şükela:  tümü | bugün
  • 2005 yapımı ispanya yapımı bir film noir.

    naif ve dingin bir yapıda ilerleyen ve bununla beraber suç filmlerinin temel dinamiklerini özgün bir biçimde kulanabilen bir yapıtla karşı karşıyayız. yönetmen fabián bielinsky kariyerinin üçüncü basamağında umut veriyor.

    sinemanın endüstriyel sunumunun dışına çıkmak isteyen her bünyeye şiddetle tavsiye olunur...

    not:filmin ismi ise epilepsi hastalarının baygınlık anına geçme öncesi yaşamış oldukları beş saniyelik bilinç kaybını ifade ediyor.
  • 2005 yılı mahsulu fabian bielinsky tarafından yönetilmiş olan arjantin / fransa / ispanya ortak yapımı film. the aura olarak da bilinir.

    kendi halinde bir taksidermist olan esteban espinosa (ricardo darin) epilepsi hastalığından muzdariptir. fotoğrafik hafızası sebebi ile bir gördüğü ayrıntıyı asla unutmamaktadır. hobi olarak mükemmele yakın suç planları yapmakta ama cesaretsizliği sebebi ile bunları uygulamaya sokamamaktadır. bir gün bir arkadaşı tarafından avlanmak üzere şehir dışına davet edilir, kabul eder. şehir dışında kendisini hayatı boyunca düşlediği fırsatın beklediğinden bihaberdir. olaylar gelişir.

    2000 yılı mahsulu ilk filmi nueve reinas (dokuz kraliçe) ile ses getiren yönetmen bielinsky uzun zamandır beklenen (en azından ben bekliyordum) ikinci filmi (1983 tarihli kısa filmi el espera'yı saymazsak) ile de beklentileri boşa çıkarmadı. ilk filminde olduğu gibi bu filminde de bir suç hikayesi anlatılıyor. ilk filmde baskın öge olarak komediyi kullanan bielinsky bu filmi ile film noir dinamiklerine açıktan açığa göz kırpıyor. (iyi ki de yapıyor) aşırı derecede ağır olan temposuna rağmen film sıkıcılığın kenarından dahi geçmiyor. aksine bu kadar ağır ilerleyen bir tempoda nasıl bu kadar heyecan içinde ekrana kilitlendiğimi şaşkınlıkla gözlemledim. sanırım uzun zamandır bir filmi izlerken bu kadar keyif almamıştım. şiddetle tavsiye edilir.
    film çeşitli uluslararası festivallerde dokuz adet ödül kazanmış.
  • gelmiş geçmiş en iyi köpek oyuncuyu barındıran film.
  • sinemada hep farklı bir arayış olduğundan ya da ortalık farklı olma çabası içinde olan filmlerle dolu olduğundan çok daha farklı bakılan ve sevilen bir film, iyi bir neo noir. oyuncu seçimi, sinematografisiyle ve sakin yönetimiyle göz doldurmuş yönetmen fabián bielinsky' nin bir daha film çekemeyecek olması sinema adına kayıp olsa gerek.
  • uzun zamandır izlediğim en heyecanlı filmdi. evet, bütün o ağır temposuna rağmen hem de. uykusuzluktan bitkin bir haldeyken, iki üç defa "lan siktiret, gidip yatayım" diyerek televizyonu kapatma teşebbüsünde bulundum, ancak yine de filmi yarıda bırakamadım. "koltuğa çivilenmek" denen hadise bu olsa gerek.

    --- spoiler ---
    ayrıca, son sahnesi tam anlamıyla bende şok yarattı. kısacık bir an içinde 180 derece gidip gelmemi sağladı diyebilirim. esteban'ı hayvan doldururken gösteren kamera, yavaş yavaş yana hareket ederek köpeği gösterdi. işte o an sandım ki, olayların akışı içinde kendisini bir gölge gibi takip eden, geceleri de konu komşunun evcil hayvanlarını parçalamaktan geri kalmayan bu karanlık ruhlu itoğlu iti öldürüp doldurmuş. "aferin lan, içindeki vahşi yaratığı ortaya çıkardın sonunda, seni hayvan" diye keyiflenmişken, köpeğin hareket ettiğini, ölü olmadığını farkedince de, "ulan allah belanı versin, amın oğlu esteban" yorumunu yapıverdim. o kadar badire atlatmış, ama yine esteban, yine esteban.. herkes ölmüşken, azıcık uğraşıp zırhlı arabayı açarak parayı almaya bile tenezzül etmeyen naif esteban. o it kadar taş düşsün kafana senin. yönetmen, adamla ilgili tüm umutlarımı üç beş saniye içinde yerle bir etti resmen.
    --- spoiler ---

