*

şükela:  tümü | bugün
  • elgar'in onemli son bestesidir ve concerto elgar'in savas donemindeki (1914-18) ruh halini yansitir, dramatiktir, huzunludur, duyarlidir ve kuskundur. ayni donemde bir arkadasina yazdigi mektubunda "everthing good & nice & clean & fresh & sweet is far away never to return" sozleri concertonun tanimi gibidir ve savas doneminin umutsuzlugu sanatcinin notalarina yansir. jacqueline du pre ilk yorumladiginda bir cok kisi concertoyu "never to return" olarak adlandirmistir.
    (bkz: edward elgar)
    (bkz: jacqueline du pre)
  • jacqueline du pre'nin hayatını anlatan hillary and jackie adli filmin sountrackinin başlıca parçalarındandır. sinemadan mırıldanarak çıkılır ve kasteçilerin yakasına yapışılır. işin güzel tarafıysa soundtrack'teki kaydın jacqueline du pre'ye ait olmasıdır.
  • bir bolumunde blackmore's night'ın "ghost of a rose"una rastlayabileceginiz beste.
  • baska hiçbir eserde rastlamadigim garip bir özelligi olan eser. 4. bölümün son dakikasi içinde birinci bölümün basindaki o yikici melodi aynen tekrar çalinyor. diger bölümlerinde ilk bölümün ana temasini hatirlatan eserler vardir (ör: rachmaninoff 3. piyano konçertosu) ama o temayi aynen son bölümüne tasiyan bir konçertoya hiç rastlamamistim. ilk bölümün agirligindan sonra bir parça nefes alir gibi oldugunuz son bölümün sonunda parça küçücük bir es veriyor ve son darbe: o öldürücü melodi tekrar karsinizda. elgar o kaybedilmisligi, gidenlerin geri dönmezligini bir kez daha vuruyor suratiniza ve parçayi bitiriyor. ama araya bir kaç mezür daha koyarak, sanki gidenlerin yasini tutmaniza bile izin vermediklerini söyler gibi.
    dinledigim en derin en müthis eserlerden biri ve kuskusuz jacqueline du pre virtüozitenin egosundan, enstrümanin sinirlarindan, ve notalarin cenderesinden kurtulup salt müzige ulasabilen ve bize de orayi gösteren ender sanatçilardan biri.
    umarim elgar da, du pre de huzur içindedirler.
  • kedigillerin yavrularını enselerinden tutup, sinir sistemleri devre dışı bırakarak kaldırması gibi dinleyeni yükselten yükselten yükselten sonra da ulaştırdığı o tanrısal boşluktan yaşamın içine bırakan dev yapıt.
  • içindeki acı beni her dinlediğimde şaşırtan eser.

    bu eser bestelendiği sırada anadoluda hangi türküler söyleniyordu bir düşünmek lazım. yemen türkülerini, çanakkale üzerine olanları, sarıkamış'ta donarak ölen 90.000 çocuk yaşta askerin arkasından yazılan türküleri hatırlamak lazım. onlardaki hala içimizi sızlatan acıyı düşünmek lazım. sonra (ama illa ki jacqueline du preden) elgar konçertoyu dinlemek lazım, özellikle de birinci bölümü. anlamaya çalışmak lazım bir ingilize birinci dünya savaşı'nın götürdüklerinin ne hissettirdiğini. birbirinden bambaşka coğrafyalarda, birbirinden bambaşka kültürlerde aynı olaydan kaynaklanan acıları bambaşka insanların nasıl ifade ettiğine kafa yormak lazım.

    doğunun ve batının acıyı anlayışının da anlatışının da birbirinden başka olduğuna inanırım. bir yana türküleri, diğer yana elgarı koyunca bu fikrim daha da pekişiyor. ama acının her zaman ve her yerde dayanılmaz olduğunu da daha iyi anlıyorum.

    1. dünya savaşını ingilizler kazandı, türkler kaybetti yazar tarih kitapları, bu cümle türk devleti ve ingiliz devleti için doğru olabilir. ama bahsettiğim müzikler göz önüne alınınca ingilizlerin de türkler kadar kaybettiğini düşünmeden edemiyorum.
  • ilk çalınışının konser notları şu linkte görülebilir:

    http://www.cph.rcm.ac.uk/…our/pages/elgarnotes1.htm
  • (bkz: #10178888)
  • saf acının, ağrının dorukları.

    en neşeli anınızı bile eziyete çevirebilecek güçte, aklımın almadığı boyutlarda ve yoğunlukta bir hüzün. öyle bir suçluluk duygusu veriyor ki kalkıp özür dilemek istiyorsunuz edward elgar'dan bu konçertoyu yazacak kadar acıyı gördüğü için.

    evet mektubunda geçen "everthing good and nice and clean and fresh and sweet is far away, never to return" cümlesinden daha güzel hiçbir cümle tanımlamıyor beni yıllardır ağlatan bu konçertoyu.