şükela:  tümü | bugün
  • yıl 2000, aylardan ocak... babaannem henüz ölmüş... bünyem çatal error vermenin eşliğinde... o dönemki iş denen mahkumiyetimden izin almışım ve istanbul'a gelmişim. koca şehirde bildiğim tek adres guru'nun adresi... öyle böyle derken guru'nun eve ulaştım. guru'nun da aşkı eve yok henüz (eğer guru isim vermediyse benim vermem doğru olmaz) her neyse efendim. oturduk, yerleştik derken bir kısım vakit geçti. türkü, şarkı, rakı derken de pek bir güzel yolumuzu aldık. o sırada guru işi nedeni ile nete girdi. o telefonlarda tuhaf seslerin çıktığı dönemdi bu. neyse efendim. işini gücünü bitirdi ve ekşi sözlük denen bir yere girdi. anlattı işte benim arkadaşı kurdu (ki burada kurma sebeplerini de anlattı ama ssg anlatmadıysa ben ne demeye anlatayım) falan filan derken sana da hesap açalım dedim. eh iyi madem dedim ve hesabı açtık. ne bileyim ki ben ekşi böyle fenomen olacak böyle dallamalar yazı yazacak. ben ve türevlerime de ikinci nesil yazar denecek. neyse efendim biz o dönem ekşiyi bir iletişim aracı ya da bilmediğimiz soruların cevabını bulduğumuz yer olarak kullanmak ile meşgul idik. sahiden ekşi "sözlük" sıfatını fazlası ile hak ediyordu o zamanlar.

    bu arada küçük bir ara verip düşünmeniz için bir soru sorayım "neden yıllar güzellikleri yüceltmek yerine çirkinleştirmek üzerine ilerler?"

    uzun lafın kısası o dönemler güzel zamanlardı. gel zaman git zaman her güzel olanın başına gelen talihsizlik ekşinin de başına geldi ve popüler oldu. 3 - 4 - 5 - 10 derken sayamayacağım kadar nesiller türedi bir o kadar da adaylar.

    sonra bu zümre bir dil oluşturmaya başladı. peki dedik. sonra bu zümre ki bir döneme kadar makul kişiler vardı eleştirel yaklaştı saygı duyduk ve sonunda bir yerde hat koptu.

    ekşinin misyonu her boka çomak somakmış gibi her naneye kulp takmaya başlayan bir kuşak geldi ve sonrası da bunları izledi...

    ve ekşi sözlük öz karakterini yitirip galatasaray - arsenal maçı ile ilgili entry girilen, adam akıllı bir kitaba ya da bir filme bok atılan bir mecraya döndü...

    şimdi yazacaklarım başımı ekşi camiasında ne kadar belaya sokar, bu camiadan beni dehlerler mi bilmiyorum ama bunca yıl sonra yazmak zorundayım (burada bir parantez ve süper düzgün yazan kardeşlerim sizi ayrı tutuyorum ama bu dallamaların yanında sadece %10'luk bir dilimde kalıyorsunuz)

    ey kendini dünyanın efendisi sanan ekşiciler ve ekşinin tırnak pisliği bile etmeyecek olan inciciler ve uludağcılar; önce üretin sonra laf sokun. bilgisayarınızın başından efelik etmeye benzemez hayat. kaç beğeni aldığınızı da sallamaz hayat. bir zahmet götünüzü kaldırın ve 8 yıldır bitiremediğiniz ve zavallı ana babanızının aç kalmasına sebep olduğunuz üniversiteyi bitiriniz. o içtiğiniz biraları kendi paranızla içiniz (bakalım o zaman 15 bira yerine 3 bira mı alacaksın) sonra da üreten insanlar arasına karışınız ki üretilene laf etme hakkınız doğsun.

    cem yılmaz'ın son filmi iyiydi kötüydü tartışmasını bir yana koyuyorum. ki benim akademik ve mesleki birikimim dolayısı ile gayet rahatlıkla bir iki cümle söyleyebilirim. peki siz ey şuursuzlar hangi temele dayanarak koca bir ekibin emeğine bok atma hakkını kendinizde buluyorsunuz. ya da aile arasında filmine sinemada gitmek yerine internette düşse de izlesek diye beklerken görmediğiniz şeye sırf popüler kültürün önemli figürleri dahil diye bok sürüyorsunuz?

    daha sayım mı... sayarım şerefsizim ama siz anlamazsınız.. siz utanmazsınız... hatta bana kızar... bana küfreder ve beni afaroz edersiniz ama gerçek bilgi, gerçek emek öyle bir şey ki her koşulda sizi ezip geçer, yok eder...

    uzun lafın kısası her naneye bok atıcı efendiler. azıcık edepli olun, ettiğiniz lafın ilerisini gerisini düşünün ve öyle yazın. çünkü hayat dediğiniz nane var ya klavyeniz ve baktığınız (artık kaç inçlikse) o ekrandan daha büyük...

    ha bir de o laf ettiğiniz kitaplar, filmler ya da türevi işler var ya makul bir yeriniz yiyorsa siz yapın da görelim...

    özet ilen yemişim sizin ekşi ağzınızı... az akıllı ve az saygılı olunuz...