    yönetmen demişken, bu kadar erken aramızdan ayrılması tek kelime ile yazık olmuş. sinema dünyasının efsaneleri arasına girecek potansiyele sahipmiş bence.
  • garip ama guzel islenmis, yavas ilerleyen ama heyecanli bir bekleyiste birakan, patagonya ormanlari'nda gecen yogun atmosferli noir mi noir bir film. kurt kopegi oyuncumuz filme ayri bir mukemmelik katmis, o bakislar, o tavirlar, profesyonel oyunculara tas cikartacak cinsten.. film yavas demis miydim?
  • çok hüzünlü, insanın içine kasvet üstüne kasvet dolduran bir film.
    "tevekkül" olabilirmiş ismi, türkiye'de çekilseymiş...

    --- spoiler ---
    esas adamımız hastalığını (aslında "el aura"yı) anlatırken; bu hastalıkla yanyana gölgesi gibi alışmış vaziyette nasıl yaşadığını, hastalığın tüm getirilerini nasıl kabullenmiş olduğunu görüyorsunuz. hatta güzelleştirmiş bile. kopmuş kolundan kalan boşluğa bakıp "hava ne güzel doldurdu o boşluğu" demek gibi bir şey. çok acayip.

    ve ben hayatımda bu kadar tevekkül ve korkuyu birarada görmedim. adamın en başta daha dietrich'i vurduğu andan başlayan o kadar sakin bir çaresizliği, suskun bir el ayağa dolanması var ki... o çaresizlikten kabulleniş, resmen ekranın içine girip adama sarılma isteği doğuruyor insanın içinde; "senin suçun yok, halledilir" filan diye patpat sırtına vurmak istiyorsunuz. o ne hüzündür...

    --- spoiler ---
  • tıraşlanabilecek kısımlarına ve uzunluğuna rağmen sağlam bir noir.

    --- spoiler ---

    --- spoiler ---

    baş karakterin filmin başında ve sonunda doldurduğu hayvanlarla kişiliği arasında parallellik bulunan film. şöyle ki: başlangıçta tilki dolduran karakterimiz banka soygunu planını anlatırken, arkadaşının "neden kimse başaramadı" yollu sorusuna "çünkü soyguncular da polisler de salak" der ve kendisinin ne kadar akıllı, fotografik hafızalı ve detayları yakalayan biri olduğunu ima eder. ancak asıl soygun planındaki küçük bir ayrıntıyı -gördüğü halde- gözden kaçırması ve film boyunca davranışları, aslında öyle kurnaz ya da üstün biri değil, basbayağı bir sürüngen olduğunu gösterir.

    --- spoiler ---

    --- spoiler ---
  • çılgın aksiyonlar içinde boğulmadan, son derece naif bir biçimde de suç filmi çekilebileceğinin kanıtıdır bu film. fabián bielinsky yaşasaydı bugün bu tür çok başka yerlerde olurdu. ve büyük ihtimalle ricardo darin'in de holivud tarafından posası çıkarılmış olurdu. bir diğer muazzam ve de naif, yumuş yumuş suç filmi için mutlaka; (bkz: nueve reinas)

    filmde beni en çok vuransa geri planda hayvanlar ve insanlar - daha doğrusu hayvanlar ve baş kişimiz - arasındaki ilişkinin anlatımıydı. buna benzer bir anlatım jagten'de de çok içime dokunmuştu. bu konuda daha fazlasını söylemek spoilera girecek fakat yine de;

    --- spoiler ---

    yalnız köpek şahitti.

    --- spoiler ---

    bir de söylemeden geçemeyeceğim; ricardo darin bence yaşayan en iyi aktör olabilir. on yedi yıldır, kafamın içinde yazılı duran "bence en iyiler" listesinde, jack nicholson'ın oturduğu koltuğu son bir senedir kendisi işgal ediyor.
  • temposu yavaş,zaman zaman ilginizi kaybettiren finali sönük,iyi bir senaryoya sahip ama filme bunu yansıtamayan bir yönetmen...beklentilerimi karşılayamadı...

hesabın var mı? giriş yap