şükela:  tümü | bugün
  • neredeyse beşikteki günlerde dinlenerek hafızaya nakşolmuş bir güzel türkü.
    elinde biberonla 45'likten bunu pikaptan dinleyene allah acısın madem.
    sevginin kanunu hafızadır insan hıfzettiğini sever imiş ya, sevilir çok bu da.
    ayazın ortasında, karın buzun, fırtına boranın ortacık yerinde, en derinde
    ciğeri yanan erzurumdan, muharrem akkuş ile yücel paşmakçı
    derlemişler kardeş kardeş.
    derde eş, dertliye eş.

    eledim eledim höllük eledim,
    aynalı beşikte canan bebek beledim.
    büyüttüm besledim asker eyledim,
    gitti de gelmedi canan buna ne çare,
    yandı ciğerim de canan buna ne çare.

    bir güzel simâdır aklımı alan,
    aşkın sevdasını canan sineme saran.
    bizi kınamasın ehli din olan.
    gitti de gelmedi canan buna ne çare,
    yandı ciğerim de canan buna ne çare.
  • türkü içinde geçmekte olan kore savaşına dair dörtlük, trt arşivlerinde bilerek tamamen çıkartılıp türkünün kalan dörtlüğüyle devam edilmiştir. nitekim musa eroğlu'da bu konuya bir röportajında değinir.
    "derlemelerde herhangi bir erkten korkulmamalıdır. utanç duyulmamalıdır. toplumun, sosyolojik-psikolojik yapısını anlattığı için, tarafsız bakılmalı türkülere. hiçbir görüş, bakış açısı, türküleri etkilememeli. 1950'lerde yakılmış bir türkü var. kore'ye ilk asker gönderdiğimiz zamanlarda, anaların çocuklarının kore'ye gitmemesi için söyledikleri bir türkü var. (analar sokağa çıkıp nato'ya hayır! dememişler, ama türkü söylemişler.) biz ondan korkmuşuz, törpülemişiz, türküyü; "kore dağlarında ot kucak kucak - bilse doğurmayacak bak - rahmet yerine kurşun yağacak - gitti de gelmedi buna ne çare" beyler rahatsız olmasın diye, sen o türküden bu kısımları çıkar, "bir güzel simadır aklımı alan/ aşkın ateşiyle dağlara salam..." diye devam et. türküyü tahrip et. bu, katlidir türkünün. evet, öldürülmesidir türkünün. "

    bu küçük "düzenlemenin" sebebi için (bkz: diyet/@blurry)
  • volkan konak ın mora albümündeki yorumunda nazim hikmet in şiiri de vardır içinde:

    dört nala uzak asyadan bir kısrak başı gibi
    akdenize uzanan bu memleket bizim
    bilekler kan içinde dişler kenetli ayaklar çıplak
    ipek halıya benzeyen bu toprak bu cehennem bu cennet bizim

    kapansın el kapıları bir daha açılmasın
    yok edin insanın insana kulluğunu
    bu hasret bizim
    yaşamak, yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,
    ve bir orman gibi kardeşçesine
    bu davet bizim
  • buruk anadolu kadının ağıtıdır. söyleyen ses ne kadar kötü olursa olsun* her daim acıyı hissettirendir, salya sümük ağlatandır*.
  • yeniceli kemal in taş plağa okuduğu türkü
  • hasret ve özlem şarkısı genelde sevgilisi askerde olan kızlar dinler. tabi bunu aşıp sabahın köründe "gittide gelmedi buna ne çaraaa" diye hönkürmek ayıptır. komşular rahatsız olur.***
  • nedense bana "höllük eledim" kısmıyla dokunan türküdür.
    höllük o zamanlar şimdilerin ultra primalarının emici ve yüzeye çıkmayacak şekilde hapsedici kısmına karşılık gelen çamurlaşmayan bir çeşit topraktır.
    bu toprak çocuğun altına bağlanan bezde kullanılır veya ısıtılarak keselere doldurulup çocuğun üşümemesi için sırtına karnına falan konulurdu çok değil 40-50 yıl önce özellikle anadoluda.
    sen böyle zahmetlerle büyüt yetiştir, askere yolla ve ölüsü dönsün, daha da kötüsü ölüsü bile dönemesin.
    içim kabardı yine. annelerin hakkı ödenmez, burdan da tüm annelerin anneler gününü kutluyorum.
  • an itibarı ile show tv de volkan konak tarafından muhteşem icra edilmektedir.

    (bkz: meraklısına)
  • savaş eleştrisi bundan daha güzel yapılamazdı. bir annenin feryadı, bir ton beylik lafa değiyor. taşı bile eritir.

    eledim eledim höllük eledim
    aynalı beşikte bebek beledim
    büyüttüm besledim asker eyledim
    gitti de gelmedi buna ne çare

    sen büyütürsün, beslersin, sevmeye kıyamazsın. sonra bir gün vururlar, kıyarlar.

    not: vatan sağolsun demiyor, bunun çaresi yok diyor