şükela:  tümü | bugün
  • edebiyat dunyasinin serdar ortac'idir.
  • twitter'da isminin elif şafak / shafak olduğunu gördüğümden beri sinir olduğum kadın. kitaplarında da "yha" falan yazıyo mu?
    öyle yazmasının nedeni ne olursa olsun, ben bunu kabul edemiyorum. edebiyatçısın sen!.. shafaq! hiç bir kitabını okumadım, sırf bu yüzden de okumuyorum, okumam.

    iyi ki eskiden böyle şeyler olmadı. "yok efendim yabancılar ş harfini okuyamaz sh yazalım."
    bi düşünün;

    "beni afvetmeğe fazl-ı ilâhîsi yeter
    sanma hâşâ kerem-i nâ-mütenâhîsi biter." / shinasi

    burayı okuyorsan elif, sana tavsiyem; direkt shafuck yaz. bak tam şafak diye okunuyo.
  • kendisiyle muhabbet etmişliğim vardır. ama örümcek şeklindeki yüzük ve takılarını görünce tüylerim diken diken olmuştu. tasavvufa ilgi gösteriyordu ama o kafa yapısıyla ilgi gösterse ne olur?

    velhasılı kelam kendisine en ufak bir sempati dahi duyamadım. mesele sonradan iyice ortaya çıktı. elif şafak bir tasavvuf esnafıdır, konya'da mevlana lokumları satan meslektaşlarından pek farkı yoktur.
  • hep elit kesim içinden geliyor bu nahoş eleştiriler diyor,
    ah kuzum benim, reklama çıkmasıyla ilgili eleştirileri kast ediyor..
    elit kesim böyle nahoş nahoş eleştiriyormuş kendisini,
    oysa okur öyle değilmiş,
    eline alınca kitabı beğendiyse okuyormuş beğenmediyse bırakıyormuş...
    halbüsü bu elitler niçin başka şeylere de kafa yoruyollar allasen,
    kitabı okusalar ve sussalar ya,
    o da işine baksa,
    cık cık cık...

    ayrıca reklama da kredi kartı reklamı diye bakmamış o,
    mesajını beğenmiş reklamın,
    onçin oynamış..

    kitaptan fazlasına kafa yoran elit oluyor ve nahoş yani..
    elif hanım bile bu kadar oynarsa kavramlarla, etiketlerle,
    elit ne,
    okur ne,
    kredi kartının mesajını beğendim diye reklamında oynadığını söylemek ve fazlasını niye düşünüyorsunuz diyebilmek...
    fazlasını düşünmeyeceksen eğer sen de çok düşünür edalarda mesaj kaygılı köşe esnaflığı yapmayacaksın o zaman..
  • dünkü taraf pazar ekinde kendisi ile yapılan söyleşiye yer verilmiş. yazıda şöyle deniliyor: "elif şafak kitaplarını ingilizce yazmasının nedeni olarak türkçedeki kelime darlığını gösteriyor." ben de bunu "elif şafak türkçeye yeterince vakıf değil." olarak okuyorum.
  • okumaya üşenecekler için özet: tek bir paragrafta yüz kızartıcı edebiyat, genel kültür, mitoloji, ve mutfak kültürü hataları yapan ve yanına kar kalan yazar.

    bit palas'ın benim elimdeki metis 8.basımında172. sayfada şu ifadeler geçiyor:

    "karısı nadya mektubunda eğer yeryüzündeki tüm yiyecekler arasında incil'de anlatılan babil kulesine benzeyen bir şey varsa, bunun aşure olması gerektiğini anlatmıştı. tıpkı babil kulesinde olduğu gibi, aşure tenceresinde de başka zaman bir araya gelmeyen farklı farklı türler buluşup kaynaşmadan karışmayı başarıyorlardı. kuledeki işçiler nasıl birbirlerinin dilinden anlamıyorsa, tenceredeki her bir malzeme de hem diğerleriyle ortak bir lezzet oluşturuyor hem de kendi ayrıklığını koruyordu. pişmiş aşureden çıkan incir onca işlemden geçip bunca zaman kaynamış olmasına rağmen hala kendi tadını muhafaza ediyordu."

    bu paragrafta kaç tane yüz kızartıcı bilgi hatası var? bir saymak ister misiniz? entrinin geri kalanını okumadan önce şu yukarıdaki paragrafı tekrar okuyun bir.

    .
    .
    .
    .
    kaç oha bu kadar da olmaz denen yanlış buldunuz?

