şükela:  tümü | bugün
  • okunan kitabı ya da makaleyi yüceltebilen veya yerin dibine geçirebilen okuma biçimi. kutsal kitap okuma seanslarında tavsiye edilir.
  • "okur-yazar"lıktan, "okur"luğa giden yolu gösterme amacıyla emin özdemir tarafından kaleme alınmış bir kitap.
  • keyif almak için değil, bilmek için okuyanların ve zamanla bilmekten keyif almayı öğrenenlerin işi. metnin içine girmez eleştirel okur, nesnelliğini korur. en sürükleyici romanda bile özdeşleşmez bir karakterle. böyle bir iş, böyle insanlar işte.
  • yararli bir okuma yontemi. kisiye soran, sorgulayan ve aydinligi arayan kisilik kazandirir. kisiyi bilinclendirir. kisiye yorumlama, yargilama ve kendine ozgu degerlendirme yetisi kazandirir.
    ayrica
    (bkz: elestirel dusunme)
  • "eleştirel okuma" iddiasına göre tek kelimeyle özetleyecek olursak, "zayıf"; iki kelimeyle özetleyecek olursak "çok zayıf" bir kitap. cumhuriyet sonrası nesildeki temiz ama sığ didaktizme biraz da memur zihniyeti ekleyin işte karşınızda eleştirel okuma. arada güzel metinler de var ama yazar alıntılardan sonra konuşmaya başladığında kitabın ritmi düşüyor, sıkıcı ve sığ bir didaktizm, siyah-beyaz dönem trt sunucuları gibi alıntılara kontrast oluşturan cansız, tutkusuz, renksiz yorumlar geliyor.

    aşırı didaktik, öğretmen gibi konuşuyor ve daha kötüsü kendi söylemiyor işte çetin altan söylemiş, işte ataç , işte haldun taner söylemiş diye alıntılar arasına sıradan yorumlar yapıyor. ha belki üniversiteli tıfıllara hitap eden bir frekanstan konuşmasından kaynaklı. o da cumhuriyet sonrası neslin üzerine vazife edinirken içlerine sinen genel temiz sığlığını, bildiğini zanneden öğretici tavrını genel olarak açıklayabilir. keçecizade paşamızın şu meşhur fıkrasındaki fransız setresi - acem donu muhabbeti gibi.

    orijinalini bilmeyene tanıtım amacıyla yazılmış temeli zayıf, "çeviri" yaklaşımlar. dolayısıyla "eleştirel okuma" iddiasıyla çıkılan avdan bir iki tavşancık avlayıp dişimizin kovuğuna yetmeyecek ganimetlerle dönüyoruz. belki hiç yorum olmasa, sadece seçki olsa daha güzel bir kitap olabilirdi. ama o da beni pek tatmin etmedi çünkü yorum ve keskin zeka zevkten bağımsız değil.

    kitaptan birkaç alıntı:

    "okumayı ögrenmek sanatların en gücüdür ben bu işe yaşamımın seksen yılını verdim yine de tam olarak ögrendiğimi söyleyemem " goethe

    "biraz da okuduğunu sindiren, ondan tam anlamıyla faydalanan okuyucu tipi üzerinde duralım; etkilenmeden geçmeyi değil de bunun fazlasını isteyen okuyucu, bu aradığını nerede ve nasıl bulacaktır? okuma onun için "hobby" olmaktan çıkmış, hayatın bir nimeti olmuştur. kitapları elinin altındaki en yakın dostlarıdır. onun kitaptan duyduğu tadı belki bir müzik parçası çalanın, açık havada bir gezi yapanın ya da bahçeyi seyre dalanın zevkine benzetebiliriz. bu anlamda bir okuma iki insan ruhunun en yakın teması demektir. okuyucu "güzel"in yetiştirici etkisi altında dünya üzerine bilgisini artırmak ve derinleştirmek amacıyla yanar. fikirlerinde yanılmadığını görür. çevresindeki insanlarda bulamadığı anlayış, olgunluk ve avunmayı kitaplarda bulur. kendini tartar, kişiliğini ve kaderini tanır.

    böyle bir okuyucuya, işlenmemiş kafalarıyla duymalarına imkân olmayan bu zevklerin yabancısı birtakım kişilerin, bilmedikleri, daha doğrusu bilemedikleri değerleri küçümseyerek "hayatını tanımayan kitap düşkünü adam" damgasını vurmaları ne kadar yersizdir. " walter winkelmann

    "sanatçının görevi, nesneyi kavrama konusundaki gündelik alışkanlıklarımız ile gerçeğin kendisi arasına bir perde gibi giren örtüyü ötesinden berisinden delmektir"
    t.e. hulme