunu sormaya başladığımız an eminim cevabı da kolaylıkla bulacağız. buraya kadar okuma zahmetine katlandıysanız teşekkürler.
  • aşure yerken beni rahatsız etmeyin, kalbinizi kırarım.