    1 ) elif şafak babil kulesi hakkında, hele hele saf hali incilde geçen kulenin hikayesi hakkında ya zerre kadar bilgiye sahip değil ya da bile bile kafasının tersine çeviriyor sırf edebiyatından liğme liğme dökülen oryantalizmine malzeme edebilmek için.

    bir kere babil kulesi işçleri farklı farklı diller konuşmaz benim sözde akademisyen cahilim (hem de doğu felsefesi falan biliyor sözde ama daha babil- sümer- incil hattına bile hakim değil). insan kavmi nuh tufanından sonra batıya doğru hareket eder. tek bir amaç, tek bir dil, tek bir kültürleri vardır. birliktem güç doğar. shinar'da (türkçesini bilmiyorum affedin) bir kule şehir kurmaya karar verirler. bu kule şehrin tepesi o kadar yüksek olacaktır ki göğe varacak, göğü delecek ve cennete varacaktır. insanoğlu tanrı katına erişecektir. tanrı ilk başta fazla iplemez. ölümlü, günahkar ve zayıf iradeli insandan çekinmez. ama tufan sonrası birlik olan insanlar durmak bilmez. tanrı bakar ki iş ciddiye binmiş. bunlar durmayacak lan der ve önce tek dillerini binbir dile böler sonra da her bir grubu dünyaya dağıtır ki bir daha birlik edip zındıklık etmesinler.

    yaratılış 11.1-9 (genesis 11.1-9) dur hadi hatta sözlerini yazayım da tam olsun

    1 başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı.

    2 doğuya göçerlerken şinar bölgesinde bir ova buldular ve oraya yerleştiler.

    3 birbirlerine, "gelin tuğla yapıp iyice pişirelim" dediler. taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar.

    4 sonra, "kendimize bir kent kuralım" dediler, "göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. böylece yeryüzüne dağılmayız."

    5 rab insanların yaptığı kenti ve kuleyi görmek için aşağıya indi

    6 ve şöyle dedi: "tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar.

    7 gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki birbirlerini anlamasınlar."

    8 böylece rab onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu.

    9 bu nedenle kente babil adı verildi. çünkü rab bütün insanların dilini orada karıştırdı ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıttı.

    yaa böyle işte elif hanım. ortaokulda edebiyat dersini hepten boş geçmeyen herkesin aşina olduğu babil kulesi hikayesini nasıl bilmezsiniz?

    - işçiler farklılıklarını hiçe sayıp bir araya gelmediler. onlar zaten birdi. tanrı gelip dağıttı.
    - dilleri de farklı farklı değildi. dillerini de tanrı gelip dağıttı.

    satır arasında kültürler birleşmesi, asimilasyon olmadan beraber yaşamak, ortak amaç uğruna farklılıkları aşmak falan diye mesaj vereceğim diye, iki kuple mozaik güzellemesi yapacağım, hemen her kitabında yaptığı doğu-batı zımbırtısını yapacam diye koca babil kulesi efsanesini bile tepetaklat etmiş işte. izin verimyorum kardeşim. başka metafor bul aşureye. mozaik de, melting pot de. melting pot'da olduğu gibi karışıp gitmiyorlar de ne bileyim. babil'i alet etme.

    zaten hangisi daha kötü bilemedim. bilmemesi mi yoksa bile bile tersine çevirip okuyan milleti aptal cahiller yerine koyması mı.

    gelelim ikinci büyük hataya.

    birinci hata entelektüel birikimi ve yazarlık yeteneğiyle ilgili idi. bu ise mutfak kültürü ile ilgili.

    bak elif şafak hanım kızım. sakın mutfağa girip aşure falan yapmaya kalkmayasın. yok yani kuru inciri baştan atıp kaynatmaya katacaksın da rezil olmasın güzelim tatlı. yahu nerde görülmüş kuru incirin, üzümün kaynarken içine atıldığı aşurenin? buğday haşlanır bir gün önceden. ertesi sabah üstünde biriken kabuk sıyrılıp atılır. nohut ve fasulye katılır. onlar yumuşayana kadar haşlanır. ateşten alınır ve diğer tüm malzemeler katılır içine. incirdi, kayısı kurusuydu, nar tanesiydi kaynamaz.

    hadi bak bu da benden sana mutfak tavsiyesi olsun. kitaba yalan yanlış yazmışsın, bari yapayım derken eline yüzüne bulaştırma.
  • bir ömür mevlana ve şems'ten ekmek yememesini, tüketecek yeni madenler bulmasını ve bu iki allah dostunu rahat bırakmasını temenni ettiğimdir.
  • "bir yanım hep göçebe..."

    ben bıktım ama bu kadın her fırsatta şu klişenin dibine vurmaktan bıkmadı, bıkamadı.

    düşünüyorum bazen; "aşk, farkındalık, göçebe, bavul, hüzün, özlem, havaalanı, lâl, mesnevi, kahve, yağmur, doğu, batı, kelâm, âlem, yolculuk" kelimelerini yasakladık sana deseler ya bu kadına, ne yapar acaba?

    günde 150 kelime kullanarak konuşanlar familyası misali, bu kadın da yazdığım kelimeler ve türevlerine takılıp kalmış. habertürk'teki yazılarına bakayım diyorum bazen, krize giriyorum.

    çıkarıver şu saydıklarımı lügatından elif'im, ne olacak çok merak ediyorum. geriye ne kalacak?
  • twitter'da kendini parlatırken, aldığı kimi yanıtlar cool duruşunu çiziyor.

    elif safak/ shafak başbakanvekili bülent arınç polisin-hükümetin hatalarını kabuledip geziparkı göstericilerinden özürdiledi.bu adımı önemli& olumlu buluyorum

    - /- ticari sağa çek
  • türkiyenin edebiyat yanlışlarının başında gelir. mevlana olmasaydı şu an muhtemelen ya bujiteri ya da emlak dükkanı işletirdi.